Halil BERKTAY
Halil BERKTAY

Gazete: Serbestiyet.com

Aile, kürtaj ve Stalinizm

  • 21.06.2012 00:00

 Fransız milliyetçiliğini anladık; Faşizmi ve Mussolini’yi anladık; Nazizmi anladık. Peki, Sovyetlere ne oluyor(du) ?


Karanlık Kıta
’da Mazower, Bolşeviklerin ilk ağızda cinsiyetler arasındaki ilişkilerde “nefes kesici” ufuklar açtığından söz eder : Kilisenin gücünü kırarak, ataerkil ayrıcalık geleneklerini silip süpürerek, kadınların da boşanma dâvâsı açma hakkını tanıyarak, Rus kadınlarını hızla özgürleştirdiler; Avrupa’da eşi olmayan bir serbestliğe kavuşturdular. Hattâ bazı Sovyet siyaset önderleri, zamanla aileyi tamamen feshedip özgür kadın-erkek birleşmelerini özendirmekten bile söz ediyordu. Devletin ve diğer burjuva kurumlarının “sönüp gitmesi”ne, savaşın zaten paramparça ettiği Rus ailesinin de “sönüp gitmesi” eşlik edecekti.

Hiç de öyle olmadı oysa; ismi var cismi yok, “proletaryanın kurtuluşu”ndan ibaret, somut çehresi henüz hiç tanımlanmamış bir Sosyalizm uğruna Çarlığı deviren 1917’yi, net olarak 1928’den itibaren Stalin’in “İkinci Devrim”i izledi. Aslında Sosyalizmi neredeyse sıfırdan tanımlayıp biçimlendiren; “devlet mülkiyeti + zorla kollektivizasyon + emredici planlama + hızlı sanayileşme” ayaklarına dayalı, cebrî bir ulusal kalkınma modeline dönüştürüp doktrinleştiren de bu “İkinci Devrim” oldu. Söz konusu şablon 1945’ten sonra bütün Doğu Avrupa ülkelerine, Çin’e, Küba’ya ve (yumuşatılmış bir “Kapitalist Olmayan Kalkınma Yol” biçiminde) yer yer Üçüncü Dünya’ya ihraç edilecek; bu çizgiden sapma, yerine göre “revizyonistlik” ve “kapitalizm yolculuğu”yla (Mao), yerine göre “liberalizm,” “emperyalizm işbirlikçiliği” ve (anti-Kemalist) “karşı-devrim”cilikle (Doğan Avcıoğlu) bir tutulacaktı.

Daha kısa vâdede ise, (tarihin en temel yasası uyarınca) “İkinci Devrim”in de bazı “öngörülmeyen” sonuçları oldu. Mevcut bütün sosyal ve cinsel ilişkiler tekrar bir yıkım ve dönüşüme uğradı. Köylü kadınlar şehirlere akın etti; İngiliz Sanayi Devrimini (ve bugünkü Çin’i) andıran “kentsel cangıl” koşulları doğdu. Geleneksel baba ve koca otoritesi diye bir şeyin kalmaması, boşanma ve (evlilik-dışı gebelikler yüzünden) kürtaj oranlarının hızla yükselmesine yol açtı. Bu ise hem mevcut işgücü, hem potansiyel nüfus açısından bir kayıp demekti. Bütün varlığını (Batıya) “yetişmek” uğruna hızla “büyüme”ye hasreden bir Devlet Gücü (ve ona eşlik eden yeni devlet fetişizmi ideolojisi) açısından bu, kabul edilemezdi. Üretim her şeyse, üreme de her şey olmalıydı. Bir Sovyet doktoruna göre, “kürtaj kadınların üretime katkısını azalttığı için devlete ağır bir yük bindiriyor”du; bu yüzden kötüydü ve önlenmeliydi.

Böylece Sovyetlerde Ekim Devrimi’nin birçok vaadi gibi cinsel özgürlük vaadinden de geri dönüldü; Avrupa’ya paralel ama tabii biraz farklı bir üreme ve annelik muhafazakârlığı şekillendi. Fransa’da kürtaj (aile madalyasıyla birlikte) 1920’de yasaklanmış; İngiltere 1929 tarihli Bebeklerin Yaşam Hakkını Koruma Yasası’yla kürtajı bazı durumlarda müebbet hapisle dahi cezalandırılabilir kılmış; Katolik ülkeler kürtaja hep şiddetle karşıyken, Papa XI. Pius’un “evliliğin kutsallığı” tamimi (1930) bu doğrultudaki baskıları iyice ağırlaştırmış; Faşist “Kamu Güvenliği Yasaları” çerçevesinde “İtalyan halkının doğurganlığını kösteklemek” devlet suçu, ya da devlete karşı işlenen suçlar kapsamına girmiş ve yasadışı kürtaj için ağır hapis cezaları getirilmiş, doktorlar böyle bütün vakaları rapor etmekle yükümlü kılınmıştı.

Aynı yıllarda SSCB’de de 20’lerin liberter yasaları, yerini, 1930’larda geleneksel aile değerlerinin tekrar yükselmesine bıraktı. Kadınlar üretici ve üremeci olmaya teşvik edildikçe, kürtaja başvurmaları da adım adım zorlaştırıldı ve nihayet 1936’da tamamen suç haline getirildi. Bu trajik dönüşümün öyküsü, Mazower’ın başvurduğu W. Z. Goldman’ın Women, the State and Revolution: Soviet Family Policy and Social Life, 1917-1936 (Cambridge, 1993) kitabının yanı sıra, Sheila Fitzpatrick, Orlando Figes, Moshe Lewin ve Ron Grigor Suny’nin daha yakın tarihlerdeki Sovyet tarihi sentezlerinin ilgili bölümlerinden de izlenebilir.

İyi de, ister Batıda ister Sovyetlerde, kürtajı gerçekten önlemeye yaradı mı bütün bunlar ? Bu soruya hiçbir yerde olumlu cevap vermek mümkün değil. Mazower’ın harika ifadesiyle, “devletin ne istediği başkaydı, kadınların ne istediği gene başka.” Kısa zamanda görüldü ki, polisin kürtaj yasağını uygulaması Napolyon döneminde ne kadar zorduysa, 20. yüzyılda da o kadar zordur. Savcılar her sınıftan kadınlar arasında son derece yaygınlaşmış bir pratiği engellemede âciz kaldılar. Uzmanlar 30’larda Fransa’da her yıl en az 500,000, küçücük Belçika’da ise 150,000 kürtaj yapıldığını; bu konuda Üçüncü Reich’ın ilk yıllarından bile daha yasakçı olan Weimar Almanyası’nda ise yıllık kürtaj ortalamasının belki 800,000’e yaklaştığını tahmin ediyor.

Özetle, kürtaj düzenli, çağlar boyu ve modern toplumda da oldukça yerleşmiş bir doğum kontrol yöntemi, bir emniyet süpabıdır kadınlar için. Kanun yoluyla yasaklanması, sadece gizli saklı kılmaya ve kadın ölümleri tehlikesini arttırmaya yarar.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar