Halil BERKTAY
Halil BERKTAY

Gazete: Serbestiyet.com

Sosyalistlere siyaset neden çok zor geliyor

  • 25.07.2012 00:00

 Peki, ittifaklar ve birleşik cepheler neden hep sırf şimdi değil, geçmişte, 1960’lar ve 70’lerde de bu kadar anlaşılmaz bir şey, içinden çıkılmaz bir kördüğüm oldu, dönemin reel Solu ve bugün ondan arta kalan, artık bir Sol denmesi imkânsız, belki on yılda tamamen buharlaşacak (çünkü içinde yaşadığı küçük ve giderek daha tuzlu birikinti hiçbir yerden taze su almayan) zihnen sakat “solcu” teressübatı için ?

Pek çok şey gibi bunu da geçmişte birkaç kere yazmışım (örneğin iki küsur yıl önce, 11 Nisan - 3 Haziran 2010 arasında şu başlıklar altında : Çağımızın dönüşümü; Ölü fikirlerin ağırlığı; Teori ve teoremler; Siyasetin yeri; Sınıfa karşı sınıf; Aman bulaşmasın; Siyasetin gölge oyunu; Sorumsuzluğun hafifliği; Demokrasi yalanı; Bilimciliğin rolü; Ya ihtilâlci ya demokrat; Çocukluk hastalığı; Teori mi hayat mı; Leninizm ve Kemalizm). Bu kadarını hatırlıyordum; dönüp bakınca başka şeylerle de eklemlendiğini gördüm.

Sosyalizm tartışmasına döndüğüm(üz)de ortaya koymayı umduğum gibi, gençliğimizde bizi özendiren dürtülere fazla kredi açtığını sandığım Murat Belge, bir noktada yanılıyor : sosyalist olmak, kapitalizmin haksızlıklarına tepki ve isyandan ibaret değildi. Özellikle bizim gibi entellektüeller, sırf bu yüzden değil, aynı zamanda ve hattâ öncelikle teorik nedenlerle Marksist, sosyalist olduk : mevcut düzene karşı çıkmanın ötesinde, yerine ne konacağına çözüm bulduğumuz; daha önemlisi, çözümün sırrını taşıyan bir teori bulduğumuz için ve böyle sihirli bir teoriye sahip olmanın sağladığı yüksek, eşsiz epistemolojik özgüvenle. Onun için, sosyalizmin bitip bitmediğini tartışmak, bize, kötülüğün (kapitalizmin) bitip bitmediğini değil, (a) öncelikle adına sosyalizm dediğimiz çözümün ve (b) ardındaki bütüncül teorinin bitip bitmediğini tartışma sorumluluğunu yüklüyor.

Ve ben nereye baksam, bir kere bu teoride çok ciddî sakatlıklar görüyorum. İkincisi, teori ile Sovyetler Birliği’nde, Doğu Avrupa’da ve Çin’de ortaya çıkan sosyalizm pratiği, realitesi arasında bir zıtlık, bir uçurum, pratiğin teoriye ihaneti diye tarif edilebilecek herhangi bir intibaksızlık değil, tam tersine, ciddî bir uyum görüyorum. “Reel” ya da “var [olmuş] olan” sosyalizmde beğenmediğimiz, karşı çıktığımız, böyle olmaz dediğimiz her bir unsurun, Marx ve Engels dahil, esaslı teorik kökleri mevcut. Öte yandan, “hayır, bu gerçek sosyalizm değildi” tavrı da zerrece kabul edilebilir değil. Kim, nasıl tarif edecek bu (hiç yaşanmamış) gerçek sosyalizmi ? Marx’ın tek tük profetik, aforizmatik cümleleriyle aynı kıta-ı muhayyelde mi duruyor ? Gitmesek de, görmesek de hattâ artık nasıl gidileceğini bile bilmesek de ilelebet bizim olan bir köy mü ? Ortada hiçbir somut proje kalmamışsa, kitleler bütün olumsuz tecrübelerine karşın neden bir kere daha bize inansın ve bu gerçek sosyalizm bayrağı altında toplansın ? Ben bunu da iflâh olmaz derecede idealist buluyorum.

Geçiyorum; bunları daha çok konuşacağız. Şimdilik derdim şundan ibaret : sosyalistleri sosyalist yapan teorinin aksayan ve dökülen yanlardan biri, oldum bittim, şu siyaset ve ittifaklar anlayışı. Küçümsediğimiz “burjuva politikası”nın hiç böyle bir sorunu yok. Sosyalist siyaset ise her tarafından Marksist teorinin icaplarıyla kuşatılmış durumda. Daha en başta, mevcut demokrasi “burjuvazinin diktatörlüğü”nden başka bir şey değil. Hiç işe yaramaz, bununla bir şey yapılamaz. Kamuoyu önünde olup biten her şey, perde arkasındaki bazı gizil güçlerin hükmettiği bir gölge oyunu. Partiler hâkim sınıfların şu veya bu kesiminin kuklası. Bir sonraki aşamada ise zaten devrim patlak verecek ve bizi doğrudan sosyalizme götürecek (ki orada da politika olmayacak).

Demek ki bir kere, şu aldatıcı “burjuva demokrasisi” statükosu ile “proletarya diktatörlüğü = demokrasisi” geleceği arasında, adam gibi politika yapılacak bir moment, bir konak, bir mekân yok; muadilinde, net bir politika teorisi de yok, İlginçtir, onyıllar boyu resmî Marksizm-Leninizm Enstitüleri ve Foreign Languages Publishing House gibi yayınevlerinin veya Batı ülkelerindeki (artık mevcut olmayan) Lawrence & Wishart, International Publishers vb uzantılarının hazırladığı onca derleme arasında, Marx and Engels on (A Theory of) Politics diye bir cilt hiç ama hiç bulamadım. Başlı başına anlamlı bulduğum bu muazzam boşlukta, politika adına, sadece kırık dökük ve çok aldatıcı fragmanlar geziniyor : toplum iki sınıftan ibaret; bir tarafta burjuvazi ve diğer tarafta proletarya; tek yol devrim; asla uzlaşmamak, tâviz vermemek lâzım.

Ne ki, bunların hepsi hayata, gerçeğe aykırı. İnsanlar önce bir “burjuvaziden kopup sosyalist olmayı öğrenme” sürecinden geçiyor. Sonra, sosyalist olarak politikanın gerçek karmaşıklığına adım attıklarında, birtakım el kitaplarından öğrendikleri bu basit “ilke”lerin hiçbirinin işe yaramadığı bir dünya ile (tekrar) karşılaşıyorlar. Burjuvazi ve kapitalizm geneli dışında, çok daha dar, çok daha spesifik tehditler sökün ediyor. O tiksinilen “burjuva demokrasisi”ne bulaşma zarureti hâsıl oluyor. Bir kere daha uzlaşmalar ve ortak platformlar aramaya koyuluyorlar. Lenin’in “kendinden üstün bir düşman ancak en küçük çatlaktan yararlanarak altedilebilir” gibi sözleri raftan indirilip tozları üflenerek dolaşıma sokuluyor.

Ama nedense hep çok geç kalınıyor. Atı alan Üsküdarı geçmiş oluyor.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.