• 8.09.2012 00:00

 Gerçek ve özgürlük mücadelesinin insanı hangi konularda ne tür zihniyet yapılarıyla karşı karşıya getirdiğini anlatıyordum. Bunun krokisini, hayatımın çeşitli cephelerinden sırf son iki haftaya ait olaylarla çıkarayım dedim. İlkin (1) tam bir ulusalcı ve Atatürkçüden; (2) “hayır”cı bir “özgürlükçü solcu”dan; ve (3) bazı milliyetçi Balkan tarihçilerinin “politik yarar” uğruna birincil kaynakların tahrif edilmesini dahi isteyebildiğinden söz ettim. Bu döküme başka bazı örneklerle devam ediyorum.

(4) Ermeni soykırımı inkârcılığı duvarında geçtiğimiz on yılda açılan gedikleri alelacele onarma ve tartışma serbestliğinin etrafına yeni dikenli teller örme çabaları bağlamında, Yunus Zeyrek’in yazdığı ve MEB’in İstanbul’daki bazı okullara tavsiye ettiği, Bakan Ömer Dinçer’in de “millî reflekslerle yazılmış mizahî bir kitap” diye savunduğu “eser” geçmişte de gündeme gelmişti. Şimdi, BirGün gazetesinde mahkeme kararıyla yayınlanan bir tekzip vesilesiyle (30 Ağustos 2012) öğreniyorum ki, “içimizdeki şeytan, gizli ermeni, sülük, kansız, soysuz, zıpçıktı, besleme kalem takımı” gibi “bilimsel eleştiri” ifadelerinin kapsamına giren kişiler arasındaymışım. Hattâ “Ardahan’dan çıkma Taner Akçam” gibi ben de “Giritlilerden Halil Berktay” hüviyetimle “şer çevrelerinin işlerine yarayacak adam” ve “bu koronun elemanı” ilân edilmişim. (Doğrusu, Girit muhacirliğinin bir ihanet çevresi anlamına geldiğini şimdiye kadar hiç duymamıştım.)

(5) Yeni Akit çok ilginç bir gazete oldu; eski-yeni milliyetçiliği ve “millî güvenlik devleti” öğelerini harmanlayarak, neo-McCarthy’ciliğin borazanı; sol demokratları yıldırıp susturarak 2002-2011 arasında genişleyen özgürlük alanını gerisin geri daraltmaya yönelik bir saldırı dalgasının koçbaşı, mızrak ucu haline geldi. Galiba bir amaç, ortada AKP’nin (gitgide gericileşen) muhafazakârlığına alternatif olarak Türkiye’yi ilerletmekte ve demokrasiyi genişletmekte israr edebilecek hiçbir muhalif ses ve/ya odak bırakmamak. Anlaşılan Taraf’ın bu açıdan özel bir önemi var; Nokta’ya yapılan ama bugüne kadar Taraf’a (alışılmış mekanizmalarla ve askerin karşı durulmaz ağırlığıyla) yapılamayanı şimdi başkalarının başka yöntemlerle yapmaya kalkışması, “Altan ailesi PKK’ya hizmet ediyor” gibi başlıklara yansıyor.

Bu rezalet karşısında, benim payıma düşen gerçi devede kulak kalır ama, bir bütün içinde anlamı olduğundan gene de değinmek istiyorum. Güya “gizli Ermeni”liği gerekçesiyle Ali Bayramoğlu’nu hedef alan nefret edebiyatı salvolarının ardından, şimdi Fatih Akkaya yeni bir “dosya” sunmuş: “Ermenici tezgâh” (4 Eylül 2012). Temel yaklaşımı, konunun “toplumda tartışılmasının normalleşmesini sağlayacak” makul ve her demokrat kişi veya grup tarafından pekâlâ atılabilecek, insanlık ve gerçek adına atılması da gereken, pekâlâ olası adımları “gizli bir el” yönetiminde ve kapalı kapılar ardında kararlaştırılıyor gibi göstererek anormalleştirmek ve 1990’larda veya 2005’te olduğu gibi yeniden hedef haline getirmek.

Bu doğrultuda, Hasan Cemal’le başlıyor; TESEV, Soros ve Osman Kavala’dan geçerek sıra bana da geliyor. Yazıya göre, “2015’e doğru” her şeyi Helsinki Yurttaşlar Derneği ile Açık Toplum Enstitüsü birlikte planlıyormuş. Bu çerçevede, “Halil Berktay, Selim Deringil gibi isimlerin yanında master ve doktora yapılması için burs verilecek”miş. Ne yani, yasak mı bu konuda master veya doktora yapmak ? Yasak mı olsun ? Yapan “gizli bir el”in âleti gibi mi gösterilsin ? Bana bütün bu sözümona “haber” ve imâlar, kapsamlı bir derin devlet (belki, “yeni derin devlet”) karşı-taarruzunun işaretleri gibi geliyor.

(6) Bütün bunlar olurken, bir de bir çeşit “sol” var kuşkusuz. Toptan akılsız veya yarım akıllı veya gelir-gider akıllı. Kürt halkının haklarını savunmak ile PKK ve/ya BDP’nin siyasî çizgisine karşı çıkmak arasındaki farkı bir türlü öğrenemedi, öğreneceği de yok gibi. Geçen haftalarda üç yazı yazdım, bu konudaki (zaten bilinen) görüşlerimi tekrarlayan : Şiddet, yalan ve “Kürt özgürlük hareketi” (25/8): Bu çığlık hakikî, bu çığlık çoğalacak (27/8): “Normal” savaşın türevi vahşet, “anormal” vahşetin kökeni savaş (30/8/ 2012).

Birileri bundan, benim Kürt halkına ve haklarına karşı bir Türk milliyetçisi olduğum sonucunu çıkarmış. Türkiye’de ve/ya solda da yeni parti lâfları var ya. Bir yazı döşenmiş; evet, yeni bir parti kurulsun, milliyetçi bir parti olsun, başına da Halil Berktay geçsin. Bu yaşta bu zekâ ! Bu polemik yaratıcılığı ! Bu parlak ve kesin görüşlülük ! Bravo doğrusu.

Fakat (7) gerçek karşısında ahlâksızlığın daha da komik ve zavallı bir örneği var ki, ona da gelecek hafta değineceğim. Hoş, zaten lâfın kendisine geleceğini anlamış olmalı. Şimdi oturup “sis bombası” kabilinden dört saldırı yazısı daha yazar ve atarsa şaşmayın.