Halil BERKTAY
Halil BERKTAY

Gazete: Serbestiyet.com

Demokrasiye karşı, Liberalizme vurmak

  • 20.09.2012 00:00

 Liberalizm düşmanlığının ve “liberal”lere düşmanlığın kökleri açısından, birkaç noktanın defalarca altını çizmek ihtiyacını duyuyorum.


(5) 19. yüzyılın ikinci yarısı ve 20. yüzyılın büyük bölümü boyunca, üç büyük ideolojiden “kitle seferberliği”ne en yatkın ikisi olarak Nasyonalizm ve Sosyalizm, daha birey odaklı olan Liberalizmi birlikte topa tuttular. Ekonomi bir yana; siyasal planda en önemli gerekçeleri, “ferdiyetçi” Liberalizmin (ama milletin, ama işçi sınıfının) “büyük, kollektif dâvâ”larına sırt çevirip 1789 ve hele 1848 sonrasında artık ihtilâlcilikten uzaklaşması, bir sonraki devrimi ummak, beklemek ve/ya hazırlamak yerine parlamenter reformlar yoluyla tedricî iyileşme ve demokratikleşmeyi yeğlemesiydi.

Bütün orta, doğu ve güneydoğu Avrupa’da, Avusturya-Macaristan, Çarlık Rusyası ve Osmanlı devleti gibi “şiddet toplumları”ndaki milliyetçi, sosyalist ya da hem milliyetçi hem sosyalist akımlar ise, 1850’lerden itibaren artık çok daha “sert” bir ruh halindeydiler. Bismarck’ın, çağın büyük sorunlarının “demir ve kanla” çözüleceğine dair sözleri, “bak ne kadar antidemokratik” yollu tepkileri bir yana, aslında onların da paylaştığı bir saptamaydı. Marx ve Engels, Bismarck’a karşı safta olduğu için ateş püskürüyor ama “gerçekçi”liğinin de hakkını teslim ediyorlardı. Engels’in Tarihte Zorun Rolü ’ne ilişkin kitapçığı, bir bakıma bu gizli beğeninin de itirafıdır. (Çok daha geç ve abartılı bir benzeri veya paralelini, Stalin’in Hitler’e ilişkin, yakın çevresine defalarca izhar ettiği anlaşılan takdirlerinde bulabiliriz.)

(6) Demokrasi düşmanlığı bu tablonun çok önemli bir diğer ögesi, hattâ yapıştırıcı zamkı, mayası, harcıdır. Doğan Avcıoğlu’nun “cici demokrasi” veya “seçimsel demokrasi”, Mihri Belli’nin “Filipinler demokrasisi” aşağılamaları, Bismarck’tan da gerilerde, Marx’ın “burjuva demokrasisi = burjuvazinin sınıf diktatörlüğü” önermesine kadar uzanır. Gerçi 19. yüzyılın son çeyreği ve 20. yüzyıl başlarında, Almanya ve Fransa’da kitleselleşen Sosyal Demokrat veya Sosyalist partiler, yasal çerçevede dişleri ve tırnaklarıyla mücadele ede ede kazandıkları haklarla sınırlarını genişlettikleri demokrasinin kıymetini giderek kavrayıp kendilerini Marx’ın ihtilâlci-Jakoben damarından ve dolayısıyla Leninizmden ayıracaktı. Ne ki, bu gelişmenin önemi ancak 20. yüzyıl sonları ve 21. yüzyıl başlarında daha iyi anlaşılabildi. O zamana kadar, hep sözünü ettiğim o doğu Avrupa, Balkanlar, Orta Doğu ve Asya coğrafyalarında Sosyalizme de, Nasyonalizme de, açıkça söylenmese bile “biz demokrasi koşullarında kazanamayız” fikri hâkim oldu. Çok yanlış da değildi bir bakıma. Zira evet, radikal, devrimci bir Nasyonalizm ve/ya Sosyalizm, gelişmiş demokrasi koşullarında hiç kazanamadı. Buna karşılık kazandığı yerler, hep sözünü ettiğim (Weber ve Gellner anlamında “ikna”dan çok “cebir”e dayalı) o “şiddet toplumları” oldu.

(7) Türkiye’deki eski-yeni Atatürkçülüğün, son on yılın ulusalcılığının ve sosyalist solun antiliberalliği, bu tablonun bir parçasıdır. Hem “kendi” geleneklerindendoğrusal, hem “diğer” gelenekten çapraz, hem de birbirlerindenyatay olarak etkilenip öğrenerek evrilirler, evrilmişlerdir. Spesifik olarak sosyalist sol, Marksist ve Leninist olduğu ölçüde ve içindir ki İttihatçılığın ve Kemalizmin (de) gölgesindedir, çünkü her şeyden önce “kendi geleneği” icabı “inkılâpçı” bir devletçiliğe yatkındır. Burada sırf bir taklit veya ideolojik hegemonyaya bir boyun eğiş değil,karmaşık, çok-katmanlı bir buluşma söz konusudur.

(8) “Liberal” denen değerlerin hep bir horlama konusu olmuş olması, Nasyonalizm ve Sosyalizmin (Liberalizme ve demokrasiye) bu birleşik yükleniş inden kaynaklanır. Otoriter kafalıdırlar; Faşizmden de etkilenir ve onunla flört ederler; ama gerçek anlamıyla Faşist veya Nazi değillerdir. Onun için çoğu zaman, Faşist veya Nazilerin yaptığı gibi doğrudan demokrasi kavramı ve uygulamasına saldırmazlar. Daha çok (bütün tek Parti dönemi boyunca ve Recep Peker’in İnkılâp Dersleri ’nde de olduğu gibi) Liberalizmi hedef alır, bu “ferdiyetçi”liğin yıkıcı ve dağıtıcı özelliklerini vurgulamayı tercih ederler. Demokrasinin bütün “kötülük”leri Liberalizmden giderek yerden yere vurulur. Liberalizm demokrasinin öbür, özel kod adı; demokrasiyi öldürmek için iğnelerle delik deşik edilen empatikvoodoo bebekçiği haline gelir.

(9) Soğuk Savaş döneminin katı ideolojik kamp veya “çatı”larını terk ederek, normal bir demokrasi anlayışı ve mücadele tarzının “orta alan”ına doğru göç edip, ütopyasızlaşmanın sağladığı avantajla, “yen içinde saklanacak hiçbir kırık kolları olmaksızın”özgürlük ve demokrasiye yönelik bütün tecavüzlere karşı, her yönde mücadele veren yeni kuşak sol demokratlara gösterilen husumetin soykütüğü buralara uzanıyor.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Yorumlar (1)

  • MUSTAFA SATIS
    MUSTAFA SATIS
    20.09.2012 17:40

    M.L. Turk solu az bucuk samimi olsa/olsalar, yaşadıklarından yola çıkarak sayın Halıl Berktayın vardığı sonuçlara. (demokratlığın kıyısında köşesinden asla geçmediklerini ) varırlardı. BUNU YAPAN YOKTUR DİYEMEYİZ ELBETTE. Var. Ama niçin bu kadar az? Antıdemokratikliğin nedenini anlıyorum anlamasına çünkü eskıden de demokrat falan değillerdi. Amma neden hiç olmazsa biraz samimi olamıyorlar şimdilede, onu anlamak çok zor. en az benım açımdan çok zor doğrusu. Mustafa Satış STOCKHOL

Resmi İlanlar