Halil BERKTAY
Halil BERKTAY

Gazete: Serbestiyet.com

Her ‘ideolojik çatı’nın kendi ‘birlik andı’ var

  • 22.09.2012 00:00

 Üç büyük ideoloji arasında, ister istemez çok basitleştirilmiş bir karşılaştırma (bilinen şeyler ama tekrarlamadan edemeyeceğim). Liberalizmin esas aldığı birim,birey. Temel slogan (o soyut birey ve o bireylerden oluşan insanlık için) özgürlük. Buna karşılık diğer ikisi, yani Nasyonalizm ve Sosyalizm, bireyi aştığını ve bireyin ait olması gerektiğini düşündükleri kollektifleri esas alıyor.


Tarihsel olarak Nasyonalizm az farkla da olsa daha eski. Odaklandığı birim millet. O millete çağrısı dabirlik. Öyle bir birlik ki, kendi içinde ister bireysel görüş, ister sınıf farklarına yer bırakmayacak. Hepsini eritecek; “milletin iradesi”ne (yani liderlerin, milleti temsil etme iddiasındakilerin iktidarına) râm edecek. Onlar da bunu ne kadar içselleştirdiklerini, “varlığım milletime armağan olsun” diyerek açıklayacak.

Sosyalizmin kilit birimi bireye göre çok daha kapsayıcı, millete göre ise ülke sınırları içinde daha dar (ama enternasyonal ölçekte daha geniş olma iddiasında). Bu birim tabiisınıf (işçi sınıfı). Sosyalizmin ilk temel sloganı ise (hukukî değil sosyo-ekonomik anlamda) sınıflar arasında eşitlik. Sosyalizm, bu yönüyle Nasyonalizmin “sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış bir kitle” efsanesini deşifre etme kapasitesine sahip. Öte yandan, o da bireye çok yukarıdan bakıyor ve bireyin özgürlüğünü bir yanılsama, bir tür “yanlış bilinç” (false consciousness ) gibi görüyor. Buna karşı, Sosyalizmde de eşitliğin yanı sıra ikinci bir motif olarak birlik çağrısı giderek güçlenecek.

Eşitlik toplumun geleceği için; birlik ise burada ve şimdi. Kuşkusuz bu, millî birlik değil — ama partisel birlik. Özellikle 19. yüzyıl ortası ve ikinci yarısı Marksizminden 20. yüzyıl başı Leninizmine giden yolda, yeni model “çelik çekirdek” partisi bu haliyle sınıfla özdeş kabul edildi ve partinin iradesi (= parti yönetiminin iradesi) doğrudan “sınıfın iradesi” sayıldı. Bu süreçte, ilginçtir, sosyal sınıflar kertesine ve gelecek ütopyasına özgü eşitlik şiarının yerini de, pek farkına varılmaksızın, reel politika ve iktidar kertesine özgü birlik şiarı aldı. Her türlü itiraz, eleştiri, sorgulama veya muhalefet, hep birlik çağrılarıyla hizaya getirildi. 1930’larda Stalin bir adım daha attı; farklılığın adına hizip dedi ve komünist partiyi “hiziplerin varlığıyla bağdaşmaz” diye (yeniden) tanımladı. Bu yolla, tek-sesli bir “irade birliği” mutlaklaştırıldı; bu birlik, güya “demokratik” merkeziyetin katıksız merkezî ve hiyerarşik müstehcenliğini örten bir incir yaprağı haline geldi. Partinin böyle bir birlik üzerine kurulu iç hayatı, ideal sosyalist toplumun gelecekte eşitlik üzerine kurulacak hayatının yerini aldı. Komünistler varlıklarını sosyalizme ve eşitliğe değil, “partinin varlığına armağan” eder oldu.

Herhangi bir yanlış anlamayı önlemek için, bir noktanın altını çizeyim. İnsanlar insan olalı beri, yani Neandertallerden veya daha bile öncesinden, herhaldehominid ’lerden bu yana, yiyecek toplamak, avlanmak veya diğer klan ve kabilelerle savaşmaktan başlayarak, çok çeşitli toplu faaliyetler için bir araya geliyor, elele veriyorlar. Bir yerden sonra kamusal alan açılıyor ve işin içine siyaset de giriyor; belirli amaçlar, haklar, dâvâlar için omuz omuza mücadele etmeye koyuluyor; ittifak yapıyor; birleşik cepheler oluşturuyorlar. İstediklerini elde ediyor veya edemiyor, hedeflerine tam veya yarım veya çeyrek ulaşıyorlar. Söz konusu beraberlikler yerine göre dağılıyor ve başka işler için, az çok farklı kapsamlarda tekrar kuruluyor. Kişiler ve gruplar bir yerlere katılıyor ve ayrılıyor, sonra tekrar katılıyor.

Özetle, birey kadar şu veya bu kollektif(ler) de hep mevcut ve insan için “bir ağaç gibi tek ve hür” olmak da, “bir orman gibi” olmak da bir ihtiyaç. Diyelim ki, insanlık halinin çelişkisi, iki diyalektik zıt ucu. Ama tarihte Nasyonalizm ve Sosyalizmin “birlik” çağrısı böyle bir şey değil. Hani “milletlerin kaderini tâyin hakkı”nı savunurken “özgür evlilik”le benzetme kurup, boşanma/ayrılma hakkı olmadan gönüllü birlik olamaz, diyoruz (diyorduk) ya yıllardır. İster “millî birlik” ister “partisel birlik” vurgusunun, bu özgürce kurulup bozulan (eşyanın doğası gereği geçici) evlilik (= birlik) anlayışıyla ilgisi yok. Çok daha kalıcı, daimî, koyu ve kesif. Katolik ve organik. “Birlik” ontolojik bir durum; bir ideal varlık hali. Kesin ölçütleri var. Bunları “çizgi” veriyor. Nasyonalizm “millî çizgi”den, Sosyalizm “parti çizgisi”nden sapma veya ayrılma kaldırmıyor. Burada da, evliliği kutsal ve boşanma hakkını yok sayan Katoliklik ile başka bir benzerlik söz konusu. Dante’nin “günah” sonucu düşebileceğiniz “cehennem halkaları”nın mütekabilinde, “millî çizgi”den ayrılan hain, “parti çizgisi”nden ayrılan dönek ilân ediliyor.

Özetle, Nasyonalizmin ve Sosyalizmin “birlik”çiliği, bireye total angajman dışında bir alternatif, “kollektif irade”ye teslim olmayıp direnmeye yarayabilecek hiçbir içsel veya dışsal dayanak bırakmama noktasında örtüşmekte. Bu yıldırma harekâtının başlıca enstrümanı da “liberallik” suçlaması. Haddini bil. “Ferdiyetçi” olma. Ait olduğun “çatı”nın altından çıkma; özerk ve özgür olma hevesine kapılma.

“Paket doğrular” ve “paket yanlışlar” vardır. Buyur, hazır ambalajlarımızdan al. Öyle tek tek seçmeye kalkma. Ya tamamen bizden, ya tamamen onlardan ol. Senden bekleneni yap ve şablonlara uy ki, iki çift lâf ettiğinde seni daha çok insan dinlemesin; sözün manevî, ahlâkî bir ağırlık kazanmasın. Bilinen evrenin çivisi çıkmasın, akıllar karışmasın.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar