Halil BERKTAY
Halil BERKTAY

Gazete: Serbestiyet.com

‘Masa başı’ tarihçileri ve tarihçiliği hiç bilmeyenler

  • 31.10.2012 00:00

 Şimdi gelelim, Ayhan Aktar’ın (AA), benim 10 Nisan 2010 yazıma 5 Mayıs’ta verdiği cevaba. “İnkârcı Türkler” diyor, Ermeni yazarların anılarına itibar etmezler. Torosyan da “bir gün Halil Berktay gibi birinin çıkıp kendisine ‘hoop!’ diyeceğini tahmin etmiş olmalı ki, kitabının başına Enver Paşa’dan aldığı takdirnamenin hem tercümesini, hem de Osmanlıca aslının fotoğrafını koymuş.”

Ardından, Dr Abdülhamid Kırmızı’nın transkripsiyonu geliyor. Evet, burada Sarkis Torosyan’ın 19 Şubat 1915’te “bir düşman harb vapurunu tahrip, diğer bir harb vapurunu dahi delmiş olduğu”; 18 Mart 1915’te ise “[bir] diğer düşman harb vapurunun tahribi” sırasında yaralandığı söylenmekte. Öte yandan, AA’nın 22 Mart 2010 yazısında sözünü ettiği (çoğul) “zırhlılar” burada yok. Ayrıca, bu olayla “savaşın kaderi değişmiştir” ifadesi de bu transkripsiyonda yok (okunamamış da olabilir). Onlar orijinalinde, Enver Paşa’nın denen “takdirname”nin “[İngilizce] tercümesi” denen metinde, ama gene tam AA’nın 22 Mart 2010 yazısına uymayan bir şekilde yer alıyor. 18 Mart’ta, Torosyan’ın “bir diğer” düşman zırhlısını batırdığı söyleniyor (yani çoğullaştırma işlemi AA’ya aitmiş). Ardından by which victory was won geliyor: “zaferin kazanılmasını sağlamıştır.” AA bu ifadeyi “savaşın kaderi değişmiştir” diye kendince özetlemiş olmalı.

Bütün bunları, AA’nın aklınca bana vermeye kalktığı bir tarihçilik dersi izliyor. Kendisi benim gibi “masa başı tarihçiliği” yapmamış; hem Enver Paşa’nın imzasını doğrulamış, hem Enver’in 18 Şubat 1915’te denetleme amacıyla Çanakkale’ye gittiğini bulmuş. Enver ertesi gün, yani 19 Şubat’ta “Torosyan’ın marifetlerini bizzat dürbünle izlemiş olmalı”ymış (AA’nın kitaba yazdığı uzun önsözdeki ek bulgular bunu doğruluyor). Bu temelde, şirin bir polemik denemesinde daha bulunmuş: “Acaba Enver Paşa’nın gözleri bozuk muydu? Yanlış mı gördü?” Bir de üstüne milliyetçilik cilâsı geçmiş: Ayhan Aktar “Çanakkale Deniz Savaşları tarihini İngilizlerden özetlemek yerine, yerli kaynakları da kullanarak daha mantıklı bir yorum yapacak birinin yazdıklarını okumak” istiyormuş.

Bunları okuduğumda ilk reaksiyonlarım şunlar oldu (o zaman yazmadım; şimdi yazıyorum): Bir. Enver Paşa’nın gözlerini bilmem ama AA’nın ağzının bozuk olduğunu, tanıyan herkes gibi ben de biliyordum nicedir. Meğer bilim ve tartışma ahlâkında da bir bozukluk varmış. Ucuz demagojilere düşkünmüş. Aklına ilk geleni söyler, cafcaflı lâflarla o ânı kurtarmaya bakar ve gerisini düşünmezmiş.

İki. Zira son derece açık ki AA’ya göre ben de “inkârcı Türk”lerdenmişim ve sırf Torosyan Ermeni diye yazdıklarından şüphe ediyormuşum. Bu adam mı, sağa sola tarihçilik öğretecek, olgulara eğilmek yerine derhal sübjektif niyet isnat edip kara çalmaya kalkan bu yaklaşımla? Bu dürüstlük müdür, böyle namus ve araştırmacılık mı olur?

Üç. “Masa başı tarihçiliği” ne demek? Masa başı olmayan bir tarihçilik türü mü var? Tarihçiler genellikle masa başında, birincil kaynakları ve ikincil literatürleriyle hemhal olur. Örneğin AA, Enver Paşa’nın imzasına veya 18 Şubat 1915’te nerede olduğuna, dağda bayırda gezerken mi rastlamış? Ama evet, (a) tarihçinin de araziyi bilmesi gereken bazı koşullar vardır ki bu, yakında geleceğimiz örneklerde tamamen AA’nın aleyhine. Fakat (b) sonunda iş, “masa başında” yeteri kadar okuyup okumadığınız ve gerekli bütün açılardan bakıp bakmadığınız sorusuna gelir dayanır. Ve tafra satayım derken en basit şeylere bakmamışsanız, sonunda olan size olur.

Dört. Ne demek, şu “İngilizlerden özetlemek” meselesi? Söylediklerimi (sırf) “İngilizlerden özetlemiş” değildim ama, öyle yapsaydım veya yapsam ne olur? AA ne biçim milliyetçiymiş de farkına varmamışız bugüne kadar! O zaman net söyleyeyim: Evet, Imperial War Museum kayıtlarıyla da beslenen İngiliz savaş tarihleri, bizim savaş tarihlerimizden çok daha iyi, çok daha eksiksiz ve çok daha okunabilir niteliktedir. Şimdi ne olacak AA kapılmış göründüğü “Ermeniyse doğrudur” havasına bir de “yok, İngilizse yanlıştır”ı mı ekleyecek?


En önemlisi, tartıştığımız konu açısından “yerli kaynaklar” sanki farklı mı?
 Sanırsınız ki Çanakkale deniz veya kara harekâtı tarihi meçhul bir alan; ortada her nasılsa “İngilizlerden özet”lenmiş bir “yorum” var ve anlaşılan pek de mantıkî değil; bunun yerine, (tamamen ihmal edildiği zehabında olduğu) “yerli kaynakları da” kullanırsak, “daha mantıklı”sını oluşturmak mümkün olacak. İyi de, 19 Şubat ve 18 Mart 1915 konusunda Türk savaş tarihleri ne diyor acaba? Durup apaçık ortada: 19 Şubat 1915’te batan düşman zırhlısı hiçbir yerde yok. Ayrıca bütün kaynaklar, 18 Mart’ta üç zırhlının da topçu ateşiyle değil mayına çarpıp battığında birleşiyor.

AA bunlardan hoşlanmıyor kuşkusuz. Ama dolayısıyla beş. Evet, Enver Paşa’nın takdirnamesi denen “belge”de, öyle veya böyle, çok ciddî birkaç sorun var. Buradan devam edeceğim.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.