Halil BERKTAY
Halil BERKTAY

Gazete: Serbestiyet.com

Ne yapsın, inanmış bir kere

  • 3.11.2012 00:00

 Çanakkale savaşlarının oturmuş, bilinen tarihi ile Torosyan’ın anlatımı ve bizzat Enver Paşa’dan diye sunduğu “tasdiknâme”si arasındaki çelişkide Ayhan Aktar’ın (AA) kesin tercihi, tamamen ve yüzde yüz Torosyan’dan yana. Anlaşılıyor ki, Heath Lowry’nin evindeki ilk akşamdan itibaren kararını vermiş; 1947’de yayınlanan işbu From Gallipoli to Palestine kitabı, Amerikan mahkemelerinin tanık yeminindeki gibi, “eksiksiz gerçeği” temsil ediyor, “gerçek dışında hiçbir şeyi” içermiyormuş (the truth, the whole truth, and nothing but the truth). Başka her şey ise sadece yanlış olmakla kalmıyor; apaçık kasıtlı ideolojik tahrifatı içeriyormuş. AA, Torosyan’la karşılaştığı andan itibaren şu kanıda: Çanakkale’nin ve daha genel olarak Birinci Dünya Savaşı’nın mevcut anlatımları, çok büyük ölçüde, bu adamı (ve belki emsallerini) tarihten silecek şekilde düzenlenmiş. Başka herkes de bu resmî tahrifatı kabullenmiş; (Halil Berktay da dahil) bütün “Türk inkârcıları”na karşı bir tek AA, Torosyan’ın kahramanlığı gerçeğini korumak uğruna, aynı derecede kahramanca bir mücadele veriyor.

Kitabın artık elimizdeki Türkçesine AA’nın yazdığı uzun giriş veya önsöz (s. 13-93: “Yüzbaşı Torosyan’ın Adı Yok!”), bütünüyle bu anlayışın; resmiyetin mutasavver ideolojik tahrifatına karşı aynı derecede ideolojik bir cihazlanma çabasının ürünü. Bu 80 sayfa boyunca AA, aslında kitabın kendisini tanıtmıyor; içeriğini şu veya bu şekilde değerlendirmiyor, gözden geçirmiyor, herhangi bir sorgulamaya tâbi tutmuyor. Ayrıntılarda başka bilgi ve belgeleri tutup tutmadığına eğilmiyor. Önsözünün (53-79 arası hariç) büyük bölümünde, sırf Türk milliyetçi tarihçiliğinin bilinen yalancılık örneklerini sayıp döküyor. Dolayısıyla, “bu diğer tahrifat söz konusu olduğuna göre, tabii Torosyan ve Torosyan’la ilgili her şey de silinip yok edilmiş olmalıdır” şeklinde özetlenebilecek bir savunma barikatı kuruyor. Kendince “makul” olanı, gerçekte olmuş veya olmamış şeylerin yerine geçiriyor. (Ve maalesef bu tavır, 1 Mayıs 1977 konusunda bazı “sol”cuların gene bana yönelttiği, “devlet bütün o diğer kirli işleri yaptığına göre bunu da onlar yapmış olmalıdır” mantığını fazlasıyla andırıyor.)

Öte yandan, AA’nın 80 sayfalık önsözü içinde biraz olsun olgusal denebilecek tek bir konuda tartışma açtığı tek bir yer var: s. 53-79 arasında, 19 Şubat ve 18 Mart’ta Sarkis Torosyan’ın dediği ve “tasdiknâme”sinde de yazıldığı gibi batırılmış (batırdığı) düşman gemileri olup olmadığını güya biraz düşünüp sorguluyor. “Güya” diyorum, çünkü birazdan göstereceğim üzere, aslında burada da ciddi ve dürüst, önyargısız bir arayış söz konusu değil. Fakat hiç olmazsa bu istisnanın nedeni oldukça açık: o âna kadar biricik itiraz bu konuya ilişkin. AA’nın 22 Mart 2010 yazısındaki Torosyan özetine benim 10 Nisan’daki cevabım, herhalde daha önce hiç fark etmediği o muazzam çelişkiyi AA’nın dahi gözüne sokmuş (19 Şubat’ta batan, 18 Mart’ta ise topçu ateşiyle batan düşman gemisi yok). Bunu önceden bilseydi ve/ya olanca önemini idrak etseydi, 22 Mart ve sonra “3 Mayıs 2010 yazılarını o kadar “belgesine mağrur” bir havada kaleme almayabilirdi; hele 22 Mart 2010 yazısındaki “batırmış” ve “savaşın kaderini değiştirmiş” gibi epik ifadeleri kullanmayabilirdi sanıyorum.

Öyle veya böyle; benim 10 Nisan 2010’daki Torosyan ve Çanakkale yazım, 3 Mayıs’taki kuru gürültücülüğüne karşın, AA’yı hayli rahatsız etmişe benziyor. Nitekim sırf bunun için s. 53-79 arasındaki özel bölümü açmış; ıkına sıkına bir şeyler söylemeye çalışmış. Ama sonuçta komik ve hayli komik olmuş. Bir problem şu ki, AA bir kere daha kararını en baştan vermiş bulunuyor: “Resmî tarihte Ertuğrul Tabyası ‘ütüleniyor’” çünkü Sarkis Torosyan Ermeni; dolayısıyla ismini her yerden çıkarmak ve ayrıca, içinde yer aldığı (yer aldığını söylediği) bütün olayları da asgarileştirmek lâzım. Başka yayınlardaki batarya kadrolarına bakıyor; Torosyan’ın ismi yok görüyor musunuz, silmişler işte. 18 Mart’taki hasta-yaralı listelerine bakıyor ve gene yok; görüyor musunuz, oradan da silip çıkarmışlar. Genelkurmayın resmî yayınları ile Yüzbaşı Emin Âli Bey’in anlatımını karşılaştırıp, (hamaset dolu) ikincisinin daha doğru olduğu, yani Ertuğrul tabyasının 19 Mart’taki reel başarısını Türk genelkurmayının küçük gösterdiği sonucuna varıyor çünkü orada Torosyan vardı ve onun adını anmak istemiyorlar.

Bu nakaratın ardında, AA’nın Torosyan’a daha baştan ve topyekûn inanmış olması yatıyor. Lâkin bir noktada inancı biraz sarsılır gibi oluyor ve ikinci bir problem ortaya çıkıyor: Torosyan’ın metnini mi kurtarsın, Enver Paşa’nın “belge”sini mi? Bu da

(a) “bat(ır)ma” ve “tahrip etme” konusunda eşsiz bir spekülasyonu; (b) mevcut olmadığı anlaşılan Altıncı Alay hakkında, “canım o genelkurmayın yanlış yazımıdır” gibi daha da tuhaf bir apolojiyi; nihayet (c) “aslında biliyor musunuz, Torosyan bu zırhlıları batırmış olsaydı da Enver Paşa bunu kamuoyuna açıklamazdı” kıvamında, başka hiçbir yere bağlanmayan bir yan pisti, bir non sequitur’u beraberinde getiriyor.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Yorumlar (1)

  • NAMIK  KARZİ
    NAMIK KARZİ
    3.11.2012 10:10

    Türk milliyetçi tarihçiliğinin bilinen yalancılık örneklerini sayıp döküyor. &DİYORSUNUZ VE 77 1 MAYIS DADA BEN BUNUN TAM TERSİNİ YAPTIM YAPIYORUM DİYORSUNUZ.&PEKİ,KENDİ KENDİNİZE BEN NE YAPIYORUM DİYE SORUYOR MUSUNUZ.İLGİNÇ OLMAYA MI ÇALIŞIYORSUNUZ.

Resmi İlanlar