Halil BERKTAY
Halil BERKTAY

Gazete: Serbestiyet.com

Çevir kazı, yanmasın

  • 14.11.2012 00:00

 Ayhan Aktar (AA), Torosyan’ın Çanakkale’den Filistin Cephesine (İletişim, 2012) başlığıyla çıkan kitabına yazdığı önsözün ancak s. 53-79 arasında biraz olsun ampirik(imsi) bir tartışmaya girdiği gibi, o 26 sayfanın da ancak yarısından sonra, “batan zırhlılar” konusuna gelebiliyor. Herhalde herkesi bıktırıncaya kadar tekrarladığım gibi, Torosyan’ın Çanakkale anlatımı açısından en temel, belki tek temel sorun budur çünkü sadece metinde değil, “tasdiknâme”yle de vurgulanıyor.

AA’nın, s. 55-56’da bu “tasdiknâme”nin transkripsiyonu yapılabilmiş kısmını verdiğini geçen Cumartesi kaydetmiştim (Hasarı arttırırsam, batık zırhlının yerini tutar mı). Fakat ardından, bu “belge”nin en kritik noktasına, 19 Şubat ve 18 Mart harekâtında batırılan (“tahrib” edilen) “düşman harb vapurları” meselesine hemen oracıkta girmiyor. Uzun bir kavis çiziyor; gene aynı yazıda belirttiğim gibi, sekiz sayfa boyunca “Ertuğrul’un ütülenmesi”ni, 19 Şubat’ta özellikle Vengeancezırhlısının) ne kadar hasar gördüğü, sadece direk donanımından mı yoksa bir de arka taretinden mi isabet alıp almadığı üzerinden ispatlamaya çaba sarf ediyor. Ancak bu sekiz sayfalık ön tedbir işleminden sonradır ki, en başta sormuş olması gereken “19 Şubat 1915 günü Ertuğrul Tabyası gemi batırdı mı?” sorusunu, tâ s. 66’da telâffuz edebiliyor.

Geç olsun da güç olmasın diyeceğim ama, bu noktada dahi başka trükler söz konusu. AA s. 55-56’da doğrudan “tasdiknâme”yi aktarmış lâkin batan gemilere ilişkin (gerçek dışı) içeriğine 56-65 arasında hiç değinmemişken, s. 66’da ve yukarıda aktardığım başlığın altında, o “belge”ye dönmek yerine bu sefer Torosyan’ın metninden uzun bir alıntı yapıyor ve 19 Şubat’ta batan gemi olup olmadığı tartışmasına buradan (tasdiknâme” değil Torosyan’ın anlatımı üzerinden) giriyor. Bunun nedeni açık; mecbur kalırsa, bazı noktalarda tarihî gerçeklere uygun olmama vasfını taktik planda Torosyan için kabul edilebilir, ama “tasdiknâme” için kabul edilemez sayıyor. 3 Mayıs’ta kendisine iftiharla “Enver Paşa’nın yalancısıyım” dedirten o “belge”nin, her türlü şüpheden olabildiğince uzak tutulması lâzım. Onun için bu gemiler konusunu Torosyan’ı öne çıkararak tartışmayı ve gerçekleri kabul edecekse de asıl “belge” değil Torosyan hilâfına kabul etmeyi tercih ediyor.

Evet, kabul ediyor da nitekim. Nihayet dümdüz yazıyor s. 67’de: “...Torosyan’ın... veya Osmanlı topçusunun 19 Şubat 1915 günkü bombardıman sırasında bir gemi batırmış olduğuna dair ne Emin Âli Bey’[de]... ne de Genelkurmay’ın... resmî tarihler[in]de bir bilgi vardır! Ayrıca, bilebildiğimiz kadarıyla, Çanakkale Boğaz Savaşı üzerine yabancıların yazdığı hiçbir eserde de o gün müttefik donanmasından bir geminin battığına ilişkin bir bilgi verilmemektedir.”

Günaydın Ayhan Aktar. Peki sormazlar mı, hal böyleyse 22 Mart 2010 yazınızda niçin Torosyan’ı 19 Şubat’ta gemi batırmış, ayrıca 18 Mart’ta da gemi batırmış ve savaşın kaderini değiştirmiş diye takdim ettiniz? Doğrusunu ne zaman ve kimden öğrendiniz? Ben kendi 10 Nisan 2010 yazımda, tamı tamına sizin şu söylediğinizi belirttiğimde, ne diye hem “yok, Enver de söylüyor ki batmışlardır” cehaletinde israr ettiniz, hem de beni “Türk inkârcıları” arasına yerleştirmek yoluna gittiniz? Şimdi, s. 67’de şunları yazdığınızda bile, neden iki kelimeyle özür dilemiyor; “ben iki yıl önce Halil Berktay’a bunu hatırlattı diye saldırdım; o zaman bilmiyordum, yanılmışım” diyemiyorsunuz?

Ama benim böyle dürüstlükler ummam, AA söz konusu olduğunda abes kuşkusuz. Torosyan’ın 19 Şubat’ta bir gemiyi nasıl batırdığını anlatışı her şeyiyle yalan ve masal. AA bunun bile tam adını koyamıyor; bu kadar acılar çekmiş bir insan “yaşadıklarını abartmış” olabilir diye geçiştiriyor (s. 76). Ama asıl derdi “belge”sini kurtarmak. 67’deki itirafın hemen ardından, aynı sayfanın ortasında Torosyan’ın metnindeki 19 Şubat’ta gemi batırma iddiası ile “tasdiknâme”deki “bir düşman harb vapurunu tahrib” iddiasını ilk (ve son) defa yan yana getiriyor. Ne tahmin edersiniz hay allah, bu “belge”de de bir sakatlık varmış demesini mi?

Çok beklersiniz. Bir kere “tasdiknâme”yi, gene hiç sorgulamaksızın, Torosyan’ı destekleyen “tek kaynak... 18 Mayıs 1915 tarihli [bu] resmî belge” ifadeleriyle korumayı sürdürüyor. Üzerine herhangi bir soru işareti kondurmuyor; “tek kaynak” derken kaynaklık vasfında direniyor. Dahası, dikkatleri “tasdiknâme”deki “tahrib” sözcüğüne kaydırıyor. Torosyan’ın sinking diye çevirdiği bu sözcüğü AA da 22 Mart ve 3 Mayıs 2010’da öyle kabul edip “batırmış” diye aktarmış ve bu zeminde benimle inatlaşmaya girmişti. Şimdi ise ağız değiştiriyor; efendim, “tahrib”i yaralama diye alırsak mesele çözülürmüş, çünkü zaten Emin Âli Beye göre de Ertuğrul’un dördüncü mermisinin Vengeance’ın arka taretine isabet ettiğini biliyormuşuz (s. 68). İyi de, o zaman neden “hasar” denmemiş? “Tahrib” (destroy) ile “yaralama” veya “hasara uğratma” (damage) aynı şey mi? Kaldı ki “tasdiknâme” “tahrib”den ayrı olarak bir de “delme”den söz etmekte. Mesele Vengeance’ın arka taretiyse, neden ona da “delmiş” demiyorlar?

İş dile, lisana gelince asıl sorun daha büyük. Deniz savaşları için bu “harb vapuru,” (batırma yerine) “tahrib” ve “delme” sözcüklerinin hiçbiri Osmanlıların kullandığı deyimler değil. Örneğin hattı muharebe gemisiharp sefinesi veya zırhlı demelerini beklerdiniz; hele “harb vapuru” hiç olmamış. Keza isabet alma/kaydetme sözcükleri hiç kullanılmıyor. Osmanlı “delmiş” değil, herhalde (Emin Âli Bey gibi) “rahnedar etmiş” derdi. AA’nın “belge”sinin dili buram buram tercüme kokuyor. Torosyan’ın o “belge”yi önce İngilizce imal ettiği hissini uyandırıyor.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.