Halil BERKTAY
Halil BERKTAY

Gazete: Serbestiyet.com

TTK’ya yeni işlev: dizi komiserliği

  • 29.11.2012 00:00

 Galiba bir iki ay önce, gecenin bir vakti uykum gelsin diye zapping yaparken, ciddî, asık suratlı bir zat çıkmıştı karşıma. Azarlarcasına konuşuyor ve tarihî dizilerin illâ “doğru tarih” olması gerektiğini, bunun için de “bilimsel” danışmanlık almalarının zorunlu olduğunu anlatıyordu. Elbette “tarihimiz”i en iyi bilen (ona ne şüphe!) Türk Tarih Kurumu bu danışmanlık hizmetini sunmaya hazırdı.

Bu ninniyi dinlerken ister istemez ağırlaşan göz kapaklarımın arasından hayal meyal, TTK’nın (Ali Birinci’den sonraki) yeni başkanı Metin Hülagü olduğunu anlamıştım. Aman, diye düşünmüştüm bilincimi yitirirken, yazıp uyarmalı herkesi; sakın dizi projelerinizi bu yeni siyasî komiserlik hevesine ve yukarıdan konuşan dâvetine emanet etmeyin. Elini veren kolunu kaptırır. Senaryonuz senaryo, (iyi kötü) sanatınız birazcık şansı varsa bile sanat olmaktan bütünüyle çıkar; Osmanlı tarihinin biricik “doğru”larını takır tukur sıralayan yeni bir resmî ideolojiye esir düşer... Herhalde oralarda bir noktada, vaaz istenen etkiyi göstermiş ve ben de uyuşup dalmış olmalıyım.

Haftalar geçti; başbakanın Muhteşem Yüzyıl demecinin ardından TTK başkanı da yeniden ortaya çıktı ve (tabii) başbakanı destekleyerek önerisini tekrarladı: “TTK gibi sağlam bir kaynağın kullanılmasını teklif ediyorum. Yapımcılar gelsin, tarih de, finansman da bizden.” Bilvesile, “doğru” tarihten ne anladığını da açıkladı: “İçki içen, gayri resmî ilişkilerde bulunan, bir sürü soyu ve kimden olduğu belli olmayan çocukları sokakta bırakan” bir “Türk imajı” kabul edilemezmiş. “Haremde fitne, fesat, şehvet, ne ararsanız var”mış. Böyle lanse etmek “hareme, Osmanlıya ve padişahlara hakaret”miş. Çünkü Osmanlı padişahları ciddî Müslüman ve halife olduklarından, böyle şeyler yapmış olamazlarmış.

Historiyografi derslerimde, olabilecek en kötü tarihçilik örneklerinden diye bazen okuttuğum bir kitap vardır: Ahmet Akgündüz’ün Osmanlı’da Harem’i. Aynen böyle; sultanlar sıkı Müslüman olduklarına göre, haremde ne gibi şeylerin olmuş olamayacağını anlatır. Gerçekte, fiiliyatta neler olduğunu ampirik olarak incelemez. Aprioristtir; kendi inancı ve ahlâk kurallarından, tarihin nasıl cereyan etmişolması gerektiğini istihraç etmeye kalkar. Böylece tarihçiyi alır götürür; yerine bir imam koyar.

Birçok Osmanlı minyatürcüsü, Topkapı Sarayı tasvirlerinde harem kısmını üstünkörü resmeder; ayrıntılarını vermez, soyutlar ve şekilsizleştirir padişaha saygıda kusur etmemek uğruna. Ahmet Akgündüz’lerin ve şimdi de yeni TTK başkanının millî ve manevî değerler uğruna tarihi sansürleme zihniyeti, 16. yüzyıl nakkaşlarından farksızdır. Burada, estetik değeri ne denli düşük olursa olsun sanat tartışılıyormuş gibi gözükmesine bakmayın. Asıl dertleri tarihin kendisiyledir; tarihin zamanla ideoloji ve politika karşısında kazandığı özerkliği tekrar geri almak; 19. yüzyılda olduğu gibi tarihi bir kere daha “politikanın nedimesi” kılmak; esas meselesi dünyaya “doğru Türk imajı” vermek bile değil, bu “imaj”ı dünya üzerinden içeriye, topluma empoze etmek olan faydacı bir tarih anlayışını yeniden hâkim kılmak arzusundadırlar.

Ne acı ki bu proje, Ahmet Altan’ın Kemalist otoritarizmin yerini milliyetçi-İslâmcı bir otoritarizm alıyor diye tarif ettiği çerçeveye; AKP liderliğinin ve özellikle Başbakan Erdoğan’ın, yenilgiye uğrayan Atatürkçülüğün aynadaki aksi diyebileceğimiz bir profil vermeye başlamasına tam oturuyor. Birçok ülkede tarih kurum veya dernekleri, ya doğrudan doğruya özerk meslek kuruluşları olarak, aşağıdan yukarı kuruldu, veya başta devlet (kraliyet) eliyle kurulsa bile zamanla özgürlüğüne kavuştu. Türk Tarih Kurumu ise modernist Türk ulus-devletinin bir enstrümanı olarak kuruldu ve hep öyle kaldı. Tek Parti diktatörlüğünde serpildi; devletin resmî tarih ideolojisini inşa etmekle görevlendirildi; en başta, bizatihî varlık nedenini gayet spesifik olarak Türk Tarih Tezi saçmalığı meydana getirdi. Yusuf Halaçoğlu’nun 12 yıl süren başkanlığında, sadece bir “Ermeni masası”na indirgendi. O da bitince, tamamen işlevsizleşmiş ve rüzgârı boşalmış gibi kaldı. Fakat işte şimdi, yeni bir resmî ideoloji özentisinin, Türk-İslâm sentezciliğinin hizmetine koşulmaya çalışılıyor.

(Kuşkusuz bunda, tarihe faydacılıkla yaklaşan herkesin üzerinde düşünmesi gerekenler vardır ama Atatürkçü fayda, ama milliyetçi-muhafazakâr fayda, ama solcu-sosyalist fayda, ama Ermeni soykırımını (güya) daha kolay ispatlama faydası. Ha evet, Ayhan Aktar’ın palavra sözde-cevabını da okudum bu arada. Debelensin biraz. Kahve falına da baktım. İki hafta içinde çok ama çok güleceğiz.)

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.