Halil BERKTAY
Halil BERKTAY

Gazete: Serbestiyet.com

Bir metnin ‘iç kritiği’ ne demektir

  • 8.12.2012 00:00

 5 Aralık Çarşamba yerine yanlışlıkla 6 Aralık Perşembe günü çıkan yazımda, sadece Ayhan Aktar’ın (AA) değil, Taner Akçam’ın da (bundan böyle TA) acılı ve mağdur Ermeni diaspora’sından gelen her şeyi doğru sayma eğiliminden söz etmiş; 23 Kasım’da Agos’a çıkan mülâkatı içindeki bir paragrafa değinmiştim. TA o paragrafta şöyle diyordu:

“Torosyan tartışmaları, iyi tarihçi oldukları iddiasındaki bazı entelektüellerimizin el birliği ile bu [soykırım] sırrın[ın] üstünü örtme çabasından başka bir şey değildir. Konuşanı-konuşmayanı ile Ayhan Aktar’ın açtığı ufacık bir kapı, el birliği ile yüzümüze kapatılmaya çalışılıyor. Torosyan’ın anıları Osmanlı ordusundaki Hıristiyan askerler ve bu askerlerin ve onların ailelerinin imhası sorunu ile doğrudan ilgili olmasına rağmen bu konuda tek bir kelime, tek bir tartışma duydunuz mu? Hiç, ne oldu bu Hıristiyan askerlere; ne oldu bunların ailelerine sorusunu soranı duydunuz mu? Varsa yoksa Çanakkale; varsa yoksa gemiler; efendim gemi batmış mı batmamış mı, yok tarih 18’i mi 19’u muydu; o tepe miydi bu tepe mi? Neresinden tutsanız elinizde kalan tartışmalar. İnsanın utanası geliyor, yüzü kızarıyor yapılan tartışmaya bakınca. Aydınlarının bile böyle olduğu bir ülkede soykırımın bir sır olması, tapu kayıtlarının da ulusal güvenlik nedeniyle saklı tutulması şaşırtıcı değil elbette...”

TA’nın bu tartışmanın sonunda yüzünün daha fazla kızarmayacağını umarım.

Bir kere bu, nasıl bir ucuzluk? TA kendini, otuz yıl önce herkese “revizyonistlik” yakıştırdığımız günlerde mi sanıyor? Kendine yeni bir “ideolojik çatı” bulup onun altından konuşmak, bu defa önüne gelene “soykırım inkârcısı” mı demek zorunda? Uydurma bir metni eleştirmek, derhal “soykırımı örtbas etmek” mi oluyor? “Fayda” uğruna, uydurmaya uydurma demeyecek miyiz? “Soykırımı örtbas etmek”le suçlayacağı, bula bula beni mi bulmuş?

İkincisi, sanıyor ki Torosyan’ın Çanakkale anlatımı yanlışsa bile diğer yanları doğrudur; yani bu kitaptan giderek “Osmanlı ordusundaki Hıristiyan askerler sorunu” gene de tartışılabilir. Ben ve (Agossöyleşisindeki, sonra Eski Defterler programında genişleterek sürdürdüğü eleştirileri itibariyle) Hakan Erdem, aslında bu meseleye girmeliymişiz ama girmediğimiz için, soykırımın üstünün örtülmesine katkıda bulunuyormuşuz.

TA burada neyin söz konusu olduğunu acaba gerçekten anlamıyor mu, yoksa anlamazlıktan mı geliyor? Tarihçilikte, bir daha altını çizeyim, öyle her metin kullanılabilir bir kaynak diye kabul edilmez. Üzerinde anı yazıyor diye, illâ anı olmaz; pekâlâ roman da olabilir. Kendisi öğrenmemiş olabilir ama “belge eleştirisi” diye bir mesele vardır. Bir metin evirilir, çevirilir; önce “dış kritiği” yapılır. Yani meselâ el yazmasıysa malzemesine, neyin üzerine yazılmış olduğuna, kalligrafisine, mürekkebine, kullandığı dile ve sözcük hazinesine vb bakılır; bunların, “o dönem”e uygun olup olmadığı incelenir. Metin bu testleri geçerse, o zaman sıra “iç kritiğe” gelir. Bu aşamada anlatılan olayların gerek içsel tutarlılığı, gerekse başka bilinen faktografik çerçeveleri tutup tutmadığı, ya da anlatılan olayların metni kaleme alan kişi(ler) tarafından bilinip bilinemeyeceği gibi şeyler masaya yatırılır.

Olabilecek en basit örnek belki şudur: “Ben, İskender’in generallerinden Batlamyus, İsa’dan 331 yıl önce buradan geçtim.” Sahte olduğunu, İsa’dan önce “İsa’dan önce” diye bir kavram olamayacağından anlarsınız.

TA’nın “gemiler batmış mı batmamış mı, 18’i mi 19’u mu, o tepe mi bu tepe mi” diye hafife aldığı şeyler, bu “iç kritik”le ilgili ve çok önemlidir. Çünkü bu gibi sorulardan hareketle, Torosyan’ın belki hiç Çanakkale’de bulunmadığı; Çanakkale deniz ve kara harekâtının temel nirengi noktalarını bile doğru dürüst bilmediği; basılı kaynaklardan fiktif bir anlatım yarattığı ortaya çıkıyor. Yer yer bu sakatlıklar “İsa’dan 331 yıl önce buradan geçtim” düzeyinde. Dolayısıyla sırf bu kadarı dahi, kitabı güvenilmez, tarihçilerce kullanılmaz kılıyor.

Üçüncüsü, TA benim eleştirilerimi “gemiler batmış mı batmamış mı” diye karikatürize edip “neresinden tutsanız elinizde kalıyor” dediğinde, benim ve Hakan Erdem’in ayrı ayrı söylediklerimiz ve yazdıklarımızı çarpıtıyorAgos okuyucusuna yanlış bilgi veriyor. Esasen bunun kanıtı, AA’nın hakaretnâmesinde bunların bir tekine bile cevap verememesi. Gelecek sefere hepsini sıralayıp,cevaplar nerede AA, cevaplar nerede TA diye bir kere daha soracağım.

Tabii, asıl Hakan Erdem’in bombaları henüz patlamamışsa.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.