Halil BERKTAY
Halil BERKTAY

Gazete: Serbestiyet.com

Bunlar da Hakan Erdem’in görüp sordukları (1)

  • 13.12.2012 00:00

 Evet, geldim Belgrad’dan. Hakan Erdem’in kitabını alıp bir solukta okudum, daha doğrusu göz gezdirdim: Torosyan’ın Acayip Hikâyesi (Doğan Kitap, 2012). Bir metne sırf “muhalif fayda”sı açısından bakıp, “bizim taraf”taysa (yani meselâ soykırım acılarını yansıtıyor ve yaşatıyor, ya da Osmanlı ordusundaki Hıristiyan subayların varlığı, kahramanlığı ve trajedisine ışık tutuyor gibiyse) daha fazla kurcalamaksızın olduğu gibi onaylayıp benimseyen tembel ve şabloncu bir kötü tarihçilikkarşısında, hiçbir ideolojik ve politik tercihte bulunmaksızın sadece gerçeği ararken her şeyi sorgulayıp didik didik eden iyi tarihçilik nasıl olur ya da ahlâklı bir tarihçi ne yapar, nasıl davranır; en başta tarih öğrencileri olmak üzere bunu görmek isteyen herkes için, bu kitabın çok temel ve kalıcı bir uygulama örneği oluşturduğu kanısındayım.

Kitap uzun ve çok ayrıntılı; Hakan sadece bulgularını değil, “okuma süreci”ni de olduğu gibi kâğıda dökmüş; dolayısıyla Torosyan’ın her bir iddiası karşısında, kafasında beliren ilk soru işaretlerinden temel araştırmasına ve müteaddit kontrollerine kadar bütün adımlarını, “iç sesi” aracılığıyla onunla birlikte yaşıyoruz. Neyse ki, kitabının sonunda her şeyi tekrar, sadeleştirerek özetlemiş (s. 323-355). Buradaki gözlemleri bir yere kadar “iç kritik” düzleminde seyrediyor, yani Torosyan’ın gerçeği anlatmaya çalıştığını farzedip, çeşitli sakatlıklarını sergiliyor; neden olmayacağını, yürümeyeceğini ortaya koyuyor. Ancak bundan sonradır ki, Torosyan’ın hayatına ilişkin diğer bazı bilgiler itibariyle de, tamamen uydurma olduğuyla noktalıyor. Aşağıda, bu özetin özetini sunuyorum.

(1) Torosyan’ın Çanakkale’deki birliği veya birlikleri belli değildir. Mensup olduğunu söylediği birliklere dair verdiği “bilgi”ler tümüyle yanlıştır. O tarihte “Alay Beyliği” gibi mevki veya kademeler de yoktu. Ayhan Aktar’ın (AA) çok tantanasını yaptığı “belge” ise, bir madalya beratı değil, Torosyan’a madalya verilmiş olduğuna dair bir tasdiknâmedir. Tamamen kendine özgüdür, çünkü şimdiye kadar böyle başka bir tasdiknâme görmüş değiliz. İçeriği yanlıştır, gerçek dışıdır. Osmanlı diplomatikasının bilinen standartlarına da uymamaktadır. Bu arada, madalya beratı gibi madalyanın kendisi de ortada yoktur. Olamaz da, çünkü Torosyan, 18 Mayıs 1915 tarihli belgeyle almış olduğu “tasdik” edilen Harp Madalyası’nı almış olamaz. Çünkü ihdası 1 Mart 1915’te kararlaştırılan bu madalya aslında dağıtılmamış (çünkü beğenilmemiş): ancak 2 Ağustos1915 tarihli nizamnâme değişikliğiyledir ki yeni bir madalya ihdas edilmiş ve işte bu ikinci Harp Madalyası dağıtılmıştır. Özetle, 1940’larda ABD’de kitabını yazarken bu inceliğin farkında olmayan Torosyan, fena halde tongaya düşmüştür; 1915’in Mart-Nisan-Mayıs’ında bir noktada Harp Madalyası aldığı düpedüz yalandır. Tabii bunun bir anlamı da, ünlü “belge”nin sahte olmasıdır (bkz Erdem, 326-329).

(2) Benzer bir şekilde, Torosyan’ın kitabındaki, Fransa Hatıra Madalyası’nı aldığına ilişkin güya bir Fransız teğmence verilen tasdiknâme de sahte ve uydurmadır, çünkü Torosyan, (gene kendisi ortada olmayan) bu madalyaya hak kazanacak şekilde Fransız ordusunda görev yapmış olamaz. Ayrıca, kendi anlatımındaki tarihler ile (nedense çok zor okunan) bu diğer “belge”deki tarihler de birbirini tutmamaktadır (Erdem, s. 329-333).

(3) Torosyan Ertuğrul Tabyası komutanlığı yapmış olamayacağı gibi, daha genel olarak, şu veya bu şekilde Çanakkale Savaşlarına katılmış da olamaz. Bulunduğu yerlere ve birliklere dair bütün iddiaları çelişkilidir; rütbesi mevkiini tutmamakta; Muharrem’in “paşa baba”sının adını vermemekte; “Achi Baba” ile “Alçıtepe”nin aynı yer olduğunu bilmemekte; bu yüzden “Aşçı Baba” gibi olmayan yerler de icat etmekte; Ertuğrul Tabyası’nın rasat yerinin 5-6 kilometre ötedeki Alçıtepe olabileceğini sanmakta; “kendi” 5. Alay komutanının adını tutturamamakta; güneşin henüz doğmadığı bir saatte dürbünüyle bakıp Müttefik filosunu nasıl “gördüğü”ne, sonra dakikası dakikasına nasıl ateş açıp (aslında batmayan) zırhlıları nasıl batırdığına dair çeşitli masallar anlatmaktadır. Mesudiye’nin batışı anlatımı gerçek dışıdır; 18 Mart’taki büyük çarpışmada yaptıkları gerçek dışıdır; karşı kıyıya geçip Dardanos (Hasan-Mevsuf) bataryasından bir de E-15 denizaltısını batırması gerçek dışıdır; 3. Kirte Muharebesi anlatımı gerçek dışıdır (çünkü Osmanlıların taarruzda değil savunmada olduğunu bilmemektedir): kara harekâtının yoğunluk ve durgunluk aylarını dahi yanlış yazmaktadır (Erdem, s. 333-338).

Devam edeceğim.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.