Halil BERKTAY
Halil BERKTAY

Gazete: Serbestiyet.com

Öksüz-yetim kalmışlık

  • 19.12.2012 00:00

 Bu olay beni çok tuhaf etti. Kendimi boşlukta, acayip bir konumda hissediyorum. Bir kere, ne olup bittiğini anlayabilmiş değilim. Başta, anladım sanmıştım. Taraf her zaman çok zor çıktı ama, son aylarda sürekli durumun “felâket” olduğundan söz ediliyor; faraza bir konferans için yurtdışına gidiyor olsam, “bakalım siz geldiğinizde Taraf olur mu” gibi şeyler söyleniyor ve ben de binbir korkuyla, içim paramparça gidip dönüyordum. Yayıncıyla herhangi bir siyasi anlaşmazlık işareti yoktu (ya da bu küt ve düz kafamla ben göremiyordum). Evet, başbakan özel olarak uğraşıyordu gazeteyle, THY alımlarını kısmacasına, devletten her bir ilânı tek tek engellemecesine. Ama bu ve benzer baskıların gazete bünyesine yansıyıp çatlaklar yarattığından hiç söz edilmiyordu (ve gene de edilmiyor). Bu arada, Başar Arslan bir haber ajansının kendisiyle yaptığı röportajda çok iyi konuşmuş; Taraf’ı bütün editoryal çizgisiyle, kavrayarak ve benimseyerek savunmuştu.

Onun için, bu malî sıkıntıların yarattığı “ne yapmalı,” “nereye gidiyoruz” ve “daha ne kadar dayanabiliriz” türü meselelerin dışında bir şey var mı; hiç kavrayabilmiş değilim. Sezemiyorum ama bilmiyorum (bilmiyoruz) da aslında. Bu da iyi bir durum değil. Her şey bir yana, beş küsur yıldır alışageldiğimiz her türlü tezviratın yeniden ortaya döküldüğü spekülasyonlara yol açıyor. Efendim,Taraf zaten başından beri hem derin devletin Kürtlere karşı aracı ve hem de askere karşı AKP için bir yedek lastikmiş de, kendisine verilen gizli görevi doldurduğu ve artık işlevi kalmadığı için kapatılıyor, kapattırılıyormuş. Aklıma, Enver Hoca’nın, kırk yıllık başbakanı Mehmet Şeyhu’yu aynı anda hem ABD, hem Sovyet, hem Avrupa, hem Çin, hem Yugoslav ajanı ilân edişi geldi. Bu çağda bunları da “tahlil” diye yazan ve okuyan akbabalar çıkıyor.

Oysa bu gazete, kaç kere yazdığım gibi, tam ve gerçek bir demokrasi kahramanı oldu. Herhangi bir “çatı” altından, bir parti veya ideoloji aidiyetiyle, uzun vâdeli bir ütopyayı gözeterek değil ve dolayısıyla bu tür angajmanların daima yüklediği kamburlar, saklanacak kirli çamaşırlar olmaksızın sadece ve sadece özgürlük, demokrasi ve insan hakları adına konuşmanın ahlâkî, vicdanî ve siyasî üstünlüğünü, beş yıl boyunca görmek ve anlamak isteyen herkese öğretti. Dünya çapındaki, başka ülkelerdeki emsallerini bilmiyorum; Türkiye’de, Soğuk Savaş sonrasında gerekli ve yapılabilir yeni muhalefet tarzının ne olduğu, Taraf’ta somutlandı.

Bu da herkesle birlikte ve herkesten çok iki insanın eseri. Nasıl hem çok akıllı hem çok cesur, hem çok öfkeli hem çok duyarlı olunabileceğini, eski-yeni birkaç kuşağa Ahmet Altan ve Yasemin Çongar gösterdi. Şimdiki gençler büyük aydın diye onları tanıdı, tanımalı. Yasemin Çongar için ayrı birkaç sözüm var. Salt yazar olarak, Türkiye’nin böyle bir yazarı olmadı, bundan sonra da zor olur. Ex Libris’leriyle inanılmaz seçkin ve ince, kimsenin erişemediği, tamamen tikel, benzersiz, Eluard’ın mısralarındaki gibi “kıldan ince kılıçtan keskince” (fine comme une aiguille forte comme une epée) bir kalemle, insanlık haline cepheden dümdüz baktı ve derinlerine indi. Başkalarını bilmem; her Cumartesi benim yüreğimi dilim dilim doğradı.

Dolayısıyla, dışımda ve içimde açılan bu boşluğu doldurmam olanaksız. Ne yapacağım; zor karar ama, devam edeceğim edebildiğim kadar. Sonuçta, bir, basında başka bir katıksız ve bağımsız, yüzde yüz katıksız ve bağımsız ses yok.

İki, Ahmet ve Yasemin’le beraber bu gazeteyi beş küsur yıldır çıkarmış olan kadronun en azından şu anda büyük çoğunluğu, demokrasi ve özgürlük mücadelesinde Taraf’ın özgün kimliğini korumaya devam diyor. Hiçbir vizyon ve misyon değişikliği olmadığını söylediklerinde, onlara inanıyorum. Üç, bir de Taraf’ın kazandığı ve eğittiği, yetiştirdiği okuyucu var. Şu anda bazısı o kadar kırgın ve üzgün ki, internette “bir daha bu gazeteye asla bakmayacağım” deklarasyonlarına rastlıyorum.

Oysa hepsine bir borcum, bir borcumuz var aslında, bu bağımsız demokratik muhalefeti olabildiğince ayakta tutmak uğruna. Birileri bu yolda çabalayıp didinmeye devam ediyorsa, bütün kırık döküklüğümle birlikte galiba benim yerim de onların yanı olmalı. Herhalde, benim yazılarımın çok okuyucusu olduğundan, gazetenin tirajına büyük katkıda bulunduğundan değil. Hele şu anda çekip gitmemek için, yayılmak istenen “bitti, çöktü” mesajlarının daha fazla zarar vermemesi tasavvuru bile, yeterince önem taşıyor.

Nereye kadar? Bilmem. Sırf bir faraziye olarak söylüyorum; en azından, sağda solda dedikodusu yapılan, Bülent Arınç’ın da başbakandan talep edeceğine Taraf’tan talep ettiği “çizgi düzeltmesi” ufukta gözükmedikçe. Ya da ben, sırf kişisel nedenlerle yazamayacak hale gelinceye kadar.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar