Halil BERKTAY
Halil BERKTAY

Gazete: Serbestiyet.com

Cevaplar (4) En gülünç apoloji: Torosyan ‘tarihçi değil’miş

  • 3.01.2013 00:00

 Bazen, herhangi bir tartışma veya polemikte, öyle bir şey denir, öyle bir durum doğar ki, donar kalırsınız. “Akan sular durur” ama pozitif değil negatif anlamda. Karşınızdaki(ler) öyle bir gaf yapmış, o kadar kötü bir duruma düşmüştür ki, onun veya onların adına sıkılır, ne yapacağınızı bilemezsiniz.

Taner Akçam’ın (TA) Taha Akyol’un 20 Aralık 2012’de yayınladığı kısa bir notta söyledikleri, işte böyle bir şey: “Torosyan’dan Çanakkale savaşları uzmanı askeri tarih profesörü çıkartıp, saldırmak kolay. Sonuçta kendisi savaşırken ailesi imha edilmiş ve travma içinde birisi Torosyan... Anısına bilimsel eser muamelesi çekmek bir başka saygısızlık.”

Ayhan Aktar’ın (AA) metin tahrifatı ile diğer yalanlarında gülünecek hiçbir yan yok. Bu ise bir boyutuyla düpedüz komik. Ne dediğinin farkında mı? İlk aklına gelen demagojiye mi başvuruyor? Bizimle ve herkesle dalga mı geçiyor? Tartışmayı ve nereye vardığını hiç mi anlamıyor?

Allah allah, biz Torosyan’ın Birinci Dünya Savaşı ve bu arada Çanakkale üzerine bilimsel bir tarih çalışması yaptığını sandık da onu, bak, bu iyi bir tarih kitabı değil; Çanakkale’yi (ve Osmanlı’nın diğer cephelerini) iyi “bilmiyor” (bu sözcüğe dikkat) diye mi eleştiriyoruz? Yani meselâ bugün herhangi bir master veya doktora öğrencisi, ya da AA gibi bir amatör tarihçi, oturup bir “Çanakkale Savaşları Tarihi” kaleme almış da, ben veya Hakan Erdem akademik bir derginin Kitabiyat bölümüne birkaç “kitap eleştirisi” (book review) yazıp, Torosyan’ı aa, bak, onu da “bilmiyor” bunu da “bilmiyor” diye mi suçluyor muşuz? Altını çizeyim; bir “bilgisizlik” eleştirisi miymiş, söz konusu olan? Bulduğumuz “yanlışlar” daha doğru bir Çanakkale (veya Cihan Harbi) tarihi yazılması amacını mı güdüyormuş?

Şu tartışmanın izleyicileri her ne kadarsa, kaçı meseleyi gerçekten böyle algılamış ve TA’yı okuyup “he yav, essah, Torosyan tarihçi mi ki hatâ yapmasın” diye kafa sallamıştır, merak ediyorum doğrusu.

Adamın biri anılarını yazmış öyle iddia ediyor bir tarih kitabı değil. Ben bunları bizzat yaşadım, bu cephelerde bulundum, gemileri batırdım, Harp Madalyası aldım, Enver’le konuştum, savunma taktikleri önerdim, Liman von Sanders ve Goltz Paşalara akıl verdim, Galiçya ve Mezopotamya’da şöyle kahramanlıklar gösterdim, birliklerim şunlar ve komutanlarım şu kişilerdi, ama ailemin başına şunlar gelince saf değiştirdim, Külek Boğazında şöyle savaştım, falanca filanca Osmanlı birliklerini bozdum, 6000 Arap süvarisinin başında Şam’a girdim, Fransızlar da bana şu madalyayı verdi diye sayıp döküyor. Başka birileri de bunu gerçek kabul etmiş. Bakın ne müthiş bir kaynak buldum diye ortaya çıkıyor. Sahih, doğru, otantik kabul ettiği bu birincil kaynaktan hareketle çok değişik bir tarih yazılabileceğini iddia ediyor.

Hiçbir şekilde resmî tarih ve resmî ideolojiden yana olduğu söylenemeyecek başka iki tarihçi, özel olarak bu metinden kuşku duyuyor. Orasını burasını kurcalamaya başlıyor. Biri (Halil Berktay) okudukça tamamının uydurma olduğu kanısına varsa da, esas olarak Çanakkale bölümleriyle yetiniyor. Diğeri (Hakan Erdem) satır satır inceliyor ve dokunulmadık yerini bırakmıyor. Ortaya çıkıyor ki metin bilinen tarihî olayları zerrece tutmamakta. Ne cepheler, ne birlikler, ne kumandanlar, ne arazi, ne savaşlar, ne görüşmeler, ne madalyalar. Hiç ama hiçbiri doğru değil. Başka ve çok daha belirtik “Oryantal roman/romans” unsurları da var. Hepsi bir arada, metnin iyi niyetli dahi değil, yani gerçeğe sadık kalmaya çalışsa bile yer yer abartıya kaçan bir hatırât da değil, tümüyle fiktif olduğuna işaret ediyor. Limitte, Torosyan’ın yalnız ilk tahsilli olduğu ve en azından 1916’yı Osmanlı ordusunda değil ABD’de geçirdiği bile kanıtlanmış bulunuyor.

Ama işte bu noktada başka biri sahneye çıkıyor ve diyor ki Torosyan “tarihçi değil”; öyleyse “hatâ” yapabilir ve onun “hatâ”larını bu şekilde didik didik etmemek gerekir. Hoppala. Ayrıca bu, diye devam ediyor, onun anısına saygısızlıktır. Neden? Çünkü sonuçta, “travma içinde birisi”dir. Burada duralım. Bir kere, tarihçilik böyle mazeret tanımaz. Bir yazar istediği kadar mağdur olsun, kurmaca kurmacadır. “Travma içinde” olmak kimseye uydurma hakkını vermediği gibi, bizi de o hayalî anlatımları gerçek saymaya zorlayamaz.

Fakat ikincisi, şu noktada Torosyan’ın ne ölçüde “travma içinde” olduğu bile problemlidir. TA’nın aylar sonra bunu bir türlü görememesi; hâlâ ve hâlâ Torosyan’ın kitabını esas olarak doğru ve çağdaş tarihçilik açısından kullanılabilir bir kaynak sayması, tarifi zor, bilimle bağdaşması olanaksız bir ruh hali ve zihniyet yapısına işaret ediyor.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Yorumlar (1)

  • Akçam ın nın bir gemi inciri mahvetmesi
    Akçam ın nın bir gemi inciri mahvetmesi
    3.01.2013 09:03

    ""Torosyan’dan Çanakkale savaşları uzmanı askeri tarih profesörü çıkartıp, saldırmak kolay. Sonuçta kendisi savaşırken ailesi imha edilmiş ve travma içinde birisi Torosyan... Anısına bilimsel eser muamelesi çekmek bir başka saygısızlık."" ..Ermeni iddialarının gerçeklik, psikoloji, mit, kimlik inşa vs bakımında altından nehrin kimyasını kristal netliğinde gösteren bir ifade..TA gibi şapka numarası küçük ve beyin melekeleri soyunduğu işler için yerlerde sürünenin kendini ele vermesi boyle olur.