Halil BERKTAY
Halil BERKTAY

Gazete: Serbestiyet.com

Cevaplar (5) Temel bir algı ve idrak sorunu

  • 5.01.2013 00:00

 Taner Akçam’ın (TA), Torosyan’a “Çanakkale savaşları uzmanı askeri tarih profesörü” ve yazdığı kitaba “bilimsel eser” muamelesi yaptığımız; bu açıdan kusur bulup eleştirdiğimiz (TA “saldırmak” diyor) iddiası, hakikaten absürd; çok sığ ve nafile bir defansif manevra. Ortada “anıları” diye takdim edilen bir kitap var. Biz de diyoruz ki anı filan değil, düpedüz kurmaca.

Buradan sıra, TA’nın aldığı pozisyonun ikinci ayağına geliyor. Mesele şu: TA muazzam bir kanıt yığınını inatla yok saymakta. Ayhan Aktar’la (AA) 2010 başlarındaki ilk tartışmamızın ardından, son dönemde ilkin Agos’un Hakan Erdem’le söyleşisi çıktı (14 Eylül 2012). Ardından Hakan eleştirilerini daha da genişleterek 6 Ekim’deki Eski Defterler programında tekrarladı. Üstelik AA, bazı dikkatli seyircilerin fark ettiği gibi, pek bir şey de diyemedi; sağa döndü sola döndü, yer yer şakaya vurmaya çalıştı ama hiç olmadı. Galiba TA da buna kızmış ki, AA’yı direnemediği için eleştiriyor (HerTaraf, 24 Aralık). Eh, bunu da aralarında çözsünler artık.

Geçelim; sonra ben tekrar yazmaya başladım; 24-25-27-31 Ekim ve 1-3-7-8-10-14-15-17-21 Kasım 2012 tarihlerinde toplam on üç makalede, Torosyan’ın çürüklüğünün kapsamlı ve çok çeşitli işaretlerini sıraladım. Buna TA’nın cevabının bir bölümü (Agos, 23 Kasım), soykırımı örtbas etme suçlamasını bir yana bırakırsak, “Varsa yoksa Çanakkale; varsa yoksa gemiler; ... o tepe miydi bu tepe mi?” gibi küçümseyici ifadelerle, ortaya konan kanıtları hafife almak şeklinde oldu. AA’nın cevabı ise (HerTaraf, 28-29-30 Kasım) sadece bana hakaretle sınırlı kaldı.

Bunun üzerine haydi bir daha anlatayım demiş ve 2-6-8 Aralık yazılarımı yayınlamışken, o hafta sonu Hakan Erdem’in kitabı çıktı. Dolayısıyla 12-13-15-20 Aralık’taki Okuma Notları’mda, Hakan’ın kendi özgün bulgularını da genişçe özetleyebildim. Aktardıklarıma, Torosyan’ın sadece Çanakkale’ye değil, bütün diğer cephelere ilişkin anlatımının da tamamen uydurma olduğunun ortaya çıkmasının yanı sıra, (a) ABD’ye ilk 1920’de değil 1916’da gittiği ve altı ay Philadelphia’da kaldığı; (b) nüfus sayımındaki kendi ifadesiyle, sadece altı yıllık bir öğrenimi olduğu gibi, nihaî ve bitirici kanıtlar da dahildi. Şunu demek istiyorum: TA 2012 Aralık ayı içinde henüz Hakan’ın kitabını edinip okuyamamış olsa bile, hiç olmazsa benim yazılarımdan ve en geç Aralık ortası itibariyle, içeriği hakkında bir fikir sahibi olabilir; bu sayede ayağını denk alabilirdi.

Hal böyleyken, Taha Akyol’un köşesinde 20 Aralık’ta yayınlanan notunda TA, “tarihçi değil” faslı bir yana, Torosyan’dan “kendisi savaşırken” diye söz etmeyi sürdürebiliyor. Ne demek bu? TA, Torosyan’ın Harbiye’den subay çıktığı ve Osmanlı ordusunda (gene subay olarak) savaştığına hâlâ inanıyor demek. Hattâ, her ne kadar Hakan’ın ve benim zikrettiğimiz bütün verileri Çanakkale’ye indirgeyerek küçümsemesi, Torosyan’ın daha çok Çanakkale dışı anlatımına itibar etmekte direndiği izlenimini uyandırsa da, aslında Çanakkale’de savaştığına inanıyor olması dahi mümkün. Nitekim TA, 24 Aralık’taki HerTaraf yazısında da, hem “gemiler-tepeler” gibi klişelerle Hakan’ın ve benim kanıtlarımızı önemsizmiş gibi göstermeyi, hem de Torosyan’ın kitabından tarihî bir kaynak olarak geçerliliğini koruyormuş gibi söz etmekte. Zaten Osmanlı ordusundaki Hıristiyan askerler için bu “kaynak”tan, ancak bu takdirde yararlanılabilir. Ve tabii bunun üzerine bir de, Türk milliyetçiliğinin “kutsallık”larını gözettiğimiz için Çanakkale’yi öne çıkardığımız iddiası biniyor.

Bu tutumu, bırakın anlamayı, tarif etmekte zorlanıyorum. Torosyan’ı illâ dayatıldığı için yazmak zorunda kaldığımızı anlatıyoruz; olmuyor. Kendi payıma, neden ilk örneklerimi (onlarla sınırlı kalmasam da) daha çok Çanakkale’den seçtiğimi defalarca anlatıyorum; olmuyor. Ne gemi batırmış ne denizaltı; tasdiknâmesi hayalî; Harp Madalyası yok; İstanbul’da Enver’le ve iki Alman generaliyle görüştüğü uydurma; diğer bütün cephelerdeki birlikler, komutanlar ve muharebeler de gerçek dışı; Külek Boğazı’nda öyle çarpışmalar fizikman, arazi açısından olmuş olamaz; Lawrence’ın yok ettiği Osmanlı müfrezelerini bir de Torosyan’ın yok etmesi hem çok komik hem sübjektif ruh halini ele vermesi bakımından iyice anlamlı... diyorsun; gene olmuyor. Sonra bir de ortaya çıkıyor ki Harbiye’den mezun olduğunu iddia eden adam sadece ilkokul okumuş; Galiçya’da 1916’da nice kahramanlıklar gösteren adam, o sırada ABD’de, Philadelphia’da oturuyormuş.

Ama gene olmuyor, gene olmuyor; AA gibi TA da Torosyan’ın öyküsünü şu veya bu şekilde doğru kabul etmeye devam ediyor. Her neyse; ben de bütün bu “cevap olmayan cevap”lara karşılık, 26-27-29 Aralık, 2-3 ve şimdi 5 Ocak yazılarımla, eleştirmeye devam ediyorum.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Yorumlar (4)

  • arsız sahtekarın bitmeyen dansı
    arsız sahtekarın bitmeyen dansı
    5.01.2013 08:54

    bu tartışma, ermeni paralarıyla finanse edilen, araştırma merkezi kimliği altında abd, kanada ve diğer batı üniversitelerine sızmış faaliyetlerin kanatları altında sığınarak, bir de utanmadan türk olduklarını iddia edip vicdanları gereği soykırım iddialarını tanıdıklarını, idealleri sebebiyle bunu hayatlarının mucadelesi yaptıklarını soyleyen, taner akçam ve benzerlerinin, entellektüel namus ve düşünsel sefaletleri ve kifayetsizlikleri hakkında tam ibretlik bir durumu ortaya koydu..

  • Onur Dinçer
    Onur Dinçer
    6.01.2013 11:05

    "arsız sahtekarın bitmeyen dansı" rumuzlu yorumcu hayal dünyasında yaşıyor. Yazdığı yorum onun dünyayı iyiler ve kötüler, bizler ve onlar diye gördüğünün açık tezahürüdür. Evet, Taner Akçamın ve Ayhan Aktarın Torosyan tartışmasındaki tavrı angaje ve bilim dışı. Ama bunun Ermeni soykırımını çürüttüğünü düşünmek çok gülünç bir davranış olur. Zaten Halil Berktay ve Hakan Erdemin de Ermeni soykırımını reddettiği filan yok. Torosyan ve Ermeni soykırımı mevzuları birbirine karıştırılmamalı.

  • Ad Soyad Giriniz...
    Ad Soyad Giriniz...
    6.01.2013 18:39

    doğuştan amigo, doğal içselleştirme ve anlama engelli olmaktan mefluç, yanlış azalarıyla malümatfürüşluğa koşulmuş muhterisin kalın derisine,- sürecin işleme hızı beyinsel intibak mekanizmalarının hala çalışmadığını gösterse de- "angaje ve bilim dışılık" diye bir nosyon difüzyonla girmiş..eh yine de olumlu bir gelişme..ancak angajelik ve bilim dışılığın reel bir sorun çerçevesinde nasıl ete kemiğe büründüğü nosyonuna işlevsel vukufiyet derisiyle anlayan birinde daha sonsuz sırasını bekler.

  • Onur Dinçer
    Onur Dinçer
    7.01.2013 16:52

    Adsız yorumcu, Bana somut argümanlar yerine hakaretten ibaret bir cevap yazmışsın. Bu kadar mı nefret dolusun? Sadece tek bir şeyi merak ediyorum. Aynı cevabı veya bir benzerini yüz yüze geldiğimizde de verir miydin?