Halil BERKTAY
Halil BERKTAY

Gazete: Serbestiyet.com

Organize suç olarak savaş, devletin doğuşu ve PKK

  • 14.02.2013 00:00

 Madalyonun bir yüzünde, hükümetin Terörün Finansmanı Yasa Tasarısı var; diğerinde PKK’nın “kendi” bölgesi ve tabanından, henüz topraksız bir devletin iktidarı olarak, saf gönüllük değil, çoğu zaman cebir temelinde “vergi” toplaması gerçeği. Bu da ister istemez, “ezilenlerin haklı şiddeti”ne ilişkin bir dizi inancı yeniden gündeme getiriyor.


Doğuşu, yayılması ve yozlaşmasıyla “haklı savaş”

Geçmişte uzun uzadıya yazdım: “haklı savaş” kavramı Erken Ortaçağda doğdu. Kavimler Göçü sonucu eski Roma topraklarının tepesine oturan Germen soyluluğunun, başta dur durak bilmeyen bir kavgacılığı vardı. Küçücük maiyetleriyle yerel savaş başbuğlarının birbirlerine kıyasıya saldırıp topraklarını genişletmeye çalıştığı, çapulcu ve yağmacı bir “kahramanlık çağı” yaşanıyordu.

Bu kuralsız ve sınırsız yıkıcılığı kısmen de olsa törpülemek içindir ki Kilise, 11. ve 12. yüzyıllarda “Tanrının Barışı” ve “haklı savaş” kavramlarını geliştirdi. Amacı, “haklı savaş” apolojisiyle savaşın daha fazla önünü açmak değil, savaşın ve şiddetin bir bölümünü “haksız” diye tanımlayıp dışlamak ve azaltmaktı. Ne ki, bir kere daha hükmünü yürüten “öngörülemeyen sonuçlar yasası” oldu. Feodal derebeylerinin (meselâ Fransa’ya) içsel, yatay şiddeti biraz yatıştı gerçi. Ama savaş, “haklı savaş” teorisiyle o zamana kadar varolmayan bir ideolojik desteğe kavuştu. Ortaçağ Avrupası kendi içindeki şiddet potansiyelini bu sayede dışına çevirdi. Daha 11. yüzyıl sonlarından itibaren, İslâm’daki cihadın simetriğini oluşturan Haçlı Seferlerinin dehşeti ortaya çıktı.

Zaman içinde bu “haklı savaş” kavramı başka ideo-politik programlara önce milliyetçiliğe ve millî devrimciliğe, oradan da Marksizme sıçradı ve her seferinde etkisi, “öteki”lere, “düşman”larımıza karşı “bizim” şiddetimizi meşrulaştırarak “bizi” daha kararlı ve inançlı (= daha katı ve yüreği nasırlaşmış) kılmak yönünde oldu. 20. yüzyılda özellikle Marksizm-Leninizm, (a) sosyalist devrim uğruna; (b) emperyalizme karşı; (c) Faşizm ve Nazizme karşı “haklı savaş”a geniş bir geçerlilik alanı yarattı. Böylece yayılan “haklı savaş,” kendine hayat vermiş olan tarihsel zeminin giderek ortadan kalkmasına inat, 70’lerden itibaren sonsuz dek çoğalan fraksiyonların elinde çığrından çıktı; aşırılaşıp ufalanarak yozlaştı; yeni muhafazakârlık dalgasına malzeme oldu.


Organize suç olarak savaş ve devlet kuruculuk

Benim kuşağım ve bizden sonrakiler de 50’ler ve 60’lardan başlayarak gözlerimizi dünyaya hep aynı Leninist paradigma içinde açtığımızdan, hiç doğru dürüst eğilmedik, idealize ettiğimiz savaş ve şiddet biçimlerinin temeline, enfrastrüktürüne, alt bağlantılarına. Dışarıdan bakıp yüzde yüz mert bir cengâverlik, modern bir şövalyelik ve uğrunda savaşanları topyekûn destekleyen tertemiz halklar gördük. Önderliği, ilkeleri, programı, “tarihin yönü”ne göre nerede durduğunu önemsedik. Bunlara onay verdik. Böyle örgütlerin iç gerçeği nedir; nereden para toplar ve silâh alırlar; iktidar organlarını nasıl kurar, “üs”leri veya “kurtarılmış bölge”lerini nasıl yönetirler... Ezilen halkların “içişleri”ne ilişkin bu gibi soruları, olsa olsa hâkim sınıflar, ABD emperyalizmi, CIA, MİT ve Kontrgerilla sorar ve tabii birtakım iftiralarla cevaplardı. Tehdit, zoralım, bölgesinde bütün siyasî rakiplerini yatay şiddet yoluyla yoketme gibi işlere, devrimciler asla tevessül edemezdi. Bunları “bizimkiler” değil ancak “onlar” Falanjistler, Çetnik’ler, Balli Kombetar’cılar yapabilirdi.

Charles Tilly 1980’lerdeki bir makalesiyle tarihsel sosyolojide çığır açtı: War-making and state-making as organized crime (Organize suç olarak savaş işi ve devlet kuruculuk). Özel olarak 17. yüzyılda (diyelim 1618-48 Otuz Yıl Savaşları sırasında) modern devletin nasıl uç verdiğiyle ilgileniyordu. Geleneksel tarım toplumunda ve egemenliğini henüz mutlaklaştırmamış yarı-feodal bir hanedan devletinde, belirli bir ortamda bir dizi rakip şiddet odağı olabiliyordu. Bunların hepsi son tahlilde birer örgütlü suç çetesiydi. Zaman içinde ya (varsa) eski devlet çekirdeği bunların hepsini, ya da içlerinden biri diğerlerini yutup elimine ediyor; emirlerindeki “özel silâhlı unsur”larını kendi “meşru şiddet tekeli”ne katıp massediyor; özetle, bu hengâmeye bir uçtan bir gangster gibi giren, başarıyla kutsandığı takdirde diğer uçtan “devlet kurucusu” saygınlığıyla çıkıyordu.

Bu, hemen bütün modern devlet kurma süreçlerinin bir bakıma benzer, aynı derecede pis ve kanlı olması demekti.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.