Halil BERKTAY
Halil BERKTAY

Gazete: Serbestiyet.com

Edebiyattan kopya çeken hayat

  • 20.02.2013 00:00

 Bu milliyetçilikler boğazlaşması öyle bir şeydir ki, “kendilerine kötülük yapılanlar / karşılığında başkalarına kötülük yapar” (those to whom evil is done / do evil in return). Bir halkanın mağduru bir sonraki halkanın zalimi kesilir. Türkler ve Türk milliyetçiliği, 20’lere kadar en azından bir yönüyle “ezilen” değil miydi? Ama sonra ne oldu? Nazi ırkçılığı Holokost’ta altı milyon Avrupa Yahudisinin canını almadı mı? Ama sonra ne oldu? Sırf bu bile, ezen/ezilen millet ayırımını mutlaklaştırmamak, mağdurları idealize etmemek, “ne yaparlarsa haklıdırlar” dememek için yeterli nedendir.


“Ne yaparsa haklı” ne demek

Filistin halkı büyük zulüm gördü ve görüyor; doğru. Peki ya Hamas ve Hizbullah, veya Gazze ve Irak’taki diğer şiddet örgütleri? “Her yaptıkları haklı” mı oluyor böylece? Çocuk-bombalar da mı haklı? Ya da adam kaçırıp, rehine alıp, aylarca tutup, ikide bir yalvartıp dünyaya video’sunu gönderip sonra da kafasını kesmeler?

Kürt halkı da büyük zulüm gördü; doğru (ve şu anda da konumu eşitsiz; hâlâ bir yığın ayrımcılığa maruz; ama artık büyük zulüm görüyor mu, onu bilemem). Peki ya PKK? Kullandığı şiddetin çeşitli kademeleri ve yönleri? Şiddete dayalı mücadele biçiminin beraberinde getirdiği diğer şiddetler? (a) Devlete karşı şiddetin, (b) örgüt içi şiddetin, (c) o alandaki diğer siyaset odaklarına karşı şiddetin ve (d) doğrudan doğruya Kürt halkına karşı şiddetin zorunlu içiçeliği?


Orhan Miroğlu’nun yeni kitabı

Ya, tam Charles Tilly’nin dediği gibi, (velev devlete karşı) elde silâh savaşırken, tam da elinde silâh olduğu için, bütün diğer icaplarıyla da devletleşmek, savaştığı devlete benzemek?

Orhan Miroğlu’nun Kuşatmadan İnfaza Musa Anter Cinayeti kitabı çok önemli. Silâhlı bir şiddet örgütü, hangi mağduriyet zemininden yola çıkarsa çıksın, teoride veya in vitro kültür üretilen Petri tabağında değil; in vivo ve in situ, gerçek hayatta, yerinde, mahallinde ve halkla, “taban”ıyla ilişki içinde nasıl çalışır, iş görür; bize bunun çok önemli görüntü ve tanıklıklarını sunuyor.

Solun “ezilenlerin haklı şiddeti” saplantısının, sadece (benim geçmişte yaptığım gibi) kuşbakışı, makro planda, Marks, Lenin ve Stalin’den yola çıkarak değil, bir de pratik sonuçları itibariyle, Miroğlu’nun kitabından hareketle ve adamakıllı tartışılması gerektiği kanısındayım.


IMRO’nun mutlak hegemonya iddiası

Ömer Seyfettin’in, geçen hafta özetlediğim Bomba hikâyesinde, o meşum kaçış- ama- infaz gecesi Boris, “iki ay evvel, bir Pazar gecesi” eve gelirken kapıda İhtilâl Komitesi imzalı bir mektup bulduğunu anlatır. “Ey dinsiz Boris!” diye başlar:

“Vaktiyle dağlardan neşretmek istediğin sosyalistliği burada öğretmeye başladın. Hainsin! Vatanımızın düşmanısın! Bil ki o hain kafanı balta ile vücudundan koparacak, sana uyanların, seni sevenlerin eline vereceğiz.” Alternatif de sunar: “Yahut bize dehalet et. Bizimle beraber Balkan’a çık. Büyük vatan için çalış.”

Aynı mutlak hegemonya iddiası, daha sonra eve geldiklerinde (bu arada Boris’i öldürmüş olan) Raçof tarafından, Magda’ya hitaben tekrarlanır:

“Sen de maksada vefasız kaldın. Burada ikiniz de bizim için çalışacağınız yerde babanıza malları sattırıp kaçmak istediniz. Sizin için milletin verdiği parayı çalmak arzu ettiniz. İşte biz buna müsaade etmiyoruz. Elinizden paraları alacağız. Buradan bir yere gidemeyeceksiniz. Bizim için çalışacaksınız.”


PKK/ERNK’nın mutlak hegemonya iddiası

Bu IMRO ve benzerlerine iyi bakalım; kralcı filan diye hor görmeyelim; bunlar o dönemin tipik “millî devrimci”leridir ve kuşaklar boyu bütün “millî devrim”cilerce örnek alınmış; bu miras elden ele aktarılmıştır.

Orhan Miroğlu’nun kitabında, Musa Anter’e 18 Eylül 1989’da, yani öldürülmesinden üç yıl önce yollanan bir “vergi” mektubu yer alıyor:

“Sayın Musa Anter - Bundan bir hafta önce size Mardin ERNK Temsilciliği adına gönderilen notta ERNK Vergilendirme Kanunu gereğince üç milyon TL si vergi ile ulusal kurtuluş savaşımıza katkıda bulunmanız uygun görülmüş ve size bu parayı ödemeniz için bir hafta süre tanınmıştı.

(...) süre şimdi tamamlanmış bulunmaktadır. (...) sizden istenen üç (3) milyon lirayı bu notu getiren şahsa derhal ödemeniz gerekmektedir. Sorun çıkarmanız, parayı ödememeniz veya ihbarda bulunmanız halinde mal ve can varlığınıza şiddetle yönelineceğini görev gereği bildirmekte yarar görüyoruz. İstenilen parayı anında ödemeniz menfaatiniz icabıdır. Devrimci selamlar.”

Evet, bir de “devrimci selamlar”ını yolluyor.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.