Halil BERKTAY
Halil BERKTAY

Gazete: Serbestiyet.com

Arabayı atın önüne koşmamak

  • 27.02.2013 00:00

 Off. Zar zor bulduğum Cuma akşamını, sadece önümüzdeki haftanın (üç sayfalık, baktıkça insanı ümitsizliğe garkeden) iş listesini yapmak ve sonra hepsine boş verip, sırf kafamı boşaltmak uğruna televizyon karşısında, Vahşi Kuzey’in tayga ormanlarına kar yağmasını seyrederken kendimi de yer altındaki bir kovukta boz ayılar gibi kış uykusuna yatmış hayal etmenin ardından...


Ufukta gene bir sol, sosyalizm ve sosyal demokrasi tartışması

Tekrar Cumartesi sabahına; düşünüp yazmaya ayırabildiğim o biricik zaman diliminin, her dakika ve saniyesini ellerden kıskandığım haftasonumun başına gelmek; çay suyunu koyup kapıdan Taraf’ı almak; kanapeye oturup ağrıyan sırtımı dayamak ve gümm diye iki önemli yazıya toslamak: Gürbüz Özaltınlı,Muhalefete kimlik ararken; Murat Belge, CHP’den ’sol’ çıkarmak. İkisi de 23 Şubat 2013; ikisine de çok büyük ölçüde katılıyorum; ama aynı zamanda ya net katılmadığım (Murat Belge) veya ne düşündüğümü henüz tam bilmediğim (Gürbüz Özaltınlı) öyle yerler var ki, asıl onları kurcalamak lâzım. Sonuçta, kahve falında nasıl derler, bize “üç vakitte” önce bir sol, CHP ve sosyal demokrasi, ardından da tekrar bir Marksizm ve sosyalizm tartışması gözüküyor.

İyi de, Şubat sonuna dayandık ve ben daha Değinmeler (3)’üme gelemedim; Nisan ortalarına kadar Ermeni soykırımına, Mayıs başına kadar Solun 1 Mayıs 77 faciası ve örtbas edilişine nasıl yer ve zaman bulacağım? Bari Aydın Engin’e şu eleştirilerimi çıkarayım aradan.


Barışın konuları ve gelecek

Türkleri ve Kürtleriyle Türkiye’nin gelecekteki her meselesi, bugünkü barış görüşmelerinde ele alınabilir mi acaba? Bir, bu mümkün müdür? İki, taraflardan herhangi birinin istemesi ya da hattâ sadece isteyebilir olması, makul sayılıp gündeme girmesine yeter mi? Üç, işbu “onlar [Kürtler] ister” (veya “aslında istemeleri gerekir”) muhakemesi, sosyalizm kökeninden gelen bir takım sol aydınlar olarak bizim de üzerine atlayıp bu olmazsa “yarım yamalak bir barış” olur dememizi mi intaç eder?


Göktürk
 uydusundan, ya da TC’nın yirmi otuz yıl sonraki uzay kolonilerinden PKK’ya veya onu izleyecek yasal Kürt partisi ve partilerine de eşit pay, hemen önümüzdeki şu barış çerçevesinde konuşulabilir mi örneğin? Ya da Kürt illerine ne kadar yatırım yapılacağı; bunun ne kadarının “sömürgeci-komprador” (Türk), ne kadarının “millî” (Kürt) burjuvazisine ait olacağı gündeme getirilebilir mi? Gene özel olarak o Kürt illerinde ve belki Türkiye’nin tamamında, belediye başkanları gibi valilerin de halk tarafından seçilmesi, elbette bir anayasa değişikliği konusu olarak, şimdiki barış görüşmelerinde karara bağlanabilir mi?


Dört ülkenin Kürtleri ileride ne yapar, bilmek mümkün mü

Aşikâr ki bu soruların bazıları (düşündürsün diye) kasıtlı şaka, bazıları yarı-şaka, bazıları ciddî. Örneğin benim gibi daha birçok sol demokrat için, bu ülkenin federal bir yapıya doğru yol alması, yüzde yüz ciddî bir vizyon ve arzu edilir bir gelişme. Ama “şimdi”nin sorunu değil. Savaş halinin sona ermesiyle birlikte daha fazla açılıp genişleyecek olan yasal siyaset sahnesinde yıllar boyu barışçı yoldan verilip belki kazanılabilecek bir mücadele.

Aynı şey, dört ülkedeki Kürtlerin ilişkileri için de geçerli. Bugünkü barışta neler konuşulabilir? Aşağı yukarı belli: KCK tutuklularının salıverilmesi, PKK gerillalarının sınır ötesine çekilmesi, genel af, silâh bırakma, Kandil’dekilerin büyük çoğunluğu için yurda dönüş ve lider kadrosuna Avrupa’da yer, ana dilinde öğrenim hakkı ve diğer kültürel haklar açısından ciddî reformlar, vatandaşlığın etnik “Türklük” değil “Türkiyelilik” kavramı üzerinden tarif edilmesi ve bu gibi adımları garantiye alacak yeni bir anayasa. Altını çizeyim; bunların hepsi olacak da denemez, ama bugün barış için gündemde bunlar var işte.

Peki, silâhların susmasının ardından, dört ülkenin her birindeki Kürtlerin (ister istemez eşit olmayan hız ve kapsamlarda gelişecek) talep ve mücadeleleri, (a) farklı zamanlarda kavuşulacak özerk yönetimleri; (b) bu özerklikler arasında sıklaşan ilişkileri; (c) bu zeminde, ortak network ve sair örgütlere doğru bir gidişi; (d) giderek tek ve birleşik bir Kürdistanı beraberinde getirebilir mi?

Getirebilir de, getirmeyebilir de. (A) Getirirse, bence bu, 15-20 yıl sonranın çok daha yumuşak hoşgörü ortamında gerçekleşebilecek anayasa değişiklikleri çerçevesinde, geleceğe dönük bir ilke olarak hep savunduğum kendi kaderini tâyin hakkına girer. Referandumlar yapılır; öyleyse öyle, böyleyse böyle olur. Saygı göstermek gerekir. Ama (B) “getirmelidir ve doğru olan budur” denemez.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.