Halil BERKTAY
Halil BERKTAY

Gazete: Serbestiyet.com

Tekelci bir milliyetçilik, nerede durabilir

  • 28.02.2013 00:00

 Açık söyleyeyim: önümüzdeki barış hakkında “yarım yamalak” gibi bütün küçümseyici ifadeler, kimden gelirse gelsin, benim için şaibelidir tıpkı, bir zamanların “AB’ye girelim ama onurumuzla girelim” şarkıları gibi. Zaten herkes görüyor; işin ideolojik iktidar (ya da Türk milliyetçiliği) tarafında CHP ve MHP, AydınlıkSözcü ve Ertuğrul Özkök, diğer yanında ise Nuray Mert gibi “solcu” Kürt “dostları” bütün “olağan şüpheliler” şimdiden ağız birliği içinde.


Sınırötesi siyasal ilişkilerin “kısıtsız”lığı, mevcut devletlerle nasıl çelişmez

Şimdi gelelim, Aydın Engin’in “yarım yamalak olmayacak bir barış”ın koşulu saydığı, benim ise olursa ancak barıştan sonra, gelecekte olur (ama olmayabilir de) dediğim gelişme çizgisinin yani, faraza KCK’nın ya da soruna “sınırötesi” bakma eğiliminde olan (olabilecek) başka bir milliyetçi Kürt örgütünün “dört parça” arasındaki ilişkileri yoğunlaştırma çabalarının, yasal anlamda değil, siyasî bakımdan arzu edilir, sosyalistler veya sosyalist bir kültür kıtasından çıkma sol demokrat aydınlar tarafından desteklenir olup olmadığına.

Bunu yapacak örgüt(ler), sınırötesi kültürel ve ekonomik ilişkiler kuracak, ama devlet/leşme istemeyecek bu mümkün mü? Üstelik, geçen hafta da işaret ettim (23 Şubat), Aydın Engin işin içine “kısıtsız siyasî” ilişkileri de katıyor. Nedir bunlar, bize kim anlatabilir? Ne demek, dört ayrı ülkedeki Kürt örgütlerinin birbiriyle “kısıtsız siyasî ilişkiler” kurması ve hem de bu “kısıtsız siyasî ilişkiler”in mevcut “üniter [veya başka tür] devlet yapılarına dokunmaması”? Yeryüzünde böyle bir şey var mı? Bu bir oksimoron değil de nedir?


KCK “devlet değil” deyip geçebilir misiniz

Zaten KCK ne? Abdullah Öcalan “devlet olmayan bir konfederasyon” demiş; şimdi bunu (diyelim sosyal bilim ölçütleriyle) hiç tartışmasız kabul mü edeceğiz? Amblemi var. Bayrağı var. Yurttaş olma ve yurttaşlıktan çıkarılma yöntemleri var. Yurttaşlarının vergi yükümlülüğü var [ayrıca bkz Musa Anter’e gelen vergi mektubu hakkında, daha bir hafta önceki yazım, Edebiyattan kopya çeken hayat]. “KCK ilke ve amaçlarına ihanet” diye bir kategorisi var ki bu takdirde yurttaşlıktan ihraç kararını “halk özgürlük mahkemesi” veriyor ama nihaî onayı Kongra-Gel’e, yani PKK’ya, yani silâhlı örgütün kendisine kalıyor. Başka bir deyişle, gerilla karargâhı KCK’nın üzerinde. Eşi benzeri görülmedik bir “önderlik kurumu” (= Öcalan) faslına hiç girmeyelim. Sadece teritoryalite eksik. İstediğiniz kadar “devlet değil” deyin. Aşikâr ki KCK,”kendi toprağı”na el koymaya hazırlanan bir devlet görünümünde. Dolayısıyla KCK Sözleşmesi bu embryonik devletin anayasası oluyor.

Bütün bunları ilk 17 Mart 2012’de yazmışım, yani neredeyse bir yıl önce. Burada tekrarlamak ihtiyacını şundan duydum: devletleşmek, KCK’nın veya KCK gibi bir örgütün ruhunda var. Zaten bu iş için kurulmuş. Diğer üç devletteki Kürt bölge ve/ya gruplarıyla “kısıtsız siyasî” ilişki kurabileceğini ama bunun “üniter devlet yapılarına dokunmayacağını” nasıl söyler, kimi inandırabilirsiniz?


Bir Kürt milliyetçiliğinin diğerlerini ezmesini solcular destekleyebilir mi

Dahası geçtim, bunun bir barış koşulu olup olmamasını (olamayacağı o kadar açık ki) böyle bir örgütün diğer Kürt parçacıklarıyla ilişkisinde tekelci davranmayacağına nasıl güvenebilirsiniz? Dört ülkedeki Kürt hareketleri az çok eşit gelişse ve ilişkilerinde biri veya ikisinin hegemonyacılığına çanak tutan bir dengesizlik oluşmasa, gönüllü bir birlik arayışından söz edilebilir.

Ama başını, bilinen siyaset tarzıyla PKK’nın ve/ya KCK gibi araçlarının çekeceği bir “kısıtsız ilişkiler ağı bunun Kürtler için iyi ve demokratik olacağı konusunda, aynı iç rahatlığını duyabilir misiniz? Lenin’in, bütün yanlışlarıyla birlikte ikincil politikalar alanında önemli doğruları da vardı, millî meselede olduğu gibi. Bir ülkenin diğer milliyetleri açısından “boşanma hakkı”ndan yanaydı, evet. Ama aynı anda, her milliyetten mensuplarıyla o ülkenin “proletarya partisi”nin (bugün isterseniz sosyalistleri ve sosyalist kökenli sol demokratları da diyebiliriz) spesifik bir “boşanma”ya karşı çıkıp “birliği” savunmasını, bu yönde tavır alması, ikna edici olmasını ve oy kullanmasını da öngörüyordu. Yani Lenin için, Marksist bilincin bağımsızlığı vardı; “ezilen” milliyetçiliğe teslim edilmesi söz konusu değildi.

Tümden unuttuk mu bunları? Barıştan sonra, milliyetçi bir Kürt partisinin dört parçaya yönelik ilişkiler kurma hakkını savunmak, kurmak istediği bu ilişkilerin içeriğini onaylamak ve desteklemek anlamına mı gelecek?

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.