Halil BERKTAY
Halil BERKTAY

Gazete: Serbestiyet.com

Kim birleştirir, kim böler

  • 14.03.2013 00:00

 Bernstein’in görüşleri, Manifesto’dan henüz elli yıl sonra, Marksizmin Marksizm içinden ilk ciddî sorgulanışıydı. Bu yüzden 19. yüzyıl sonunda birleşik SPD içinde büyük bir tartışma çıktı. Bebel, Kautsky, Wilhelm Liebknecht gibi önemli isimler, Bernstein’ın revizyonizmine karşı çıktı. Kendisi de demokrasi ile ihtilâlcilik arasında gidip gelen; 1917 Ekim Devrimi’ne de, 1919 Spartakist ayaklanmasına da karşı çıkan; “özgürlük daima farklı düşünenin özgürlüğüdür” diyen ama “parti diktatörlüğüne dönüşmeyecek bir proletarya diktatörlüğü” hayalinden de vazgeçemeyen Rosa Luxemburg, Reform mu, Devrim mi broşürünü (1900) keza Bernstein’a karşı yazdı.


Demokratik sosyalizm, kendi içinde de demokratik ve hoşgörülüydü

Ama gene de aynı parti içinde yer almaya ve birlikte mücadele etmeye devam ettiler, çünkü o dönemin sosyalizmi henüz çok daha demokrat ve çoğulcuydu. Marksizm ve SPD özdeş değildi; biri “sıkı” ve bütünsel bir teori, diğeri genel olarak işçi ve emekçi çıkarları temelinde kurulmuş, içinde derece derece Marksistler olsa da Marksizmi biricik temel saymayan bir siyasî parti, bir kitle partisiydi. “Doğru Marksizm”den “sapmak” ihanet ve burjuvaziye hizmet olarak tanımlanmıyordu. Herhangi bir parti programının Marksizmi (sonra Marksizm-Leninizmi) veya “bilimsel sosyalizm”i birinci maddesinden vazgeçilmez ilân ederek başlaması söz konusu değildi.

Daha önce de belirttiğim gibi, bütün bunlar Leninizm, Ekim Devrimi ve Komintern’le değişti. Sırat köprüsü gibi, kıldan ince kılıçtan keskince bir “doğru teori” anlayışı yerleşti. “Proletaryanın safı” ile “burjuvazinin safı” artık kaba hatlarıyla, açık aidiyetler ve kamuoyunda deklare yer tutuşlar temelinde değil, her türlü dolayım, çıkarsama ve imâyı da içeren çok detaylı bir tarzda ayrıştırıldı. Öyle ki, nasıl 16. yüzyılda şeytan her yerdeydiyse ve rüyanda gökte uçmak şeytanla işbirliğine yeterli kanıt sayılıyorduysa, aynı şekilde burjuvazi de her yere girdi ve “parti çizgisi”nden en küçük sapma tolere edilmez oldu. “Hain”liğin sınırları, bugün Türk popüler kültüründe olduğu gibi, alabildiğine genişledi ve belirsizleşti; oportünizm suçlaması müebbet, revizyonizm suçlaması ölüm fermanı haline geldi.


Komünizm, dışa ve içe karşı, her alanda despotizm ve sektarizm anlamına geldi

Bu süreçte sosyal demokrasi ile komünizm artık farklı anlamlar kazanır ve kesin çizgilerle ayrışırken, birbirlerine ilişkin tavırları bakımından bir asimetri de doğdu, çünkü komünizmin sosyal demokrasiye karşı tavrı, sosyal demokrasinin komünizme ilişkin tavrından daha fazla değişti ve çok sert bir konuma girdi. Sosyal demokratlar genellikle komünistleri hatâlı bir yola girmiş, biraz maceracı ve biraz diktatörlük düşkünü “uzak akraba”ları gibi “aileden” saymayı sürdürdüler. Komünistler ise “aile”ye sızmış “burjuva ajanları” olarak teorileştirdikleri sosyal demokratları atıp dışladıkları gibi, kestirmeden düşman, hattâ 1931-34 arasında en büyük düşman kabul ettiler.

Bu, Bernstein gibi eleştirel bir Marksist ve sosyalistin, bırakalım bir komünist partisini veya tarihselpanteon’unu; kendine komünizmin yeni düşünsel evreninde hiç yer bulamayıp olabilecek en aşağılık “ultra” revizyonist diye lânetlenerek Dante’nin Cehennem’inin Dokuzuncu Daire’sine atılması demekti. Ne kadar muazzam bir haksızlık olduğunu ancak bugün daha iyi anlıyoruz, çünkü Bernstein sosyalizm tarihinin çok ciddî, bünyesel, endemik bir sorununa çare arıyordu. Mesele, sosyalist devrimin ve devrim yoluyla sosyalizmin (en hafif deyimiyle) ufukta gözükmediği, üstelik bu devrim inadının güncel pratiğe açıkça zarar verdiği durum ve koşullarda, sosyalist (sosyal demokrat) bir partinin ne yapıp ne yapamıyacağıyla ilgiliydi.


19. yüzyılda sosyalist devrim projesi geleceğe ilişkin bir beklentiden ibaretti

19. yüzyıl sosyalizminde, sosyalist devrim fikri (yani devrimlerin devam edeceği ve bir sonraki devrimin artık bir işçi sınıfı devrimi veya sosyalist devrim olacağı düşüncesi), bir umut, bir beklenti, hattâ Marksizmin “bilimsel”liğini ne kadar benimsediğinize göre bir inanç olarak kuvvetle mevcuttu. Ama henüz devrim fikri sosyalizm fikrini tümüyle ele geçirmemiş, sosyalizme damgasını vurmamış, sosyalizmi devrim ve devrime giden yol dışında düşünülemez hale getirmemişti. Özetle, devrimin kendi Blankist veya Leninist “patika bağımlılığı”nı yaratması söz konusu değildi.

Görülüyor ki epey bir süre devam edeceğim.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar