Halil BERKTAY
Halil BERKTAY

Gazete: Serbestiyet.com

İknacı bir yol haritası

  • 27.04.2013 00:00

 Hiçbir toplum yekpare değil. Türkiye’de de, baştan kötü niyetlilerin yanı sıra bir yığın iyi insan da var. Üstelik, birinci ve ikinci nesilleriyle Türk milliyetçiliğinin, ya da İttihatçılığın ve onun (bazı farklarla birlikte) devamı olan Atatürkçülüğün ideolojik hegemonyasının zayıfladığı bir dönemden geçiyoruz. En önemlisi, 2000’lerin ilk yarısına kadar uzanan psikolojik terör mekanizmaları artık çalışmıyor. Eski suskunluğu tekrar empoze etmek olanaksız. Bir kabuk çatlıyor ve bastırılmış sorular âdeta patlıyor, satha fışkırıyor.


Resmiyet dışı tavır ve patikalar

Kimisi İttihatçıları sevmiyor ve sevmediğini de artık çok daha rahat söylüyor. “Atalarımız” olarak görmüyor; onlara bir sadakat borcu yok; Enver ve Talât gibi “kahramanlarımız”ın anısına saygı ve bağlılıkla yükümlü değil. Kimisi 1915’te çok kötü şeyler olduğunu seziyor veya bunu bir şekilde kabul etmeye yatkın. Öğrendiğinde ya da bir parça cesaret kazandığında, Ermenilerin başına korkunç bir şey geldiğini idrak etmeye başlıyor. Ya da zaten aslında ne olup bittiğini kendi kişisel veya aile tarihinden biliyor ve bunları “millî tarih” buzulunun ağırlığıyla aşağılara itmekten vazgeçiyor. Bazı devlet adamlarının şu son on yıla kadar yaptığı gibi, en ufak bir içtenlik içermeyen, buz gibi bir ses tonu ve neredeyse bir sırtlan sırıtışıyla “müessif bir olay” gibi sahtelikler gevelemek yerine, gerçek bir acı ve üzüntü duyuyor.

Burada en büyük değişim, dindar kesimde. Müslüman demokratlar çoğalıyor (bu, “aranan muhalefet”i sırf Kürtlerden ve eski sosyalistlerden ibaret gibi düşünenlerin atladığı, yanaşamadığı ve vizyonuna dahil edemediği bir nokta). “Gâvur” düşmanlığı tabii AKP’nin de söyleminden kolay kolay çıkmaz ama öte yandan, artık çok daha fazla laik-militarist ulusalcılığın bayrağı. Özellikle artan sayıda İslâmî kadın ise, bugünden geçmişe yeniden bakıp, Türk milliyetçiliği ve ulus-devletinin bütün 20. yüzyılıyla arasına sınır koyuyor. Nâzım’ın ifadesiyle “Türk halkının alnına sürülen bu karayı” temizlemek için bir şeyler yapmak gerektiğine; en azından, Kürtlerle helâlleşirken Ermenilerle de helâlleşebilmek gerektiğine inanıyor.


Solun sektarizmini, Kürt ve Ermeni barışı alanlarına taşımamak

Bu genişleyen olanakların çok net bir ölçütü, ifadesi var aslında: Hrant Dink’in Ocak 2007’deki cenazesine katılan yüz bin, bazı tahminlere göre iki yüz bin insan. O korkunç cinayet dolayısıyla gayrimüslimlerin yüz küsur yıldır maruz bırakıldığı ayrımcılığa tepkilerini, “Hepimiz Hrant’ız, hepimiz Ermeniyiz” sloganı etrafında birleşerek gösterdiler. Ama sorsanız, 1915 için hepsi “evet, soykırımdır” diyecek miydi? Çok şüpheli. Ama bilmediğinden, ama özellikle ideolojik kasıt veya gizli derin devlet emirleri konusunda tam ikna olmadığından, ama (iki gün önce yazdığım gibi) bu “suç isnadı”ndan rahatsızlık duyduğundan, g-word’u kullanmak istemeyecekti birçoğu. Aynı şey bugün, yukarıda anlatmaya çalıştığım genişleyen potansiyel için de geçerli.

Onun için, eski solcuların “mutlak, yüzde yüz saflık ve arılık” tutkusunu ve bundan kaynaklanan ezelî ve ebedî sektarizmlerini buraya taşımamaya özel bir dikkat göstermek lâzım. Fakat heyhat, böyle bir “safçı” (puristic) sektarizm Kürt barışı sürecine sıçradı bile. Cepheden karşı çıkmanın ötesinde, acaba hangi zorlukları abartabilirim, ya da hangi maksimalist hedefleri öne çıkarabilirim, ya da zamanla kapanacak hangi yaraları sürekli kaşıyabilirim ki barış Kaf Dağının ardına taşınsın, hiç olamaz gözüksün? Nicedir farkındayım; son yıllarda aynı tuzaklar, kısmen dar kafalılık, kısmen süper-radikalizm, kısmen diaspora dalkavukluğu, kısmen kişisel hırs ve kariyerizm kaynaklı, açık arttırmacı bir “soykırım şampiyonluğu” yüzünden, Ermeni sorununun çözüm yollarına da seriliyor.


Çizgi nereden geçmeli

Oysa bu koşullarda çizgiyi, negatif bir tavırla, kimler soykırım diyor-demiyor diye değil, pozitif bir tavırla, kimler ve hangi duruşlar artık resmiyet ile özdeş değil (ondan derece derece uzaklaşıyor) diye çizmek lâzım. İlkini yaparsanız, hareket alanı alabildiğine daralıyor. İkincisinde ise konuşulacak, aydınlatılacak, kazanılacak geniş bir alan açılıyor.

Yeter ki hitap etmeyi ve lâfımızı dinlenir kılmayı bilelim.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.