Halil BERKTAY
Halil BERKTAY

Gazete: Serbestiyet.com

15 yaşında bir kız çocuğunun ‘Menemen’i yakacak lider’ özlemi

  • 23.05.2014 00:00

 [18-22 Mayıs 2014] Soma’dan yola çıkarak yazdığım bu nefret söylemleri alt-dizisinin dördüncü (ve son?) yazısına konu olan tweet, aslında ilk okuduğum. Serbestiyet’ten bir arkadaşım daha 16 Mayıs’ta yollamış. Ben yok artık diye hayret ve infial gösterince, o ve başkaları “hocam siz bilmiyorsunuz daha neler neler var” diye gülmüşler; derken rümuzunu vermediğim o genç avukat kadınınki gelmiş, sonra mahlasını (avatarını mı demek lâzım) anmadan edemediğim Kemalist Aysun, sonra yazmaya yetişemeyeceğimi anladığım daha başkaları. İlk ikisini biraz deştikten sonra, şimdi başladığım yere dönüyorum. Şöyle diyor: Bizim liderimiz, 1 kişi öldüğü için “Menemen’i yakın!” diyen kişidir. 300 küsür [böyle yazıyor] insan ölünce “kader” diyen değil.

İlk bakışta, diğerleri kadar korkunç gelmiyor, çünkü dolaysız “temizlik” önermiyor, hayalî de olsa bir soykırım projesi yok gibi. Fakat asıl fecaat, yazanın (veya paylaşanın) kimliğinde saklı. Vermiyorum, çünkü alt tarafı 15 yaşında bir çocuk bu — resminin de doğruladığı gibi, ancak Lise 1 = dokuzuncu sınıf öğrencisi olabilecek, belli ki varlıklı orta veya üst sınıflara mensup, hoş, güzel, yaşı gereği hafif seksi olmaya çalışan havalarda bir kız çocuğu. Üstelik, rumuzuna tıklayıp tweet’lerine girdiğinizde, karşınıza gerçekten çok çocuksu, tabii rock-pop etrafında dönen — ve başka en ufak bir düşünsel içeriği olmayan — bir teen-ager dünyası çıkıyor. Eh, hayatımın çeşitli veçheleriyle ben de az buçuk haberdarım bu alt-kültürden. Sırılsıklam hayran olduğu Justin Bieber’in resimleri, şarkılarından kırıntılar. Tasavvur edebileceğiniz bütün ergen esprileri ve gülmekle ağlamak arasında gidip gelen hitap tarzları. “Meleek”ler, “şeqersin”ler, birbirlerini “fav” yapmalar; en yakınlarıyla karşılıklı, birbirleri olmasa “intar” edeceklerini beyanlar. Okula, sınavlara, ödevlere yakası açılmadık küfürler (küfretmeyen bir insan olarak, bütün küfürlerden, ama hele kadınların ve hele hele genç kızların bu kadar argo konuşması ve erkeksi cinsel küfür kullanmasını zerrece anlayamadığımı söylemeliyim).

Geçelim; bunun dışında hiçbir şey gözükmüyor ortalıkta. Ne şiir. Ne edebiyat. Ne sanat. Ne bilim. Ne sinema. Ne spor. Ne başka bir ilgi veya merak. Ne yeryüzünün değişik bir köşesinden, değişik bir haber. Ne de hayata dair herhangi bir tutku, bir iddia, kendi geleceğine ilişkin bir proje ve patika belirtisi. Uzun süre, fikirlerine dair tek ipucu, iki sözcük: “Suriyelilerin iticiliği.” Olanca şıklığıyla birlikte, düpedüz ruhsal bir çöl bu (Antonioni’nin Kızıl Çöl’ünün, içimizde varolanı). Ama günler böyle tekdüze akarken Mayıs ortasında Soma faciası meydana geliyor ve ansızın maden işçilerine bir sevgi, bir sevgi patlak veriyor ki inanılır gibi değil. Dahası, Soma’yla birlikte derhal Atatürk de çıkıyor sahneye. “Atatürk olsaydı girerdi o madene.” Pop-rock ile Soma ve Atatürk birbirine karışıyor: Cody, Rihanna, Barbara, Bella, Cara. “Daha bir sürü ünlü yabancı bize destek çıktı.” Adriana Lima. “Turkish belieber”larına teşekkür eden Bieber. Dış dünyayla bütün ilişki bunlar üzerinden. Derken işte o alıntıya, o tweet’e geliyoruz: Bizim liderimiz, 1 kişi öldüğü için “Menemen’i yakın!” diyen kişidir. 300 küsür insan ölünce “kader” diyen değil.

Bir. Bunu asla benim girip sayfalarca tweet’ini okuduğum o çocuk yazmış olamaz. Bu çok düzgün ve tumturaklı ifade tarzı onun değil; imlâsı yanlış olsa bile “küsur” sözcüğünü bilip böyle kullanacak bir kuşağa mensup değil; çok muhtemelen 23 Aralık 1930’un Menemen olayından ve Kubilay’dan habersiz. Atatürk’ün ilk başta Menemen’in haritadan silinmesini emredip sonra geri aldığı yolundaki rivayetleri bilip de  “Menemen’i yakın!” biçiminde özetleyebilmesi, benim gördüğüm kadarıyla zihinsel ufuk ve yeteneklerinin dışında. Hele, Menemen ile Soma arasındaki coğrafî komşuluktan da yararlanarak, Atatürk’ün Jakoben iradeciliği ile Erdoğan’a izafe edilen kadercilik arasında böyle (kabul edelim ki hayli sofistike) bir kontrast kurgulamayı kendi başına akıl etmesini, tümüyle olanaksız görüyorum.

Dolayısıyla iki. Bu ya daha önceki bir tweet’in paylaşımıdır, ya da çocuğun twitter account’una giren bir yetişkinin, diyelim babası veya annesinin, 15 yaşındaki kızı adına yazıp onun eseri ve mesajıymış gibi yolladığı — veya, kızlarına dikte ettiği — bir şey. Ben çok yanılmıyorsam, birincisi değil ikincisi olduğu, yani orijinal olarak sözünü ettiğim noktadan çıkıp yayıldığı anlaşılıyor. Bu da çok önemli bir noktayı — bir sonra yazımda işlemeyi umduğum, bu X veya Y veya W kuşağı ile (her neyse) aileleri arasındaki (ayrıca, okulları ve öğretmenleri arasındaki) formatif ilişkiyi gündeme getiriyor.

Fakat üç. Limitte, kızın kendisi anne ve/ya babasının yazdığını çok beğenip benimsemiş ve kendisininmiş gibi gururla yayıp paylaşmış olmalı. Bu da, neden o kadar beğenip içselleştirdiğini düşündürüyor. 15 yaşında bir çocuğa, ne ifade eder bütün bir kasabayı yakmak, haritadan silmek? Evleri ve belki kendileri yanan insanları gözünün önüne getirir mi? Başını sokacak bir çatısı kalmamış, kış kıyamette yollara dökülen anneleri ve bebekleri? Kendi yaşam koşullarıyla ilgisi olmayan (ama müthiş seviyor gözüktüğü Somalı madencilerinkine çok yakın) bir yoksulluğu ve çaresizliği?

Sahi, ister kendisi, ister büyükleri — insan nasıl hem Soma’nın 300 işçisine ağlar, hem aynı anda, aşağı yukarı Soma benzeri bir başka kasabanın yakılmasını isteyebilir; ister Atatürk ister bir başkası, bunu yapmayı düşünmüş bir lidere, bu yüzden, bu fikir yüzünden, sevgi ve bağlılık arz edebilir?

Sanırım bunlar üzerinde kafa yormayı biraz daha sürdüreceğim.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.