• 25.03.2014 00:00
  • (3025)

 Eskiden olsa, Lenin demiştir ki dedin, Marx’tan bir alıntı yaptın mı iknaın yarısı tamamdı. Ama artık herkes âlim. Ağızdan aidiyete çıkan, kanun. Ne diyorlarsa, o. Sanki hepsi birer Başbakan! Kimsenin umurunda değil alıntı, malıntı. 


Alıntı niçin gereklidir? Alıntıdan amaç bir kriteri ortaya koymak ve o kriter üzerinden eylemi irdelemektir, ama bu, çok sonuççular için sağlıklı bir analiz değil, tuttuğunu galip getirmek önemlidir.


12 Eylül 2010 anayasa referandumunda da bunlara çok rastlandı. Bir taraf “Evet”, diğer taraf “Hayır” demeye karar verdi, sonra kararın altı doldu. Devamında “evet” ya da “hayır”ın doğruluğu değil, diğerinin ne kadar yanlış olduğu konuşuldu. 


Oysa, değişecek olan AK Parti’nin hazırladığı anayasanın bazı maddeleri, değişmeyecek olan, 12 Eylül anayasasının bazı maddeleri. “Evet” de “hayır” da, halkın doğrudan talebi değildi, solcular ‘geçersiz’ oyla oy hakkını da koruyarak, bize ne sizin partilerinizin “evet” ve “hayır”ınızdan diyemedi.


Çok bariz bir şekilde iki amacın öznesi de sermaye ve partisi, ama kraldan çok kralcı, özneden çok özne oldular, “evet”, “hayır” yüzünden adeta birbirlerini kırdılar.


Kırım, bir zamanların televizyonun kenarından başını uzatan 12 Eylül şarkısı Türkiyem gibi her tartışmada vırt zırt sataşma olarak tedavüldeydi, 30 Mart yerel seçim kampanyasında kendini yeniden üretti. 


Şimdi yine aynı odak. Özneler yine halk değil.


Tek hedefleri, AK Parti’yi devirmek. 


Niyetleri olmasa da, aynı, referandumda savundukları “hayır” gibi fiilen eski devleti istemek. Tabii pratik ifadesi, CHP’ye oy verdirtmek. 


Kampanyanın adı, tatavayapmabasgeç. Yani AK Parti dışındaki en güçlü adaya bas/ oy ver demek. Amaçları kararsız sol veya muhalif oyları faydacı bir anlayışla CHP’ye yönlendirmek. 


Tipik bir eski devlet mühendislik ürünü. İçerik olarak da. Çünkü eski devletçilere göre Türkiye’de sınıflar yoktur; Türkiye toplumu imtiyazsız kaynaşmış bir kitledir.


Bu anlayışa göre AK Parti, din kokulu bir üvey sermaye partisidir. Din kokusu irtica üretir. Ve irtica, domuz bağı, satırla insan kesme ve daha bir sürü zalimane muameledir. Tabii bu, inancı tenzih etmeyen, bilimsel analizden uzak düz bir korkutmadır. Ayrıca AK Parti öncesi uzun yılların devleti, falakaları, filistin askıları, elektrikleri, asit kuyuları, idam sehpaları, faili meçhulleri yok, sütten çıkmış ak kaşıkmışçasına.


Ve bunlara göre bu üvey AK Parti dışındaki partilerin hepsi aynıdır. Çünkü şu an onlar için AK parti, koltuğu işgal eden parti ve ondan kurtulmaları şarttır. Yarın bu bir başkası olabilir. O yüzden şu anda baş düşman AK Parti’den sonra en güçlü adaya oy. 


Kendinden başka akıl ve yöneten tanımayan bir aşağılama! 


Sanki güçlülük bir ilke, kriter, oy verme sebebidir! 


Sanki halk, sermaye partilerinden birine mecburdur!


Bir egemen güç ideologu, böyle düşünebilir ve halkı kandırmak için bir Ortadoğululuk doğallığı olabilir. Ama bu, Batı’da hoş karşılanmaz. Batılı bir sağcı bile toplumun sınıflardan teşkil ettiğini ve partilerin belli sınıflara dayandığını bilir.


Ama bunu Türkiye’nin kendini solcu sananları hâlâ bilmez. 


Bilmez ama üzücü yanı bilmediğini de bilmez. 


AK Parti, kimilerinin sandığı gibi sadece Anadolu kaplanlarının partisi değildir. Sermaye, Anadolu kaplanı, Rumeli (İstanbul) sırtlanı, Karadeniz çakalı diye ayrılmaz. Sermayenin grupları coğrafi değil, şirketsel olur ve adlandırması tektir. Söz gelimi, AK Parti’nin dayandığı sosyal grup temel olarak ticaret burjuvazisidir. AK Parti’nin politik düzlemde görülen hukuk tanımaz her yol mubah pratiklerini, kazanç varsa her şeyi satan ticari niteliğinde aramak gerekir.


CHPve MHP, sermaye ile iç içe geçmiş eski devletin savunucusu partilerdir. Bu partilerin geçmiş dosyaları, AK Parti’nin son yıllarda artan dosyalarına rağmen daha kabarıktır. 


HDP, sol bir halklar partisidir, sermayeyle ilgisi yoktur.


ÖDP, sol bir Türk halkı partisidir, onların da sermaye ile doğrudan ilgisi yoktur.


TKP, Türk ulusal sosyalist bir partidir ve sermaye ile ilgileri ulusallık savunuları kadardır.


Devletin solcusu olmaz, zira solcu devletçi olmaz ama kendini ‘sol’cu sanan devletçilerin oyu, tabii ki devlet partilerine. 


Ama solun ve halkların, devletin kirli partilerine verecek oyu yoktur.


Henüz otoriterizm, totalitarizm, diktatörlük ve faşizm ayrımlarını bilmeden o anki psikolojisine göre tavır saptayanlar! Her sakallıyı dedesi sanan piyasa analizcileri! Bindiği belediye otobüsünde frene sert bastığı için kızdığı şoföre bile faşist diyen literatür ve kriter fakirleri, tatava yapmasınlar lütfen!


Oylar temiz halk partilerine. 


Tabii ki, Halkların Demokratik Partisi’ne.



[email protected]