• 26.08.2021 06:49
  • (206)

Diyanet İşleri, 15 Temmuz’un 5. yıl dönümünde “din istismarı ile mücadele” konulu bir kitap yayınladı. Kitapta, dini istismar edenlerin 11 karakteristik özelliği sıralanıyor. Sizler için bu 11 özelliği aşağıya aktarıyorum, bakın bakalım kaç tanesi Erdoğan’ın yaptığına uyuyor.

AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin il başkanlarını topladı ve orman yangınları ile nasıl başarıyla mücadele ettiklerini anlatırken şunu söyledi:

“Muhalefet ne der, ne demez, yok. Allah ne der. Biz buna baktık ve bunu yaptık.”

Muhalefetin eleştirileri ile Allah'ın kelamı arasında nasıl bir ilişki var diye düşünebilirsiniz.

İlk bakışta bir tür “dam üstünde saksağan” cümlesi gibi görünüyor ama değil.

Erdoğan'ın hiç vazgeçmediği, bu uğurda bir zamanlar Fetullahçılar ile bile iş tuttuğu “menzil – i maksudu” bu sözleri söyleten.

AKP iktidara geldiği günden beri Türkiye'yi değiştirmek istiyor.

Toplumsal yaşamı, kendi İslam anlayışına göre dönüştürme peşinde.

Milli Eğitim'in tarikatlara teslim edilmesi, imam hatip eğitiminin lise ve ortaokul düzeyinde neredeyse zorunlu hale getirilmesi, bu hedefin bir parçası.

Diyanet İşleri'nin kendi görev alanıyla alakasız konularda bile daha görünür kılınması, Milli Eğitim'den tutun pandemi için kurulan “sosyal bilim” kuruluna kadar temsil ediliyor olması da aynı politikanın sonucu.

Mahkeme kararlarında bile dini referanslara yer verilmeye başlanması da!

Her Cuma, namaz çıkışında cami kapısında basın toplantısı yapması da aynı hedefe yönelik.

Kuşkusuz ki Anayasa'nın “laik demokratik hukuk devleti” ilkesini kaldırabilecek bir güce bugün için sahip değil.

Ancak hukuk devletinin bir polis devletine dönüşmesine ramak kaldığını, demokratik hakların hızla buharlaşmakta olduğunu ve bütün bunları yapabilmek için Anayasa'nın söz konusu maddesini değiştirmenin de gerekmediğini yaşayarak öğrendik.

Ve öyle görünüyor ki yaklaşan seçimi kaybetme ihtimali yükseldikçe, siyaset dilinde önceki gün yaptığına benzer atıflara daha çok rastlayacağız.

Bir yandan laik – İslamcı çatışmasını körükleyerek, tabanı konsolide etmeyi hedefliyor, diğer yandan da “menzil – maksuduna” doğru küçük adımlar atıyor.

Her ne kadar Erdoğan, Allah'ın ne dediğine bakarak işlerini yürüttüğünü iddia ediyor olsa da Allah'ın bütün bu işlere ne diyeceğini bildiğini kimse iddia edemez.

Ancak, Diyanet İşleri, 15 Temmuz'un 5. yıl dönümünde “din istismarı ile mücadele” konulu bir kitap yayınladı.

Kitapta, dini istismar edenlerin 11 karakteristik özelliği sıralanıyor.

Sizler için bu 11 özelliği aşağıya aktarıyorum, bakın bakalım kaç tanesi Erdoğan'ın yaptığına uyuyor:

1- Allah ve peygamberle görüştüğü algısı oluşturmak.

2- Dini anlamda kendisini yegâne kaynak kabul etmek.

3- Grup mensubiyetini aile, millet ve ümmet bağlılığının önüne geçirmek.

4- Mabetleri istismar etmek.

5- Hakikat tekelciliği yapmak.

6- Tekfir etmek. (Kendisi gibi olmayanları Müslüman kabul etmemek.)

7- Mehdi ve mesih gibi sıfatlara bürünmek.

8- Masumiyet / günahsızlık iddiasında bulunmak.

9- Görünmez güçlerden destek aldığını iddia etmek.

10- Gençlerin dini duygularını istismar etmek.

11- Dini konulardaki bilgisizlikten yararlanmak.

 ***

Erdoğan'ın söylediklerini, Erdoğan için söylemeyin

Genco Erkal hakkında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a hakaret ettiği gerekçesiyle 1 yıl 2 aydan, 4 yıl 8 aya kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı.

Meğerse ihbar varmış, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı fırsatı kaçırmamış.

Aslına bakarsanız savcıların neden böyle yaptığını anlayabiliyorum.

Mafya reisinden para aldığı ihbar edilen siyasetçi var, savcı oraya bakamıyor bile.

İçişleri Bakanı ile iş adamının arasını yapma için 10 milyon Euro isteyen gazeteci var, savcının gözü sımsıkı kapalı olmak zorunda.

Otomobilinden el bombası, uzun namlulu otomatik silahlar çıkan adam, bir de polisi tehdit ediyor ama savcılar gözlerini kaçırıyor.

İstanbul ve Ankara Belediyeleri resmen yıllarca soyulmuş, savcı sadece gözünü değil, bu kez kulağını da tıkamalı ki lojmandan atılmasın, makam aracını kaybetmesin.

Savcının, savcı olduğunu kendisine ve topluma ispatlaması için de geriye işte böyle ihbarlar kalıyor.

Genco Erkal'ın ne dediği için bu davalara muhatap olduğunu bilemiyorum.

Bildiğim şu ki Genco Erkal, en ağır eleştirisini bile o kendine özgü zarif üslubu içinde yapmıştır.

Hakaret olduğu iddia ediliyorsa bu kullandığı kelimelerden kaynaklanmıyordur. Amaç eleştiriyi cezalandırmaktır.

Son 3 yılda 29 bin 89 kişiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a hakaret ettiği gerekçesiyle dava açılmış.

Açılan davaların üçte biri mahkûmiyetle sonuçlanıyor, üçte birinde de hükmün açıklanması erteleniyor.

Elbette kimse kimseye hakaret etmemeli, buna kim itiraz eder ki?

Ancak kamu görevlerini yürütenlerin ve özellikle de siyasetçilerin biraz daha geniş yürekli olmaları gerekiyor çünkü eleştiri, şok edici olabilir, övgü de olmadığına göre sert olmalıdır.

Bunları da ben söylemiyorum, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın avukatlarının mahkemelere verdikleri dilekçelerden aktardım.

Bu davaların amacı, toplumu korkutmak ve itiraz edemez hale getirmek.

Eski sistemde “Cumhurbaşkanı'na hakaret” diye bir suç olması anlaşılabilir bir şeydi, çünkü Cumhurbaşkanı devletin ve milletin birliğini temsil eden, sembolik bir görevi yerine getiriyordu.

Bugünkü sistemde ise Cumhurbaşkanı, aynı zamanda partisinin de genel başkanı, siyasi bir kişilik.

Onun siyaseten Kılıçdaroğlu'na, Akşener'e söylediklerini, siz siyaseten Erdoğan'a söylerseniz, hapsi boylamanız işten bile değil.

T.C. vatandaşı olarak Erdoğan ile hepimiz aynı haklara sahibiz, kanun önünde eşit olmalıyız.

Bu nasıl eşitlik? Böyle hukuk olur mu?

***

“Disiplin” kılığında “efrada kötü muamele”

Elazığ Kadın Kapalı Cezaevi'nde aralarında DTK Eşbaşkanı Leyla GüvenHDP Diyarbakır İl Eş Başkanı Hülya Alökmen Uyanık ve Ezilenlerin Sosyalist Partisi Genel Başkan Yardımcısı Fethiye Ok Çiçek'in de bulunduğu 9 kadın tutuklu hakkında disiplin soruşturması başlatıldı.

Disiplin soruşturmasının nedeni “anlaşılmayan bir dilde sözlü halay çekmeleri ve yine anlaşılmayan dilde marş söylemeleri”.

Cezaevi yönetiminin tuttuğu tutanakta “anlaşılmayan dil” denilen şey her halde Kürtçe olmalı.

Şahsen ben de Kürtçe anlamam ama yanımda birileri Kürtçe konuşursa, konuştukları lisan Arapça mıdır, Kürtçe midir ayırt edebilirim.

Elazığ'da yaşayıp da Kürtçenin “soundunu” anlayamayan da varmış demek ki.

Bu tutanak, cezaevinde yapılacak disiplin soruşturmasında esas olacak.

Buna bakarak amacın ne olduğunu da anlayabiliriz.

Cezaevi disiplinini sağlamak için bazı haklarından mahrum edilecekler.

Bu da bana şunu düşündürtüyor: Burada amaç disiplini sağlamaktan daha çok “efrada kötü muameleyi”, disiplin cezası kılıfına sokmak!

Belli ki rejime mahkemelerin verdiği cezalar yetmiyor, bir de insani açısından utanılması gereken cezalar biçiliyor.