• 19.02.2021 00:00

 Üçümüz arasındaki ilişkiyi (sen, kocan ve ben), üç kişi arasındaki ilişki olarak değil de, ikişer kişilik iki ayrı ilişkinin eklemlenmesi olarak görmek gerekiyor.

Bu üçlü ilişkiyi oluşturan iki ayrı ilişki, doğaları, tarihleri, tabiatları bakımından da farklı ilişkilerdir. Birisi bir evlilik, diğeri aşk ilişkisidir. Yani nitel olarak değişikliğe uğramadan bir arada yaşamaları imkânsızdır.

    Başka bir deyişle biz, büründüğü biçim ne olursa olsun,  bu ilişki hakkında konuştuğumuzda, aslında çatışma halinde olan, iki ayrı nitelik üzerine konuşuyoruz demektir. Doğal olarak ilişkinin geleceği çatışmanın doğuracağı sonuçlara göre biçimlenecektir.

    Burada söz konusu üç kişinin konumlanışı da farklıdır. İlişki tarafından bakıldığında, sen kocana daha yakın görünürsün. Görünür değil, evlilik devam ettiği müddetçe öyledir.

Aşk tarafından bakıldığında sen bana daha yakınsın. Kocan ve benim için de aynı paradoksal konumlanış söz konusudur.

    Burada bir başka hem benzerlik, hem ayrı duruştan daha söz etmek gerekiyor. Aşk ilişkisi seninle benim için arzu edilen bir ilişkidir. İlişkiyi ‘isteme’ ikimizin ortak noktasıdır. Oysa aynı ilişki kocan için de defacto, seçmediği, iradesi ışında oluşmuş bir durumdur.

    İlişkinin nasıl bir seyir izleyeceğine gelince, bu esas olarak tarafların aile kurumuna karşı tutumlarının nasıl olacağına bağlıdır.

    Sana katılıyorum: aşk esasında bir ‘şimdi’ halidir. Onu ne oluyor, neden oluyor, ne anlama geliyor gibi sorularla didiklemek yerine, doludizgin yaşamak gerekir.

    Şimdi dönüp bu sevdanın miladından bu yana yaşadıklarımıza bak. Kısacık zaman dilimine sığdırdığımız hız, kesafet, şiddet, yakınlaşma, birleşme, sevinçler, heyecanlar, acılar.

    İkimizin yüreklerinde ve ellerinde biçimlenen sevginin adına yaraşır sıra dışı, sade ve vakur bir sevgi olduğuna inanıyorum.

Hayır,  bunu hissediyor ve yaşıyorum. Hayat böylesi bir aşkı kendi coğrafyamızda, kendi kimyamızla, yalnızlığımızla yaşamamıza izin verseydi; sevgi sürecine seni rahatsız eden bunca ‘söz’ bulaşmayacaktı. Aşkımızdaki sözün hükmünün bittiği alanlar daha geniş, daha derin, daha içe siner olacaktı.

    Ama ben, kendi payıma bundan yakınmıyorum. Seninle, konuşmadan anladığımız ne çok şeyi çoğalttık, paylaştık. Henüz yolun başındayız ama çok mesafe aldık. Hem, tek tek kendi iç dünyamızda, hem ellerimizin kenetlendiği yerlerde, hem geçmişlerimizle çizdiğimiz harita üzerinde yol alıyoruz. Bütün bunlar bir araya geldiğinde ise, bambaşka bir yolu aşkımızın yolunu açıyor.

    Kendi şiiri, kendi tarzı, kendi jargonu, kendi renkleri olan bir sevdanın iklimini soluyoruz.”Eveet!” “ Hadiii!” kelimeleri dünyanın hangi dilinde, hangi sözlüğünde senin güzelim ağzında büründüğü anlama bürünebilir ki.