• 30.04.2021 23:36

Aleksandır plats'da sırım gibi bir göçmen.Filistinli.Herkes sarışın bir o, bir de ben esmeriz. Başıyla etrafı kolaçan ederek ilerdeki ulu çınarın dibine işiyor. Sen bakma, insan ne kadar içerse içsin bir yanı ayık kalır.Ufukta iki halk milisi göründü. Sahte pasaportum arka cebimde.Rahatlıyorum. Oysa Teodorakis’i ilk dinlediğim gece ne kadar gergindim. Gece bitiverecekti. Bense zaman dursun müziğin depremi hiç bitmesin istiyordum. Yüreğim çatlayacaksa aşktan çatlasın. Şimdi bak zaman mıhlanmış yürümüyor. Otobüs hâlâ gelmedi.Tivoli konser salonunu bilir misin? Heyecandan ter içindeyim. Sana mutlaka anlatmış olmalıyım. Hiç bilmediğin bir dilde sınırları, mayın tarlalarını, tel örgüleri, uğruna ölümlere sürüldüğümüz bez parçalarını, derilerimizin rengini, ezan ve çan seslerini havra ve  tapınak  davetlerini anlamsızlaştıran şarkılardı.

Müzik gözbebeklerimin pınarlarını kamçılıyordu.

 

İyi ki sular akmıyordu. İyi ki yıkanamadın

Bir karış ötemde bakkaldaki sesinle çok uzaklardasın diye yatağını terk ettim. Köşedeki berberde yeşilceketlilerden biri dazlak kafasını kazıttırıyor, yılışık küstah gözlerine bulaşmadım .Duraktaki aynı böceğin iğrenç ayakları sırtımda ürperiyorum. Kadın minyon. Çıtı pıtı biri. Uzun kollarıyla havaya silinmez şarkılar nakşeden adamın önünde kuş gibi çırpınıyor. Geniş etekleri bacaklarının rüzgarında. Bazuki çalanı kalabalık orkestranın en önünde tek başına oturan efendiden biri. Onun notalarla bir alakası yok. Son düğmesine kadar ilikli yakalı gömleği ve briyantinli saçlarıyla Beyoğlu meyhanelerinde  “baharın gülleri açtı / yine mahzundur bu gönlüm “ ü söyleyen romana benziyor. Kasıkları terli kadın şarkı söyleyen erkeğin yörüngesinde hayranlıkla sevgiyle şefkatle ona eşlik ediyordu. Kendi gövdesi dışında cisimleştirdiği sesini uzun kollu adamın büyüsüne dolamıştı. Şarkılardan soyunarak yanıma sokuldu. Gümrah memeleri, dolgun kalçaları, önünü boydan boya kaplamış kara tüyleriyle kuraklığıma yayılıyor. Susuzluktan çatlamış topraklarıma hazzın şiddetini emziriyor. Sahnenin ortasında binlerce gözün önünde çırılçıplak olduğumuzu fark ediyorum. Utanmam gerektiği geliyor aklıma , ama utanmıyorum. Minyon kadınla ben hiç giyinik olmamıştık. Hep böyle anadan üryan hep böyle etimizin yalazlarında yaşamıştık. Ak dişleri, leylak karışık ter kokan koltuk altları , bana hep ayılmak istemediğim bir sarhoşluğu taşımıştı. Karlar içinde bata çıka Amager'deki otobüs durağına varıyoruz.

Bu havada üşütüp hastalanmasından korkuyorum.