PİAF TADINDA BİR ROMANS

  • 19.03.2022 09:44

Sis bürümüş bir mekandayım. Esmer ince boynunu geniş yakalı kazağın kuşatmış. İleride, uzakta belli belirsiz bir ışık huzmesi, Piaf’ın sesi. Belki de beni arıyor. Heyecanlanıyorum. Unuttu sanıyordum, beni terk etti, artık hiç geri dönmeyecek diyordum. Ama orda, işte tam şurda. Görmüyorum, ama hissediyorum. Arkamdan biri tutuverecekmiş gibi korkulu bir telaşla sese doğru koşuyorum.Ben yaklaştıkça ışık uzaklaşıyor,ses sönüyor.

 

Güneşli bir Ankara pazarıydı.Kuğulu parkta bir banka oturmuştuk.Omzu anlatılmaz bir iç ferahlığıyla gülümsüyordu.Çakımı çıkarttım, bir Piaf nağmesi oydum banka.Ellerim kanadı.Koyu kırmızı tuzlu kan. Sonra bir ok sapladım nağmeye.Ucuna da üç damla kan. Esmer tenini öptüm. Sesin, genizden gelen boğuk sesin hiç anlamadığım, bilmediğim bir yabancı dilde kaçışlar – mesafeler – ulaşılmaz uzaklıklar 

kat ediyor. Sen Piaf’ın sesine inanmıyorsun Hiç Piaf sesine vurulmuş bir adam sevmemişsin ki! Kitabımdan Paris sonbaharı gibi hüzünlü bir Piaf çıkartıp sana üç asi  kelime ezberlettiriyorum. Rien: asla pişman değilim! Esmer boynun sokulgan bir gümüş oluyor. Şaşkın, naif gözlerini bakışlarıma değdiriyorsun.Mavi küpelerin  ezberimdeydi. Piaf’ın sesi geri gelecek. Adım gibi eminim, mutlaka geri dönecek.

Onu çok özledim.

 

Kopenhag’ın uzak, soğuk sürgününde düşlerimi ısıtan bu şehir gibi özledim. Sis koyulaştı, senin yüzünü yuttu. Kızıla boyanmış zeytin karası saçlarını.Yüzüne ulaşamazsam Piaf’ı kaybederim, her şeyi kaybederim.Yüreğim telaşlı. Panik içindeyim. Sesine yani Piaf’ın sesine koşarken ayağım bir şeye takıldı, yere kapaklandım. Sana yollamak istediğim sarı gül ezilmiş çamurlara batmıştı. Mendilimi çıkardım, yüzünü sildim. “Üzülme”  diye fısıldadı. “Alışığım ben, geçer. “ Tek tek bütün yaralı yapraklarını okşadım. Avucumda ısıttım. Avucumdaki sıcaklığın sana kırgındı. Ona gri tereddütler bulaştırmıştın. İki kişilik masada senin tabağına yeni açmış taze bir sarı gül koydular, esmer koynuna yumuşacık bir gül. Masaya hiç oturmadık.

Orkestranın önünde kollarını boynuma doladın. Kokun sisi dağıttı. El ele tutuşup yokuş aşağı göle doğru koşmaya başladık.Tepemizde yıldızlarla neşelenmiş bir yaz gecesi. Sırtına bir şey alsaydın, üşürsen diye içim titrer.Terli bacakların, güzelim bacakların elbisenin eteklerini savuruyor. Şu an sesin yıllarca sevgiye dinlenmiş şarap tadında.Uzun süre damağımda kalıyor, kan kırmızı sesi Piaf’ın, senin keten elbisenin içinde çırılçıplak. Eden, olmayan bir roman gölüydü. İçi Parisli ayartıcı kokularla dolu.

Kulağının ardından, memelerinden, koltukaltlarından bana doğru esiyor. Göl kenarında ıslak kumlara uzandık, yıldızlar elle tutulacak gibi. Esmer memelerinin kızıl uçları üzerine hüzne küskün iki yaprak koyduğumda çıplaklığın ürperiyor. Nefes kesen sulara bırakıyorsun gövdeni. Göl şefkatli bir arzu serinliğini, terlemiş kasıklarına taşıyor. Kasıkların Eden tadında. Ellerini sahilde yanımda unutmuştun. ellerin, tıraşlı yüzüme sevişmenin şiirini okşadılar. Gölün sularına kavuşmak, yüzümdeki şiiri karanlık sulara gömmek istiyorum. Papyonlu garson şaşkın yüzüme bakıyor.

“ Ama bayım, sevda şiirleri her kes içindir, yapmamalısınız. “ Yüzüm kızarıyor.

 

Sis bürümüş bir mekandayım. Göz gözü görmüyor. Boynunu kuşatmış geniş yakalı kazağınla, hayır çıplak gövdene yapışmış keten elbisenle Eden gölünde yıkanmış mıydık,hatırlamıyorum. Ama Martin Eden okyanusun derinliklerine doğru kulaç atarken, Piaf bana aşkı öğretiyordu. Salonda yerde duran radyoda hangi kanalı çevirsek genizden boğuk, ama  insanın içine işleyen  bir Piaf geliyor yanımıza. Radyoda bütün şarkıları Piaf söylüyor. Esmer boynunu kuşatan geniş yakalı kazağın şarkısını duymuyorsun.Duymak seni korkutuyor.

15 mart 96 -Beşiktaş

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar