YENİ TİYATRO SEZONU AÇILIRKEN

  • 9.10.2011 00:00

 Bu yazımda ülkemizde tiyatro sanatıyla ilgili yapılan bir yanlışlıktan ve onun doğurduğu sonuçlardan söz etmek istiyorum.

Her yıl bu zamanlar ben heyecanlanırım. Acaba bu yıl tiyatrolarda hangi oyunları izleyeceğiz diye düşünürüm. Yeni, hiç sahnelenmemiş oyunları dört gözle beklerim. Genellikle de beklemekle kalırım; çünkü yeni sezonda oynanacak oyunlar açıklandığında görürüm ki; temcit pilavı gibi önümüze daha önce çeşitli sahnelerde defalarca oynanmış oyunları sürerler.

        Acaba ülkemizde yetkililer yeni oyunlar oynamamaya yemin mi ettiler diye düşünürüm her yıl tiyatro sezonu açıldığında. Basının karşısına çıkan tiyatromuzun anlı şanlı, yetkili ve etkili kişilerinin hemen hepsi; ülkemizde tiyatro yazarı yetişmediğini söylerler. Bunu öylesine inanarak söylerler ki (nasıl becerirler bilmem, seslerine de inandırıcı bir ton verirler) dediklerini doğru sanırsınız. Çok ilginçtir bunu söyleyenlerden bazıları yarışmalarda jüri üyeliği yapıp, nasıl oluyorsa bazı oyunları beğenip ödüller de verirken, kendilerine düşünceleri sorulduğunda: “Ülkemizde oyun yazarı yetişmiyor derler.

Bunun böyle olmadığını biraz araştırma yaparsanız hemen anlarsınız. Örneğin Devlet Tiyatrolarının İnternet sitesine girip dramaturgi bölümünü tıklarsanız repertuarda yerli yazarlara ait, hiç sahnelenmemiş binin üzerinde oyun olduğunu görürsünüz.  Bu oyunlar eğer sahnelenebilse içlerinde gerçekten çok beğenilecek oyunlar olmadığını düşünebilir misiniz?

İstanbul Büyük Şehir Belediyesi şehir tiyatrolarında da durum Devlet tiyatroları repertuarından pek farklı değildir.  Aslına bakarsanız, bu ödenekli tiyatroların önemli görevlerinden biri de genç ve yeni yazarların oyunlarını oynayıp ülkeye yeni eserler kazandırmaktır. Ama tiyatroların etkili ve yetkili kişileri bu önemli görevlerini akıllarına bile getirmek istemezler.

        Ödenekli tiyatrolara bir eserinizi gönderdiğiniz de oyun dramaturglarca titizlikle okunur ve bilinçli bir rapor hazırlanır. Devlet tiyatrolarında ülkenin tiyatro sanatı konusunda söz sahibi olan, sanatçılardan oluşan edebi kurullarınca bu oyunlar için yazılmış dramaturg raporları tartışılır, kabul ya da reddedilir. İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Tiyatrolarında durum biraz daha farklıdır. Dramaturgların hazırladıkları raporlar yönetim kuruluna gider ve orada reddedilir. Devlet Tiyatrolarında repertuara kabul edilen aynı oyunun İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrolarında niye reddedildiğini merak edip arkasına düşerseniz, şaşırıp düş kırıklığına uğramanız kaçınılmazdır. Şehir Tiyatrolarının dramaturglarınca olumlu rapor verilen eseriniz, azınlığını sanatçıların, çoğunluğunu belediye görevlilerinin oluşturduğu tiyatro yönetim kurulunca, beğenilmeyip repertuara kabul edilmediğini görürsünüz. Beğenilse de oynanacak diye bir garantisi yoktur ama aynı görevi üstlenmiş bir sanat kurumunun beğendiği bir oyunu, diğerinin beğenmemesi büyük bir çelişkidir.

Bu Şehir Tiyatrolarının efsane yönetmeni Muhsin Ertuğrul, oyun yazarı yetiştirmek için ne denli uğraşmıştır. Şairlerin ve romancıların oyun yazması için onları özendirmiş, yazdıklarını düzeltip yeniden yazdırmış, oyunu kendisi sahneleyerek oynamıştır. Onlara cesaret vermek, ülkemiz tiyatrosuna yazar

kazandırabilmek için…

        Sanatsever Belediye başkanlarının göreve gelmesiyle açılan başka ödenekli tiyatrolar da vardır ülkemizde. Bunların da bir görevleri diğer ödenekli tiyatrolar gibi yazar yetişmesine yardımcı olmaktır kuşkusuz. Tiyatro adamları, bir yazarın oyunu profesyonel sahnelerde oynanmadan, o yazarın yetişip olgunlaşmayacağını çok iyi bilirler.

Bakırköy Belediye tiyatrosu da sanatsever belediye başkanlarından birinin ülkemize kazandırdığı ödenekli tiyatrolardandır. Oraya gönderdiğiniz oyunların sonucunu alamazsınız, tam bir dipsiz kuyudur Bakırköy Belediye Tiyatrosu. Oyun gönderen yazara, ne oyunun alındığına dair, ne de sonucu hakkında iki satır yazı yazma zahmetine katlanmazlar ve yazara gereken saygıyı göstermezler. Yine bir ödenekli tiyatro olan, Kocaeli Şehir Tiyatrolarının da aldıkları oyunların akıbeti konusunda yazarıyla ilişki kurma gibi bir alışkanlıkları yoktur. Gelelim Eskişehir’e. Eskişehir’in ödenekli Şehir Tiyatrosunda durum çok değişik işlemektedir. Diğer tiyatrolarda sonuç almak için aylarca beklersiniz. Devlet Tiyatrolarında ve İstanbul Şehir Tiyatrolarında dramaturgların rapor hazırlaması ve yetkili kurulların toplanıp karar vermesi ve sonucun yazarına bildirilmesi aylar alır; bazılarından da yukarıda belirttim gibi hiç haber alamazsınız. Eskişehir’e gönderdiğiniz oyunlarda ise, Devlet tiyatrolarının repertuarına alınmış, hatta sahnelenip övgü almış, üstüne üstlük bazı yarışmalardan da ödül kazanmış olan eserinize aynı gün olmasa bile birkaç günde kabul edilmediğine dair bir yazı gelir. Her şey dramaturg olarak görevlendirilen bir bayanın kararı ve imzasıyla olur. Başka tiyatrolarda sahnelenen bu oyunların Eskişehir Şehir Tiyatroları repertuarına niye kabul edilmediğini düşünüp durursunuz…

        Yeni oyunlar oynanmadığına göre, son yıllarda üniversiteler niye tiyatro bölümü açmaktadır diye düşünürsünüz doğal olarak. Üstelik hemen hemen hepsinin yazarlık bölümü de vardır bunların. Çıkınca ne yapacaklardır bu gençler? Oyun yazsalar bir türlü, yazmasalar bir türlü. Yazsalar tiyatrolara kabul edilmez, edilse bile filler mezarlığına gömülür ve yıllar yılı beklerler oynanmaz yazdıkları oyunlar.

        Özel tiyatrolara fazla sözümüz yok bu konuda. Onlar kendilerine gereken parayı kazanmak ve yaşamlarını sürdürmek zorundadırlar. Devletten aldıkları yardım ancak bir oyun çıkarmalarına yetmektedir. Bilinen ve izleyicisi olan, yazarı tanınan, oyunları sahnelemek zorundadırlar. Yeni yazarları ortaya çıkarmak onların görevi değildir diye düşünülebilir. Bu ülkenin huyundan mıdır suyundan mıdır bilinmez, onlar da tanınmamış yeni yazarların kendilerine gönderdikleri oyunları çoğunlukla merak edip okuma yerine çöpe atarlar.

         Ödenekleri halkın cebinden karşılanan bu devlet ve şehir tiyatrolar niye böyle yaparlar diye düşündüğünüzde Üstat Aziz Nesin’in bir sözünü anımsarsınız. Rahmetli: “Bizim yazarlar okuryazar değiller,” derdi. Bizim tiyatrocular da” okur araştırır,” değiller bu durumda. Daha önce oynadıkları oyunları yeniden sahneleyerek ezber yapmaktan da kurtuluyorlar sanırım.

Yönetmenler ve oyunların oynanmasıyla ilgili karar verenler, repertuarlarına kabul edilen oyunları okumadıkları gibi, başka oyunlar da arama zahmetine katlanmıyorlar. Bu durumda yönetmenler, işin kolayına kaçıp ya gençliklerinde oynadıkları, ustalarından görüp nasıl sahneleceğini bildikleri oyunları koyuyorlar sahneye, ya da adlarını çok duydukları yazarların(Bunda bir keramet vardır diye düşünüp) oyunlarını sahneliyorlar. Yani “kargadan başka kuş” tanımıyorlar ve tanımak da istemiyorlar. Basının karşısına çıktıklarında da kendi kabahatlerini örtmek için ülkemizde yazar yetişmiyor diyorlar.

Sanat âşığı gençler de çabalayıp üniversitelerin ilgili bölümünü bitirdikten sonra yazarlık mesleğini seçmeyi düşünürken, bunun bizim ülkemizde ne denli zor bir iş olduğunun çok geçmeden anlıyorlar. Yazdıkları oyunlarla ilgili olarak, kendilerine yardımcı olmaları gereken ödenekli tiyatrolardan bazen hiçbir yanıt gelmiyor, bazen de oyunlarının kabul edilmediği, nedeni de açıklanmadan kendilerine bildiriliyor.

Ara sıra da olsa gönderdikleri oyunun kabul edildiği bildirildiği olur. Genç sevinir önemli bir basamak atlamıştır yazarlık mesleğinde. Bazen de açılan bir oyun yazma yarışmasında en büyük ödülü alır, sanır ki ödül alan oyunu herhangi bir tiyatroda oynanacak. Yıllarca bekler, ne ödenekli tiyatroya kabul edilen ve ne de ödül alan oyunu bir türlü oynanmaz, üniversite bitirmiş genç yazar ikinci basamağın başında öylece kalakalır. Bakar yaptığı öğrenim işe yaramıyor, başka işler aramaya başlar. Eğer şanslıysa dizi film senaryosu yazan bir grubun ucuna tutunur ekmeğini orada çıkarmaya çalışır. Aslında kendisine okulunda öğretilenler orada yaptığı şeyler değildir. Yine de yaptığı iş ilaç tanıtıcılığından,ya da babasının işyerinde tezgâhtarlık yapmaktan iyidir diye düşünüp kendisini avutur.

        Yani sizlerin anlayacağı, bu tiyatro sezonunda da yine: Ben düş kırıklığına uğradım her zamanki gibi. Sizler bu konuda ne düşünüyorsunuz, tiyatro sanatı adına mutlu musunuz?

 

                                                                 

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Yorumlar (1)

  • Fatma Bayraktar
    Fatma Bayraktar
    1.11.2011 11:55

    42 yaşındayım .Aslında işletmeciyim ama boş durmayı sevmediğim için amatörce yazıyor yönetiyor oynuyorum .Dönemin Kör kendi işini kendin gör. dönemi olduğunu düşünüyorum,özellikle de tiyatroda.İnsanların emeklerine yazdıklarına göz kapayıp bu kısır döngüyü nereye kadar taşıyabileceklerini yazık ki kendileri de bilmiyor.Keşke bilselerdi yolun sonuna yaklaştıklarını.