Konca Konusunda (23.07.2004)

  • 3.09.2012 00:00

 TÜSTAV yazışma grubundan 2003’ün Haziran ayında haberim oldu. O günden bu yana izlemeye çalışıyorum yazılanları. Bazen canım sıkılıyor, hiç açmasam mı acaba şu posta kutumu diyorum; ondan sonra da duramayıp bakıyorum. Bu arada birçok kişiyi bir kez okuduktan sonra bir daha okumamaya karar verdiğim oluyor. Ancak, bir süre sonra baktım bu gibi, amaçları üzüm yemek değil bağcıyı dövmek olan kişiler kucağındaki taşlar bitince bırakıp gidiyorlar yazışma grubunu. Bu beni rahatlattı, daha rahat sürdürdüm izlemeyi.

          

Bu grubu bırakamayışımın bir nedeni de çok küçük bir parçası olduğum bu tarihin beni yakından ilgilendiren kısımlarından bolca söz edilmesi oldu. Bir katkı yapabilmek amacıyla İki yazı da ben yazıp gönderdim gruba. Konca’yla ilgili yazıların bir kitap olacağını söylediler arkadaşlar. Koncalı arkadaşlar bu konuda çıkan yazıları toplayıp ve belli gruplara göre bölümlemeler yapıp okumam ve düşüncelerimi söylemem için bana da göndermişler. Kendilerine teşekkür ediyorum.

           

Benim gruba girişimden önce neler yazıldığını gelen yazıları okuyunca gördüm. Konca yazılarının başlangıcı, Eşref arkadaşımızın tüm iyi niyetiyle, sözlü tarihe bir katkı olur düşüncesiyle tutukevinde yaşadıklarını anlatmasıyla başlamış. Öyle bir yanıt gelmiş ki Zühtü arkadaşımızdan gerçekten barut fıçısı gibi. Bir an Zühtü’yle ayrı tutukevlerinde mi yattık acaba diye düşünmekten kendimi alamadım. Yazılarından birinde ”...his ve kinlerim onlara ulaşır.” diye yazmış. Kinle hiçbir yere varılamayacağını bildiğim için bu ifadeyi çok yadırgadım.

           

Konca destan mıdır değil midir bilemiyorum ama orada yaşananlar gerçekten çok önemlidir. Orayı yaşatanlar ondan da önemlidir. Parti Yönetimi’nden Komün Yönetimi’ne, (bazıları bu iki yönetimi de birbirine karıştırıyor) o yaşamda görev almış herkes önemli işler yapmıştır. Baştan beri çok önemli görevleri üslenmiş olan, sorgularda tek yumruk olan ve özellikle de 20 Nisan 1982’den sonra, yani Zühtü ve onunla birlikte büyük bir grup tahliye olduktan sonra tam bir örnek komün oluşturulmuştur Konca’da. Bunu niçin söylüyorum? Tahliye olanların içinde, yanlışlıkla alınanlar, partili olmayanlar vardı. İllegaliteden gelindiği için, insanlar birbirlerini tanımıyorlardı. Emniyet’teki baskılar, askeri tutukevinin koşulları, onların bilincini aşıyordu. O tahliyelerden sonra, gece uykuda kâbus görüp sayıklamalar azaldı. Gece nöbetlerinde bu sayıklamalara, “yapmayın, yeter” diye bağıranlara sıkça tanık olurduk. İşkencelerin etkisi geçmemişti henüz. Benim bol bol oyun ve skeçler yazıp idareye karşın sahnelediğimiz zamanlardır bu dönem. Sahnelenen bu oyunların içeriği çoğunlukla komün yaşamıyla ve mahkemelerde takınacağımız tavırla ilgiliydi. O zamanlar ağız dolusu güldüğü Masalcı Dede’nin masallarını dinleyenleri küçümsemesini de şaşırarak okudum Zühtü’nün. Kara mizahın en iyi örnekleridir onlar. O masalları dinleyenler bir yandan ağız dolusu gülerken bir yandan da Komün yaşamında bir yanlışlık yapıp Masalcı Dede’nin ağzına düşmemek için önlem alırlardı. Arkadaşımız İsmail Somuncu, o masalları toplamıştı, dışarıya çıkarıp çıkarmadığını bilemiyorum. 

 

Parti Yönetimi’nin Zühtü’ye nasıl davrandığını çok iyi bilemiyorum doğrusu. Bu konuda Bülent’in yanıtları da olmuş onu da okudum. Doğrudur Bülent’in anlattıkları. Bu konuda kişiler arasında hiçbir ayrıma tanık olmadığım için “doğrudur” diyorum. Belki kişisel bazı tavırlar olmuştur, onu bilemem, ama bunların partinin tavrı olduğunu hiç sanmıyorum. Yine, baştan sona kadar Komün yöneticilerinden biri olarak hiç kimseye komün olarak ayrıcalıklı davranmadığımızı (hastaların kayrılması dışında) iddialı olarak söylüyorum. Zühtü bir yazısında kendisine para teslim edildiğini, Komün’ün hesaplarını tuttuğunu yazıyor. Doğrudur. Komün’ün Genel Hesap Sorumlusu olarak ben bunu teyit ederim. Mali işlerde Zühtü’nün dışında diğer yardımcılarım da Mehmet Toker ve Kadir Kaygusuz’du. Ayrıcalıklı davranılsaydı kendisine bu yetki ve sorumluluk verilmezdi...

 

Şu kin konusuna yeniden dönmek istiyorum. Çünkü bu grupta birçok kindar yazıya rastlıyoruz. Bunu, hesap soran, üslubu bazen sertleşen arkadaşlarımız için söylemiyorum kuşkusuz. Bu grupta hesap da sorulur, hesap da verilir. Hepimiz etten kemikteniz, bazen üslubumuz da sertleşebilir. Benim söylemek istediğim şu: Bazı yazıların içinde bir dirhem bile sevgi yok. Sevginin yerine kini koyan bazı arkadaşlarımız, bu gruptan birçok kişinin kopmasına neden olmuşlardır. Çiçeklerden, dostluktan söz eden birçok arkadaşımıza hakaret edilmiştir bu grupta. Bazıları, sevgili Cevriye Tunca gibi geri dönmüşlerdir ama dönmeyen de çoktur. Üye sayısının düşüşünde bunun da payı yadsınamaz kuşkusuz.

 

Bana bu sevgi sorunu şöyle bir şey anımsatıyor. 12 Eylül’den epeyce önceydi. Bir süre Bursa il sorumluluğunu da üstlenmiş olan bir arkadaşım bana: “Senden iyi komünist olmaz” dediğinde çok şaşırmış ve ona: “Niye?” diye sormuştum. Bana: “Sen hümanistsin” demişti. Ben de kendisine: “Ben hümanist olduğum için buradayım, bu benim sınıf savaşımım değil” demiştim ama o yine aynı düşüncedeydi. Zaman geçip TBKP Tüzüğü elimize geçtiğinde, kendisine TBKP’nin hümanist bir parti olduğu yazısını gösterdiğimde çok bozulmuştu. O, iyi komünist arkadaş, geçenlerde Bursalı arkadaşların düzenlediği yemeğe haberi olduğu halde, hiçbir mazeret göstermeden katılmadı. Kendimden söz etmek istiyorsam namerdim! İstiyorum ki yazılarımıza bolca sevgi koyalım. Bunu yapan arkadaşlarımız da var zaten. Ben oldum olası çok sert insanlardan ürkmüşümdür...

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.