KAVRAMLAR ÜZERİNE

  • 28.03.2011 00:00

Düzce üniversitesinde merkezi dersliklerde havanın yağmurlu ve soğuk olduğu bir gün. Üniversitede ki bir günün bana neler kattığı ve zihnimden silinmeyecek bir anımdan söz etmek istiyorum. Ders bulaşıcı hastalıklar. Hocanın derse girmesi ve konuşması bir oldu. Ve başladı bazı kavramları tahtaya yazmaya. Ama nasıl bir anlatış, öyle bir anlatış ki sanki bir şeyler anlatmak için can atıyor. Hocanın Kendisinin de ifade ettiği gibi “daldan dala atlaması” ve sürekli bazı kavramları anlatmak için can atması, bunların çok önemli olduğunu vurgulaması ve asıl bu kavramların hayatınızda çok önemli rol oynayacağını demesi, dersin bulaşıcı hastalıklar ile kavramların alakasız olduğunu anlamamamız ve işin özünü anlamamız için elinden gelen her şeyle ifade etmeye çalıştı.


Hocanın bu tutumu beni çok etkilediğini söylemeden geçemeyeceğim. Çünkü tam iki buçuk saat boyunca neredeyse hiç ara vermeden “kavramları” anlatmaya ve kendi hayat tecrübelerinden yararlanarak ifade etmeye çalıştı. Bunları öğrenin, bunlar sizin çok önemli, dersi her zaman anlatırım demesi ve bunun için çok uğraşması görülmeye değerdi.
Dersin son dakikalarında söz hakkı almam ve hocanın değindiği kavramları kendi anladığım kadarıyla ve benim de hayat tecrübelerimden öğrendiğim kadarıyla ifade etmeye çalıştım. Her bir kavramı anlattığımda hocanın yüzündeki o mutluluk, sevinç, elimi sıkması, benim için sarf etmek istediği güzel sözler ve “senden çok şey öğrendim” demesi görülmeye değerdi. Çünkü o sadece kendini bir öğretmen olarak görmüyor, aynı zamanda bir öğrenci olarak görüyor. Buda maalesef çok az insanın özelliğidir.


Anlattığım kavramları benden ayrıca yazılı olarak istemesi ve bunları kendisinin de kullanmak istediğini demesi, çok gurur vericiydi. Ama asıl önemlisi gerçekten kavramların analizini iyi yapabilmek ve hayatımızda uygulayabilmektir. Sanırım hocamın en çok anlatmak istediği şey buydu. Aşağıdaki kavramlar hocanın derste anlatmak istediği kavramlar ve benim bu kavramlara bakış açımdır. Hocama bana bu kavramların önemini hatırlattığı için teşekkür ediyorum.


FARKLI: Herhangi bir olaya çok farklı açılardan bakabilmektir. Aşağıdan, yukardan, sağdan, soldan, güneydoğusundan, güneybatısından, kuzeydoğusundan, kuzeybatısından bakabilmek ve bunu yaparken empati duygusunu da gözeterek bakabilmektir.


HOLİSTİK(BÜTÜNCÜL ) BAKIŞ: Herhangi bir insana, doğaya, topluma, kültüre, dine, ideolojiye, derse, objeye, herhangi bir konuya, kısaca her şeye her yönüyle yaklaşmaktır. Örneğin bir insanı inceleyecek olursak; bu insanın bulunduğu coğrafya(kıta-ülke-il-ilçe-köy/mahalle),tarihi, toplumu, etnik kökeni, ailesi, akrabası, komşusu, arkadaşları, okulu, eğitim durumu, ailesinin eğitim durumu, medeni hali, inancı, sağlık durumu, ekonomik durumu, sosyal aktiviteleri… Vb. her yönü ile incelenmesi gerekir.


KİTAP: “Her insan bir kitaptır”. Bunun için insanlar iyi okunmalıdır. Onlara farklı açılardan ve bütüncül yaklaşıldı mı daha iyi anlaşılır. Okuma fiili iki türlü yapılır; birincisi sözel okumadır ki önemlidir. Şöyle ki, bütün kitaplar(Kur’an-ı kerim hariç) bir tecrübenin ürünüdür. İnsanlar yaşamları boyunca bir şekilde bilgiyi öğrenirler ve bunları paylaşırlar. En güzel öğrenme tekniği yaşayarak öğrenmedir. Ki bunun diğer adı tecrübedir. Ama bütün insanların yaşayarak öğrenme şansı ve yaşı yeterli olmadığı için, başkalarının tecrübelerinden faydalanmak onların hayatı daha iyi anlamalarına vesile olacaktır. Tomas Carlyle’nin deyimiyle “Bugünün gerçek üniversitesi, bir kitaplıktır“. İkincisi ise fiili okumadır. Buda beş duyu organlarının sayesinde yapılır. Hayatı, insanları, doğayı, objeleri, Sevgiyi, saygıyı, herhangi bir olayı, toplumu, yemek yapmayı… Vb. birçok şeyde fiili olarak okunur. Bunlar da hayatı daha iyi anlamanıza yardımcı olur.


AŞK: Aşk, çoğunluğun bildiği gibi karşı cinse olan duygusal bağ değildir. Aşk irfan duygusu ile eşdeğerdir. İrfan duygusu, insanlığın ihtiyaçlarını, en deruni hislerinde hissetmektir(o kaygıyı yaşamaktır).İnsanlar fiziksel anlamda belki bir evrim geçirmezler ama şüphesiz insanlar evrimini tamamlamak için irfan duygusuna sahip olmaları gerekir.


ÖĞRETMEN-ÖĞRENCİ: Aslında her insan bir öğrenci ve aynı zamanda bir öğretmendir. Şöyle ki hayatta öğrenecek çok şey vardır ve insan sürekli olarak öğreniyor ve bilginin sonsuz olduğunu kavrayabiliyor zamanla. Nitekim Hz. Ali “ben bilmediklerimi ayağımın altına alırsam başım göğe ererdi” demiştir. Eğer onun gibi alim bir insan o kadar şey bilmesine rağmen bu sözü söyleyebiliyorsa, biz bu sözü hayli hayli söyleriz. İkinci olarak her insan bir öğretmendir dedik ki oda şu şekildedir; ister en alim olsun ister en cahil, ister normal bilen birisi olsun eğer ondan bir şeyler öğrenmek istersek, muhakkak bir şekilde öğreniriz. Bu şekilde de her insan bir öğretmendir. Biz yeter ki öğrenmek ve öğretmek isteyelim.
 

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.