Ermeni Soykırımı zorbalığı esnasında yaşananlara, mevcut durumun politik, ekonomik, kültürel ve coğrafi durumlarına yeterince hâkim değiliz.

Genel olarak algımız, Ermenilerin; başlarına gelenleri hak etmiş, rahat durmadıkları için devlet tarafından sürgün gibi ‘kabul edilebilir’ bir uygulamaya maruz bırakılmış, dış güçlerle işbirliğine girerek ihanet etmiş, ez cümle kendileri kaşınmış, yerli yabancı hain unsurlar olduklarıdır.

Bu bakış, etkisini 100 yıldır korumayı başarmış ender ‘devlet yalanları’ndan birisidir. Ermeni kimliğinin Türk’ün aklında inşa edilmiş şeytani tasviri budur. ‘Rus üniforması giymiş hain’...

Dönemin Ermenilerinin köylerinde niye savunmaya ihtiyaç duyduğu, kime karşı örgütlenmeye çalıştığı, öz savunmanın hangi zamanlarda meşruiyet kazandığı konularını geçelim. Bugünün Kürtleri iyi biliyordur bu durumu.

Fakat şu yanılgıyı hemen düzeltelim. Ermeniler o dönem, bugünkü algıyla görüldükleri gibi ‘yabancı’ falan değildi dostlar. Hem vatanın hem de Ermenilerin içinde bulunduğu kâbusun bitmesi için var gücüyle çalışan ‘has yerli’ insanlardı.

Doğu’da Ermeniler, çeteler tarafından katledildikçe, Batı’da seçilmişlerimiz büyük bir uğraş vererek bu durumu durdurmaya çalışıyordu.

İttihat ve Terakki ise yeni devletin kuruluş heyecanında artık Ermeniler ile bir barışın olmasını imkânsız addediyordu. Ermenisiz bir yurt kurulacaktı çünkü Ermeniler ile Türkler arasında ‘bir arada yaşam”’ şansı kalmamıştı. O güne kadar yaşanan vahşet, akan kan, barış diye didinenleri bile zor duruma düşürüyordu.

Yavaş yavaş, Doğu’da yaşanan katliamların artan şiddetine isyan eden sesler, “birlikte yaşam kurulabilir” diyen İstanbul’daki parlamenterlerin sesini bastırmaya başlamıştı.

Kimlerdi bu isimler? Ermeniler, Meclis’te ne düzeyde temsil ediliyorlardı? Bugünkü HDP ile kıyaslanabilir bir güçleri var mıydı?

Söyleyeyim..

Osmanlı Devleti’nde Ermeni bakanlar:

Krikor Agaton, Bayındırlık Bakanı (1868)

Davut Garabet Paşa, Telgraf Genel Müdür ( 1861), Bayındırlık Bakanı (1868)

Andon Tıngır Yaver Paşa, Posta ve Telgraf Bakanı (1868, 1875)

Agop Kazazyan, Hazine-i Hassa Bakan Vekili (1880) (Osmanlı Devleti’nde padişahın özel gelir ve giderlerinden sorumlu bakanlık), Maliye Bakanı (1886)

Gabriel Noradukyan, Bayındırlık Bakanı (1908), Dışişleri Bakanı (1912)

Bedros Hallacyan, Bayındırlık Bakanı (1909)

Krikor Sinapyan Efendi Bayındırlık Bakanı (1912)

Oskan Mardikyan Efendi Posta, Telgraf ve Telefon Bakanı (1913)

 

 

Osmanlı Meclis-i Mebusan’ında Ermeni milletvekilleri:

Ergani: İstefan Çıracıyan Efendi

Erzurum: Karikan Pastırmacıyan Efendi

Erzurum: Varteks Serengülyan Efendi

Gelibolu: Trayan Narlı Efendi

Halep: Artin Boşgezenyan Efendi

İstanbul: Bedros Hallacyan Efendi

İstanbul: Krikor Zohrab Efendi

İzmir: İstefan Ispartalıyan Efendi,

İzmir: Vahan Bardizbanyan

Kozan: Hamparsum Boyacıyan Efendi

Maraş: Vahan Efendi

Muş: Kegam Dergarebetyan Efendi

Sivas: Karabet Paşayan Efendi

Sivas: Nazaret Dagavaryan Efendi

Tekfurdağı (Tekirdağ): Agop Babikyan Efendi

Tekfurdağı (Tekirdağ): Agop Boyacıyan Efendi

Van: Vahan Papazyan Efendi

Van: Virmiyon Efendi.

Derken olanlar oldu. ‘Barış süreci’, Ermenilerin son büyük katliam öncesi savunmasız bırakıldıkları süreç oldu. Pek çok ‘ayaklanma’ bahanesi ile eli silah tutabilme kapasitesi olan herkesi öldürdüler.

Asker ocaklarında, Türk ordusu, kendi askerlerinden bir kısmını ‘Ermeni’ oldukları için katletti. Sıra savunmasız kalan halka gelince hiç acımadılar. Tüm halkı kılıçtan geçirdiler. Mallarını, çocuklarını gasp ettiler.

Anadolu ‘Ermenisizleştirildi’...

O kadar büyük günahlar işlendi ki ‘Ermeni’ kelimesi hafızalardan silindi.

Aradan geçen 100 yıl ile birlikte, şimdilerde Kayseri’de oturan bir Türk gencine “yaşadığın köy eskiden Ermeni köyüymüş” derseniz, bırakın bu bilgiye haiz olmayı, sebebini kendi de bilmediği bir şekilde tüfeğini çıkarıp size ateş edebilir.

Türk Devleti, 100 yıl sonra bile Beyaz Berelidir.

Çünkü cinayetiyle yüzleşmemiştir.

O yüzden yeni cinayetler işlemesi hiç zor olmamıştır.

Yani dostlar, üzerinde yaşadığımız coğrafya, siyaset yaptığımız Parlamento, görev yaptığımız Askeriye, Valilik, Kaymakamlık, Zabıta, Belediye...

Ermenileri yok edip, onların varlığını unutturarak koca bir mezarlık üzerine ‘yeni vatan’ kurmuş suçluların hayaletine sahiptir.

Meclis’te bile güvende değilsiniz. Selahattin Demirtaş’ın tutuklanması Krikor Zohrab’ın durdurulması gibidir. ABD’nin bölgeden çekilip Kürt halkını gözü dönmüşlerin arasında bırakması ise ‘Kürtler için 24 Nisan kararları’ alınmasının bir öncesine benziyor diyebiliriz.

Kürtler, o günkü Ermeniler gibi ses çıkarıyor artık: “Dünya bunu izin vermez”, “Halkımız bunca yılın kazanımlarıyla daha kötüye gitmez”, “Bölgede stratejik olarak çok önemliyiz”, “Şehirlerimizde sağ Kürt genci bırakmadılar”, “Bizim vekiller de hala neden bahsediyor, bırakıp yanımıza gelsinler”.

Devlet ve hatta muhalefet, o günkü gibi ses çıkarıyor artık: “Kürtler artık çok oldu”, “Amerikan üniforması giyip Mehmetçiğe kurşun sıkmışlar”, “Bu sorunu kökten çözmeliyiz artık”, “Kendileri kaşındı”, “Bunların Parlamentoda olması haramdır”.

Sonuç olarak, can kaybının, baskının, sürgünün, zulmün bu denli yoğun olduğu yerde, Parlamento koltukları ateştendir yani. Doğu’daki akıl, Batı’daki seçilmişlerin sözlerini anlamsız bulmaya başladıysa kötüdür.

Bir zamanlar, o sıralarda oturan halk temsilcilerimiz Ermenileri, Garo sizlere hatırlattıydı yakın zamanda.

O isimlerin hepsiyle beraber tüm Ermeni halkını katlettiklerini yeterince duydu mu herkes?

  • Abone ol