Dünyanın en güzel kentidir İstanbul...

En ihtişamlı olanıdır kadim kentler arasında.

Üstelik gizem doludur. Sırları vardır. Kentin en büyük sırrını ancak en eski sakinleri bilir derler: “Bu güzellik efsunludur”. Hiç kimse tarafından değiştirilemez, bozulamaz, yok edilemez.

Bir lanettir bu güzellik İstanbul için. Ebedi güzellik lanetidir. Güzelliği herkesin iştahını kabartır, hep ona sahip olmaya çalışılır.

Son Marmaray kazılarından çıkan insan kemikleri öğretti bize, kentin tarihi bildiğimizden binlerce yıl daha eskiye gider. Yani ne zalimler, ne işgaller, ne vandallar görmüştür bu şehir.

Ne yangınlar, ne depremler, ne isyanlar yaşamıştır. Ne idamlar, ne nümayişler, ne eylemler vuku bulmuştur meydanlarında. Ne filmler, ne şarkılar, ne şiirler yazılmıştır adına.

Kahramanlıklar ve ihanetler vardır bu şehirde. Antlaşmalar ve bozgunlar, yalanlar ve cinayet, pusu ve kavga, köprü altları ve gökdelenler vardır.

Medeniyet vardır İstanbul’da. Ne yaparsan yap hiç kimse tarafından değiştirilemez, bozulamaz şehrin ihtişamı. Medeniyetin üstünü örtemezsin. Medeniyeti inkâr edemezsin. Varsa vardır yani. İstanbul, dünyanın en medeni şehridir o yüzden.

İstanbul’un altın semerini eline geçiren yöneticilerin isimleri hep kazınmıştır hafızalara. İstanbul’u yönetmek, tarihe geçmektir. Bazı yöneticilerini iyi yâd eder İstanbul.

Emanetlerine, eserlerine gözü gibi bakar. Mücevher gibi taşır gerdanında. Tahtına konuk ettiği liderlerin, bir silüet hizasında. Yan yana dizer eserlerini. Onları ölümsüzleştirir.

Erdoğan ilginç adam vesselam. Dünyaları alt ettiğini, rakipsiz olduğunu düşünse de İstanbul’u yenemediğini biliyor, itiraf ediyor her konuşmasında.

Kente ihanet edenlerden, onu anlamayanlardan, ona zarar verenlerden bahsediyor. Öfkeden kıpkırmızı kesildiği halde kendi elleriyle yarattığı kulelere, binalara, çirkinliklere küfür ediyor hep. Patetik bir durum.

Çift kişiliğe sahip gibi, bir hasta gibi çıldırıyor mevzu İstanbul’a geldiğinde. Anladı artık. 16 yıl değil 160 yıl yönetse ülkeyi, İstanbul onu kaile almadı işte. Ona hatıralarında yer vermedi, siluetine sokmadı, kentin hafızasında bir satır başı bile olamadı. İstanbul’a hiçbir eser bırakmadı Erdoğan.

Kestiği ağaçların yerine, Çamlıca tepesine, Taksim’in göbeğine ideolojik minareler dikerek olmuyor bu işler işte. İstanbul’da ‘medeniyet’ vardır. Medeniyetin hassas pusulası hiç şaşmaz.

Bu kent Erdoğan’ı sevmedi işte. Yağmacı, rantçı, tabiat düşmanı ne kadar iğrenç beton varsa bir gün yıkılacak gidecek sonuçta. Erdoğan’ın adı kalmayacak, hikâyesi anlatılmayacak bu diyarda gelecekte.

Şimdilerde Binali Yıldırım diye bir isim dolaşıyor İstanbul için. Binali Yıldırım, İstanbul’u yönetecekmiş. Bilmiyorum.

Binali Bey’in bir dönem fıkralara konu olan Yıldırım Akbulut’tan sonra görülmüş en vasıfsız ve alık siyasetçi olmasını ya da okuma yazma bilmemesini konuşup duruyoruz. Peki, Binali Bey İstanbul için ne hayaller kuruyor olabilir ki? Binali Bey İstanbul’a ne verebilir ki?

Muhalefet Ekrem İmamoğlu’nu öneriyor bu güzel kente. Beylikdüzü’nü yönetmiş önceden. Bilmiyorum.

Seçim çalışmalarına Erdoğan ziyaretiyle start veren, ondan neredeyse makas alacak düzeyde ezik sohbetler eden Ekrem Bey İstanbul’u taşıyabilir mi?

Ekrem Bey’in Beylikdüzü tecrübesi Suriçi’ni anlamasına yeterli mi?

Ez cümle bu kent sahipsizdir uzun süredir. Ona âşık bir başkan bulunamamıştır yıllardır. Bu seçimde de İstanbul’u anlayan aday yoktu. Şehrin, kendi partilerinin bileen vasat üyelerine teslim edilmesi kaçınılmazdır.

İstanbul’u bu seçimden sonra da rant ve beton bekliyor yani. Tek bir tesellim var.

Sırları vardır İstanbul’un. Kentin en büyük sırrını ancak en eskiler bilir derler: “Bu güzellik efsunludur”. Hiç kimse tarafından değiştirilemez, bozulamaz, yok edilemez bir lanettir bu güzellik İstanbul için.

Hala ve hep dünyanın en güzel kentidir İstanbul...

  • Abone ol