• 7.02.2016 00:00

 Bir şehir düşünün,

Her şeyiyle mükemmel bir tasarım ve uygulama harikası. Her şey en ince ayrıntılarına kadar düşünülmüş ve uygulanmış. İnsan denen canlının bütün ihtiyaçları ve zevkleri şehrin her tarafına nakış nakış işlenmiş. Mimarisinden caddelerine, yeşil alanlarından sosyal tesislerine, hastanelerinden mabedlerine kadar her şey mükemmel.

Hiçbir kusur yok.

Yollar, her türden araç kullanımı için ayrı ayrı tasarlanmış. Binaların girişleri, yaşlılara, engellilere ve çocuklara en küçük bir sorun çıkarmayacak şekilde yapılmış. Bir engellinin gidemeyeceği, ulaşamayacağı hiçbir alan, hiçbir nokta yok.

Hatta şehri tasarlayanlar en küçük bir ayrıntıyı atlamamak için mesela bir engelli olup şehrin her bir köşesine ulaşıp haftalar boyu bizzat gözlem yapmışlar ki, engelli bir insanın hayat devam ederken karşılaşabilecekleri küçücük bir zorluğu bile ıskalamasınlar. Keza yaşlı olup, çocuk olup, bisikletli veya motosikletli olup aynı hassasiyetle aynı gözlemleri yapıp ona göre uygulama yapmışlar. Bununla da kalmamış, evlerdeki hastaların, vardiya usulü çalışıp da uyku ihtiyaçlarını gündüz giderenlerin veya küçük çocukların uyuduklarında sesten rahatsız olmamaları için, şehrin her yerine gürültü kirliliğini önleyici, uyarıcı tabelalar bile asmışlar.

Ama şehir bomboş!

İnsanın haricinde aklınıza gelen her şeyin bulunduğu bir şehirde insan yok; bir tek bile!

Neye yarar değil mi, alın şehrinizi başınıza çalın!

Demek ki insanın olmadığı bir yerde ne yaparsanız yapın, aslında hiçbir şey yapmış olmuyorsunuz.

Buradan da şu sonuç çıkar; bir şehirde ne yaparsanız yapın, insan odaklı olmalı.

İnsanı mutlaka merkeze almalısınız. İnsanı merkeze almadan yaptığınız her şey, üstünkörüdür ve başka amaçlara hizmet eder.

Egonuza hizmet eder, etrafınızdaki menfaat avcılarına hizmet eder, birilerinin haksız kazanç sağlamasına hizmet eder, eder oğlu eder.

Ama insana hizmet etmez!

Hepimiz Düzce’de yaşıyoruz. Herkesin günlük yaşam alanı var. Benim yaşam alanım, Aydınpınar Caddesi. Her gün en az üç beş defa gelip geçtiğim oluyor.

Sadece bir örnek vereceğim.

Caddeye sıcak asfalt döküldükten sonra her biri 40x60 santim ebadında ve on beş yirmi santim derinliğinde, caddenin her iki tarafında, elli metre ara ile yağmur suyu mazgalları çukurda kaldı. Defalarca yazdığım gibi, bir ilçeye, atmış adet köye ve bir organize sanayisine geçit veren caddenin toplam genişliği yedi metre. Tırdan bisiklete kadar her çeşit araç caddeyi kullanıyor.

Siz bir bisikletlisiniz; kenardan gitmeniz lazım, zira bisiklet yolu yok.

Elli metrede bir önünüze bir çukur çıkıyor. Sağınız kaldırım, solunuz trafik. Arkanızdan tır geliyor. Kaçamıyorsunuz.

Siz olsanız ne yaparsınız?