Bir ölünün mektubu

  • 10.03.2016 00:00

 Bundan dört yıl önce rahmetli babacığımın cenazesinde bütün cemaati gözyaşlarına boğan bir sürpriz yaşamıştık.

Dıştan merdivenli iki kat ahşap evin önündeki muazzam kalabalığa yüzünü dönmüş bir şekilde, babamın kırk beş yıldan beri müdavimi olduğu caminin imamı helallik alacakken, yine rahmetli olan ağabeyim, merdivende kız kardeşimin eline tutuşturduğu notu hocaya vermişti.

Herkesin izlediği bir manzaraydı. Hoca bir an duraklayıp notu içinden okuduktan sonra şaşkın ve duygulu bir yüz ifadesiyle cemaate şunları söyledi:

“-- Muhterem cemaat, şimdiye kadar hiçbir cenazede karşılaşmadığım bir olay ile yüz yüze kaldım. Eminim ki siz de ilk defa böyle bir olay ile karşılaşıyorsunuz. Rahmetli Mehmet Amca, sağlığında bu notu yazmış ve burada okunmasını istemiş.”

Doksan iki yaşına kadar üzerine güneş doğdurmamış, imkânlarını zorlayarak namazlarını cemaatle kılmak için azami dikkat göstermiş ve dünya hayatına ait hiçbir problem bırakmadan Yaratanına kavuşmak için özel bir çaba harcamış olan, kiminin küçükken dizinin dibinde Kur’an öğrendiği hocası, kiminin hayattaki en yaşlı köylüsü, kiminin mahalleden Mehmet Amca’sı, kiminin uzak akrabası ve kiminin de dostlarının ve arkadaşlarının büyüğü olan cenazeyi uğurlamaya gelen yüzlerce insan, beklenmedik bu gelişme karşısında pür dikkat hocayı dinliyorlardı. Hoca eline tutuşturulan notu okumaya başladı:

“—Hayri oğlum (rahmetli büyük ağabeyim), cenazemde hoca helallik alırken bu notu hocaya ver, cemaate karşı okusun.”

Kılı kıpırdamadan adeta ötelerden, çok ötelerden gelen, ilk defa gelen bir mesaja dikkat kesilen cemaate doğru bir bakış atan hoca, yıllardır önüne geçip namaz kıldırdığı “Mehmet Amca”nın notunu okumaya devam etti:

“Ey benim hayatımda birlikte yaşadığım, karşılaşıp selamlaştığım, birlikte yediğimiz, içtiğimiz, alışveriş yaptığımız, gülüp ağladığımız, hayatı bir şekilde birlikte paylaştığımız aile halkım, komşularım, tanıdıklarım ve tanımadıklarım,

“—Şu anda sizin de şahit olduğunuz gibi, uzun bir yolculuğa çıktım.

“--- Vakit, veda vaktidir. Vedalaşma vaktidir. Ömrüm boyunca elimden geldiği kadar Allah’ın emirlerini yerine getirmeye, yasaklarından da kaçınmaya gayret ettim. Bu dünyanın yalan olduğunu biliyordum, işte şimdi benim cansız bedenimle birlikte bir defa daha ispatlanmış oldu.

“—Hayatım boyunca komşularımla iyi geçinmeye, yardıma muhtaç olanların yardımına koşmaya, alışverişlerimde dürüst davranmaya ve etrafımı elimden geldiği kadar kollayıp gözetmeye gayret ettim. Bununla birlikte içinizden birinin bende hakkı varsa, Allah rızası için helâl etsin. Ben hepinize hakkımı helâl ediyorum.”

Beklenmedik bu veda mektubu karşısında bütün cemaat gözyaşlarına boğulmuştu. Herkes“Mehmet Amca yine yaptı yapacağını” der gibi şaşkınlıkla birbirine bakıyordu. Hoca usulca notu elime tutuşturarak kaldığı yerden devam etti ama cemaat törenden alacağını çoktan almış ve maksat hâsıl olmuştu.

Hocanın elime tutuşturduğu nota göz ucuyla baktığımda, 1930’lu yıllarda yoksullukla boğuşan Kurugöl’ün açık arazisinde taşlara kömürle yaza yaza öğrendiği el yazısının aslında ne kadar asil ve derinlikli olduğunu fark etmiştim.

Tıpkı ruhu gibi.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.