• 20.03.2016 00:00

 Dedi ki; “Elindeki o kitap ne öyle, sen de mi vatan millet sevdalısı oldun?”

Dedim ki, “Vatanını sevmeyen insan olur mu, yoksa sen vatanını ve milletini sevmiyor musun?”

Dedi ki; “Vatan ve millet ne ki, ben ümmetçiyim, İslam ümmetçiliğini savunurum.”

Dedim ki; “Kavramları birbirine karıştırıyorsun, vatan senin evin gibidir. Evinde nasıl ki diğer ev halkı ile birlikte özgürce yaşıyorsun ve dış müdahalelerden uzaksın; vatanında da kendini tehlikelerden emin hissedersin. Dışarıdan evine kimsenin müdahale etmesini ister misin?  Eğer evine müdahale eden olursa derhal geri püskürtmez misin? Vatan da öyledir. İçinde olduğun zaman huzur duyarsın, huzurlu yaşarsın.”

Dedi ki; “Ne huzuru? İnsanlar, birileri istemiyor diye temel haklardan mahrum hayat sürmek zorunda bırakılıyorlar. Bu nasıl vatan ki, kendi insanına çifte standart uyguluyor?”

Dedim ki; “Yine karıştırıyorsun, evinin içinde olup biten düzen karmaşası başka bir şey. Aile bireyleri arasındaki görüş ayrılıkları, tartışmalar, hatta kavgalar başka bir şey. Bir de şöyle düşün: Siz evde tartışma yaşarken, birileri dışarıdan cam çerçeve indirmeye başladı. Silahları evinize doğrulttu. Ne yaparsınız? Tartışmaya ve hatta kavgaya devam mı edersiniz, yoksa ‘Bunlar da kim oluyor?’ diye kavgayı bırakıp ortak savunmaya mı geçersiniz?”

Dedi ki; “Diyelim adam dışarıda herhangi bir ülkede yaşıyor, onun vatanı neresi peki?”

Dedim ki; “Eğer gittiği ülkede huzurlu ve güvenli yaşıyorsa, orayı vatan bellemişse, vatanı orasıdır. Ama doğup büyüdüğü yerler de ana vatanıdır. İçinde yaşadığı ülkenin güvenliği tehlikeye girerse, orayı savunur, önce oranın huzur ve güvende olmasını ister. Ana vatanı tehlikedeyse eğer, yardım için elinden geleni yapar. Elinden bir şey gelmiyorsa, içi yanar.”

Dedi ki; “Bir yeri vatan bellemek ne demek?”

Dedim ki; “Senin içinde yaşadığın bir evin var mı?”

Dedi ki; “Var.”

Dedim ki; “Sen, dışarıda kaldığın mekânlarda, ne bileyim, başkalarının evinde veya otelde kaldığın zaman kendini kendi evindeymiş gibi rahat hissediyor musun? Veya şöyle sorayım.  Kendi evinin veya kullanma tasarrufunda bulunduğun kendine ait mekânların, senin gözünde, başkalarına ait evlerden veya mekânlardan hiçbir farkı yok mu?”

Dedi ki; Var ama istediğim zaman satar, başkasını alırım.”

Dedim ki; “İşte, vatanla ev, birbirine benzetebileceğimiz makro ve mikro örneklerdir. Bir farkla ki, vatan istediğiniz zaman satılıp alınmıyor. Onun için bedel ödemek lazım.”

Dedi ki; “İyi de, dünyada birçok devletlerin sınırları çizilirken, harita üzerinden cetvelle çizmişler. Hangi halk kendi sınırlarını kendisi çizmiş ki?”

Dedim ki; “Pes doğrusu. Sen hiç tarih okumamışa benziyorsun. Kurtuluş savaşını da mı duymadın? Çanakkale’de, Sarıkamış’ta, Urfa’da, Antep’te atalarımız neyin sınırlarını çizdi? Arap ülkelerini kastediyorsan eğer, onların sınırlarını çizenler, içinde yaşayan insanlara nesiller boyu bedel ödetiyorlar.”

Dedi ki; “Vatan kavramını çok abartıyorlar. İnsan nerede yaşıyorsa, orası zaten onun vatanıdır.”

Dedim ki; “Bak; vatan, soluduğun hava gibidir. Sen, yaşarken ciğerlerine çektiğin havanın farkında değilsin. Ancak oksijeni alınmış bir ortamda olduğun zaman havanın değerini anlarsın. Vatanın içinde huzurlu ve güvenli bir şekilde yaşarken vatanın değerini bilmiyorsun.

Vatanın değerini, vatanı elinden alınanlara sormak lazım. Suriyelilere, Iraklılara, Filistinlilere, Doğu Türkistanlılara sormak lazım. Bosna Hersek o acıyı yıllar önce çekti, onlara sormak lazım. Allah bizi senin gibiler yüzünden, vatanımızla imtihan etmesin.”