Terör düşünceleri

  • 28.03.2016 00:00

 Birkaç gün önce Düzce’deki STK ve resmi kuruluşların ortaklaşa düzenledikleri “teröre lanet” yürüyüşü, Düzceli vatandaşlar arasında hak ettiği ilgiyi gördü. Atılan sloganlar, yapılan konuşmalar ve dualar, herkesin gönülden katıldığı dileklerdi.

Bu duruşu dolayısıyla iller arasında da öncü bir rol oynayan Düzce’yi kutlamak gerekir.

Çıplak gözle bakıldığı zaman herkesin görebildiği bir gerçek var; terör artık sınır tanımıyor. Nasıl ki herkes gelişen dünyada hayatını kolaylaştırıyorsa, terör de öyle. Haberleşmesi, malzeme temini ve ulaşımı, fizikî anlamda gelişmecilik ile paralel olarak gelişiyor.

Ama ne yazık ki fizikî anlamda gelişmeye varını yoğunu harcayan dünya, ahlaki gelişmeyi ıskaladığı için bugünkü yerküre, yangınını çaresiz seyrediyor.

Çünkü insanın ahlâkî donanımı ve gelişimi, onun hırslarına, hayvanî güdülerine ve barbarlığına gem vurur.

İnsan denen canlının manevî bir yanının da bulunduğunun unutulduğu ve yok saydığı andan itibaren onun yapacağı / yapabileceği kötülüklere engel olabilmek için adalet duygusu ve ahlaki yanı canlı olanların, en az kötülüğü ve haksızlığı yapanlar kadar veya ondan daha fazla güç sahibi olmaları gerekir.

Terör dediğimiz belâ, yerel birtakım sebeplerden kaynaklansa da, onu besleyip büyüten ve canavarlaştıran, sömürgecilik anlamında zıvanadan çıkmış ülkelerin yayılmacılık hırslarıdır. Bu öyle bir hırs ki, terörün bir gün kendilerine dönebileceğini göremeyecek kadar gözlerini karartmış durumda.

Alevi her tarafı sarmış olan terör yangınının söndürülmesinin şu şartlara bağlı olduğunu düşünüyorum:

  1. Gelişmiş ülkeler, başını çektikleri yeryüzündeki adaletsiz maddi dağılıma ve az gelişmiş ülkelerdeki sömürülerine son verecekler ve bunu güven verici uygulamalarıyla dünyaya gösterecekler.
  2. Müslüman dünya, mezhep ve meşrep farkı gözetmeksizin, en az iki yüz yıllık parça parça görüntüsünün kaynağına inecek, onu ameliyat masasına yatıracak ve Kur’an / vahiy dışındaki bütün yazılı kaynaklarını bir bir gözden geçirerek, tevhide /birliğe zarar veren anlayış ve algıları ortadan kaldırmak için ciddi bir çalışma başlatacak.
  3. Yine Müslüman dünya, özellikle devlet yöneticileri, din ile siyasetin ayrı şeyler olduğunu ve asıl olanın iyi ile kötünün mücadelesi olduğunu uygulamalarıyla gösterecek ve siyasi gücünü arttırmak için farklı dini anlayışları, mezhepleri ve meşrepleri kullanmayacak.

Düşmanın bile mert olanı lazım. Dost görünüp düşmanlık yapanlar üstelik gücü de ellerinde bulunduruyorsa, yeryüzünde adaleti sağlamak mümkün olmaz. Nitekim olmuyor.

Allah’ın “ADL” sıfatı bir yerde kulları aracılığıyla tecelli edemiyorsa orada ciddi sıkıntı var demektir.

Ne var ki bizim Müslümanlar olarak kendimizden önce suçlayacağımız kimse olmamalıdır, buna asla hakkımız yok.

Rahmetli Mehmet Çodur Hoca’nın sıkça verdiği misali hatırlamakta fayda var.

Gemi her taraftan su alırken kaptanların gemiyi hangi renge boyamaları gerektiğine dair tartışmalar ne derece zamansız ve tehlikeli ise, İslam âlemi de içinde bulunduğu çıkmazdan kurtulmanın çarelerini arayacağına, medya kanallarını kullanarak her bir meşrebin kendi değirmenine su taşıma gayretleri o derece zamansız ve tehlikelidir, vesselam.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.