• 4.02.2016 00:00

 Birkaç günden beri Düzce Belediyesi Sergi Salonu’nda sergim var. Yüz eserle sanatseverlerin huzurundayım.

Bu galiba on sekizinci sergim. Eğer bir sergi salonunda sergi açıyorsam, musiki yayınını önemsiyorum. Zira gözden gönle doğru gerçekleşen yansımalar, zannımca eğer doğru seçilmiş musiki ile birleşirse kendisine kalpte daha kalıcı mekânlar bulabiliyor.

Yaptığım çalışmaların en uyumlu izdivacı, sanat müziğinde kullanılan enstrümanlarla gerçekleşiyor. Keza yüz yıllara varan köklü bir geleneğin birikimiyle bestelenen tekke müzikleri veya günümüzün mistik müzikleri, sergiyi gezenlerin gözlerinden gönüllerine akan duygulara kuvvetli bir destek oluyor; bunu özellikle sergi salonlarında açtığım sergilerde gözlemliyorum.

Geçen akşam Düzce Belediyesi Sergi salonunda, yani sergi açtığım mekânda, TRT sanatçısı Ayşe Taş’ın önderliğinde Düzce Türk Sanat Müziği korosunun çalışması vardı. Bir gecelik misafirim oldular yani. Önceden salona gelen Düzce’nin musiki anlamında yüzünü aydınlatan Keman ailesinin kanunîsi Hüseyin Keman’a sordum:

“- Düzce’de senden başka kanun çalabilen var mı?”

Birkaç kişinin daha olduğunu söyledi ve ekledi: “ama ağabey, neslimiz tükeniyor artık.”

Bu cümle aslında duymak istemediğim uğursuz ama doğru bir cümleydi. Maalesef popüler kültür, toplum üzerinde baskısını arttırdıkça kadîm geleneklerimiz, avucumuzun içinden kayıp gidiyordu. Ne var ki Allah kulunu sevindirmek isteyince önce eşeğini kaybettirir, sonra da buldururmuş. Bazı konularda dibi gördükten sonra kendimize gelip atağa kalkmak gibi de bir özelliğimiz var. Bunu o akşam da yaşadım.

Koro şefi Ayşe Taş Hanımefendi, otuz kırk kişilik koroya ve müzisyenlere, Düzce’de artık bir konservatuar açmanın zamanının geldiğini söyleyerek bu konunun yavaş yavaş Düzce kamuoyunda tartışılması gerektiğine değindi. Keza koronun temel taşlarından Haydar Kuşçu da, koronun kurulma aşamalarını anlatarak konservatuarın gerekliliğinden bahsetti. İkisinin de ortak vurgusuyla o akşam Düzce Konservatuarı’nın tohumu atılmış oldu.

Haydar Kuşçu’yu uzun yıllardan beri tanır, musiki aşinalığını bilirim. Zaman zaman bu konularda fikir alışverişinde bulunduğumuz olur. Konservatuar konusunu duyunca Düzce adına, kadîm kültürümüz adına ve gelecek nesiller adına çok sevindim. İnşallah tez zamanda kalıcı olarak gerçekleşir ve Düzce ve çevresi nasiplenir.

İlk olarak alt yapı meselesi konuşulmalı. Düzce Üniversitesi Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi bünyesinde gerçekleştirilebilirse daha kalıcı olur, zira rahmetli Süleyman Kuyumcu zamanında Düzce belediyesi böyle bir girişimde bulunmuş fakat çok uzun sürmeden dağılmıştı. Keza Mehmet Keleş’in ilk döneminde rahmetli Celil Yağız öncülüğünde bir Sanat Akademisi kurulmuş, o da kurumsallaşamadan yarı yolda kalmıştı. Yine oldubitti ile böyle bir yol takip edilirse kalıcı olmaz diye düşünüyorum.

Fikir güzel ama kararlı, yavaş ve temkinli gitmek lâzım. “Düzce Konservatuarı” adı bile heyecan veriyor.