Serap Yazıcı: Keyfîlikte ve Otoriterleşmede Sınır Yok – 1

Alkollü içeceklerin satışının engellenmesine dair tartışmalarla ülkenin karşı karşıya kaldığı en hayatî konuların – ekonomik kriz, pandemiyle mücadele ve bu mücadele kapsamında aşı temini – bir süre için dahi olsa tartışılması önlenmiştir. Dahası bu tartışmayla hükümet yönünden en çok prim yaptığı düşünülen bir alanda, laiklik temelinde yeni bir ayrışma ortaya çıkmıştır. Böylece toplum, mütedeyyin olanlar ve olmayanlar biçiminde, üstelik Ramazan ayında kutuplaştırılmıştır.

Serap Yazıcı: Keyfîlikte ve Otoriterleşmede Sınır Yok – 1
  • 6.05.2021 04:47
  • (585)
  • (0)

Ülkeyi yönetenlere Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin tanıdığı aşırı yetkiler dahi kâfi gelmiyor. Yöneticiler, bunun da ötesinde güce sahip olmaları gerektiğine inanıyor. Böylece Türkiye’yi anayasasızlaştırma[1], hukuksuzlaştırma yönündeki adımlar hız kesmeden devam ediyor. Son günlerde bunun iki tipik uygulamasına şahit olduk.

Bunlardan biri, pandemiyle mücadele kapsamında 26.04.2021 tarihli kabine toplantısını takiben açıklanan “tam kapanma” kararının uygulaması bağlamında yaşandı. Bu kararın kapsamının ne olacağı, İçişleri Bakanlığının web sayfasında aynı gün yayınlanan duyuru ile kamuoyuna açıklanmıştır. Bu duyuruya göre 14.04.2021 tarih ve 6638 sayılı genelgenin hükümleri genişletilerek uygulanacaktır. Bu duyuru ve genelgede pandemiyle mücadele kapsamında alkollü içecek satışını yasaklayan hiçbir hüküm yer almamaktadır. Buna rağmen 29 Nisan 2021 saat 19.00’dan 17 Mayıs 2021 saat 05.00’a kadar sürecek tam kapanmada alkollü içeceklerin satışının yasaklandığı, kamuoyunun gündemine yansımıştır. Hükümet yetkililerinden hiçbiri, genelgede veya mevzuatta böyle bir hükmün yer almadığını, dolayısıyla bu yöndeki haberlerin doğru olmadığını açıklamamışlardır. Tam aksine İçişleri Bakanının beyanı bu yasağın varlığını teyit etmiştir. Konuya ilişkin haber ve İçişleri Bakanının açıklamaları şöyledir:

“Tam kapanma kararı sonrası İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, bakanlıkta düzenlenen video konferans toplantısında, 81 ilin vali, il jandarma komutanı, il emniyet müdürü ve sahil güvenlik komutanıyla bir araya geldi. Alınması gereken önlemler çerçevesinde önemli bilgiler paylaşan Soylu, alkol satışının yasak olmasına ilişkin de konuştu. Bakan Soylu, “İstisnada yer almıyor ve kapalı. Bu açıdan hem bir muafiyet yok hem de soru işareti de söz konusu değil” ifadelerini kullandı.”[2]

Keza Tebliğ Tebellüğ Belgesi başlıklı yazıda şu ifadeler yer almıştır: “29.04.2021 Günü; Saat 19.00 ile 17.05.2021 Günü Saat 05.00 (’a) kadar tam kapanma süresince Alkollü içki türü ürünlerinin satışının yapılmayacağının işyerlerine Tebliğ ve Tebellüğ Belgesini imzamla Tebliğ/Tebellüğ ederim.”[3] Böylece bir yandan bu yasağın hukukî olup olmadığı tartışılırken diğer yandan alkollü içeceklerin satışında ciddi bir patlama yaşanmıştır.

Peki Alkollü İçeceklerin Satışının Yasaklanması Hukuka Uygun Mudur?

Her ne kadar Türkiye’de uzun bir süreden beri anayasasızlaştırma ve hukuksuzlaştırma yönünde güçlü bir eğilim mevcutsa da 2709 sayılı 1982 Anayasası geçirdiği tüm değişikliklerle birlikte yürürlüğünü koruyor. Dolayısıyla bu soruya cevap verebilmek için Anayasamızın konuya ilişkin hükümlerini gözden geçirmek gerekiyor.

Anayasamızın 1. maddesi, Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir. hükmünü düzenledikten sonra 2. maddesinde Cumhuriyetin niteliklerine yer veriyor. Bu maddeye göre, Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” 2. maddenin içerdiği toplumun huzuru, insan haklarına saygılı, demokratik, laik, hukuk devleti kavramlarının, alkollü içeceklerin satışını yasaklayan uygulama ile ilişkili olduğu açıktır. Böyle olmakla beraber bu yazıda konu, sadece insan haklarına saygılı, hukuk devleti kavramları yönünden değerlendirilecektir. 

Hukuk devleti[4] ilkesi gereğince kamu gücünü kullanan bütün organ ve makamlar, her tür eylem ve işlemlerinde hukuka uygun davranmakla yükümlüdür. Böylece yasama organı kanun yaparken, yürütme organı ve idare kanunları uygularken, yargı kuruluşları uyuşmazlıkları çözüme bağlarken hukukun sınırları içinde kalmaya mecburdur. Nitekim Anayasanın anayasanın üstünlüğünü düzenleyen 11. maddesi, bu hususu açık olarak hükme bağlamaktadır. Bu maddeye göre, Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.” Üstelik Anayasanın yürütme yetkisi ve görevini düzenleyen 8. maddesi yürütme organı yönünden, Mahkemelerin bağımsızlığını düzenleyen 138. maddesi yargı organı yönünden hukuka uygun davranma yükümlülüğünü ayrıca ve açıkça hükme bağlamaktadır.

Anayasa Mahkemesi de yerleşik içtihatlarında hukuk devletinin anlamını tereddüde yer bırakmayan bir biçimde açıklamıştır. Mahkemeye göre, “Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve kanunlarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.” (E. 2015-5, K. 2015-82, t. 10.9.2015)

Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devleti olduğuna göre, temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması ancak Anayasanın sınırlamaya ilişkin hükümleri çerçevesinde gerçekleşebilecektir.  Anayasamız, Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması başlıklı 13. maddesinde şu hükme yer vermektedir: Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. Görüldüğü gibi bu hüküm, temel hak ve hürriyetlerin ancak kanunla sınırlanabileceğini, kanun koyucunun sınırlama yetkisinin de sınırsız olmadığını göstermektedir. Kanun koyucu temel hak ve hürriyetleri sınırlarken bu hak ve hürriyetlerin özüne dokunamayacaktır. Dahası kanunla yapılacak sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine uygun olacaktır. Şu halde kanun koyucunun temel hak ve hürriyetleri sınırlama yetkisi sınırsız olmadığı gibi, bu hak ve hürriyetler kanun dışında Cumhurbaşkanlığı kararnamesi, yönetmelik, genelge gibi işlemlerle sınırlanamayacaktır. Bu nedenle hükümet yetkililerinin basına yaptıkları sözlü açıklamalar yoluyla veya tebliğ ve tebellüğ belgesi gibi düzenlemelerle temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması mümkün değildir.

Bu Tür Sınırlamalar Kötüye Kullanma Yasağını da İhlâl Etmektedir

İkinci Dünya Savaşı öncesinde Almanya ve İtalya’da ortaya çıkan totaliter ve otoriter yönetimler, hürriyeti yok etme hürriyetinin yasak olduğunu gösteren bir kavramın doğmasına yol açmıştır. Böylece İkinci Dünya Savaşından sonraki anayasalar ve uluslararası andlaşmalar, hürriyeti yok etme hürriyetini yasaklayan düzenlemelere yer vermiştir. 1982 Anayasasının Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamaması başlıklı 14. maddesi de bu yasağı düzenlemektedir. Maddeye göre, “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz. Bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir.”

Bültenimize Üye Olabilirsiniz

Görüldüğü gibi maddenin ilk fıkrası, devletin millet bütünlüğünü ve insan haklarına dayanan demokratik, laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetleri yasaklamaktadır. Alkollü içecek satışının yasaklanması yönündeki uygulama ve bu uygulamanın özellikle Ramazan ayında cereyan etmesi, toplumun dini bütün kesimleriyle dindar olmayan kesimleri arasındaki ayrılığı derinleştiren tartışmalara yol açmıştır. Böylece millet bütünlüğü bozulmuştur. Öte yandan bu uygulamanın, hükmün içerdiği insan hakları, demokrasi değerleri ve laiklik kavramlarıyla bağdaşmadığı da açıktır. İnsan haklarına dayanan bir anayasa düzeninde bu hakların sınırlanması keyfî olarak değil, ancak hukukun sınırları içinde cereyan edebilir. Yukarıdaki açıklamalarımız, ülkemizde bu sınırlamaların hangi sınırlar içinde cereyan edebileceğini göstermektedir. O halde bu sınırları aştığı açık olan uygulama, aynı zamanda 14. maddenin ilk fıkrasını da ihlâl etmektedir.

Maddenin 2. fıkrası ise Anayasada yer alan hükümlerin hiçbirinin devlete veya kişilere Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetleri yok etme veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlama yetkisinin verilmediğini göstermektedir. Görüldüğü gibi devlet, kötüye kullanma yasağının süjelerinden biridir. Alkollü içeceklerin satışının yasaklanması yönündeki uygulama ise devletin bu fıkrada düzenlenen yasağı ihlâl ettiğini göstermektedir. Kötüye kullanma yasağının[5] sadece Anayasamızda değil, aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 17. maddesinde de yer aldığını hatırlatmak gerekir.

Üstelik Türkiye, 1954’ten bu yana Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni onaylayarak bu Sözleşme hükümlerini iç hukukunun bir parçası haline getirmiştir. Dahası 2004 Anayasa değişikliğiyle Anayasanın 90. maddesine “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” hükmü eklenmiştir.

Bu açıklamalar, alkollü içeceklerin satışının yasaklanmasının Anayasaya aykırı olduğunu göstermektedir. Bu uygulamanın hukuka aykırılığı açık olduğu halde ülkeyi yönetenlerin, söz konusu hukuka aykırılıktan haberdar olmamaları mümkün değildir. Devleti yönetenlerin, her alanda çok sayıda danışmanı yüksek rakamlarla istihdam ettikleri; bu danışmanlar arasında hukukçuların olduğu da bilinmektedir. O halde neden böyle bir uygulamaya ve bunun yol açtığı tartışmalara zemin hazırlanmış ve/veya müsaade edilmiştir?

Türkiye’nin en hayatî sorununun alkollü içecek tüketimi olmadığı açıktır. Keza pandemiyle mücadelenin en etkili aracının alkollü içeceklerin satışının engellenmesi olmadığı da bilinen bir gerçektir. Bu tartışmalarla ülkenin karşı karşıya kaldığı en hayatî konuların – ekonomik kriz, pandemiyle mücadele ve bu mücadele kapsamında aşı temini – bir süre için dahi olsa tartışılması önlenmiştir. Dahası bu tartışmayla hükümet yönünden en çok prim yaptığı düşünülen bir alanda, laiklik temelinde yeni bir ayrışma ortaya çıkmıştır. Böylece toplum, mütedeyyin olanlar ve olmayanlar biçiminde, üstelik Ramazan ayında kutuplaştırılmıştır. Bu sayede hükümet, seçmen tabanını konsolide etme imkanını bulmuştur.

Hükümetin bu tutumunun Anayasanın 14. maddesinin millet bütünlüğünün ihlâlini yasaklayan kuralıyla ve Anayasamızın 24. maddesinin son fıkrasındaki hükümle bağdaşmadığı açıktır. 24. maddenin son fıkrası şöyledir: “Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.” Nihayet bu tutum, Türkiye’nin taraf olduğu Birleşmiş Milletler Siyasi ve Medeni Haklar Sözleşmesi’nin 20. maddesinin 2. fıkrasıyla da bağdaşmamaktadır. Bu hüküm şöyledir: “Ayrımcılığa, kin ve nefrete veya şiddete tahrik eden herhangi bir ulusal, ırksal veya dinsel düşmanlığın savunulması hukuk tarafından yasaklanır.”

Bütün bu açıklamalarımızın alkollü içeceklerin tüketilmesini teşvik anlamına gelmediğini de belirtmek gerekir. Bu yönde bir gayemizin olmadığı bilinmelidir. Demokratik, laik, hukuk devletine dayanan bir anayasa düzeninde alkollü içecek tüketip tüketmemek, yetişkin kişilerin tercih edecekleri bir meseledir. Devletin bu içeceklerin üretimi, satışı ve tüketimi konusundaki yetkileri ise ancak hukukla sınırlıdır. Hiçbir gerekçe, hukukun dışına çıkan tutumlara meşruiyet kazandırmayacaktır. Nihayet alkollü içeceklerin satışının yasaklanması, bu içecekleri tüketme eğilimini de durdurmayacaktır. Aksine böyle bir yasak, merdivenaltı üretimlere ve gayri hukukî satışlara zemin hazırlayarak halk sağlığını tehdit edebilecektir. Denetimsiz alkollü içecek üretiminin ölümlere ve görme kaybına yol açtığını unutmamak gerekir.

Bu yazıyı yazdığım 30 Nisan 2021’de alkollü içeceklerin satışına ilişkin yasağın kaldırıldığı haberi yayılmıştır.[6] Ne var ki aynı gün Gazeteci Candaş Tolga Işık’a verdiği röportajda İçişleri Bakanı, bu haberin doğru olmadığını beyan etmiştir. Söyleşinin ilgili kısmı şöyledir: “İçişleri Bakanı Soylu’ya alkol satış yasağının kalktığı yönündeki iddiaları da sordum, ‘Doğru değil, tam kapanma boyunca devam edecek. Kısıtlamalar başladığında (14 nisan) 63 bin olan vaka sayısını bugün 31 binlere getirdik. Demek ki aldığımız kararlar doğru…’[7]

Tartışmaların uzunca bir süre daha devam edeceği anlaşılmaktadır. Müteakip yazımda Türkiye’yi anayasasızlaştırma ve hukuksuzlaştırmanın bir başka adımına değineceğim.

[1] Bu kavram Türkiye bakımından ilk kez Prof. Kemal Gözler tarafından “1982 Anayasası Hala Yürürlükte Mi? Anayasasızlaştırma Üzerine Bir Deneme” başlıklı çalışmada ele alınmıştır. Yazar bu çalışmasını müteaddid defalar genişletmiştir.

[2] https://www.haberler.com/bakan-soylu-dan-tam-kapanmada-alkol-satisinin-14094378-haberi/

[3] https://www.diken.com.tr/icki-yasagini-polis-teblig-etti/

[4] Serap Yazıcı, “Hukuk Devleti ve Yargının Bağımsızlığı”, Türkiye’de Siyasal Yaşam / Dün, Bugün, Yarın, Mehmet Kabasakal (ed.), İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2016, s. 67-98.

[5] Sevtap Yokuş, Hak ve Özgürlüklerin Kötüye Kullanımı, Yetkin Yayınevi, Ankara, 2002.

[6] https://t24.com.tr/haber/turkiye-tekel-bayileri-platformu-baskani-alkol-satisi-yasagi-kalkmistir-herkese-hayirli-olsun,949460

[7] https://t24.com.tr/haber/icisleri-bakani-soylu-dan-izin-belgesi-aciklamasi-herkes-istisna-istiyor-ancak-genelgede-muafiyet-verilen-sektorler-belli,949586

https://www.perspektif.online/keyfilikte-ve-otoriterlesmede-sinir-yok-1/

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Yazarlar

İran’ın seçim mühendisliği: Cumhuriyete veda mı?
Fehim Taştekin

İran’ın seçim mühendisliği: Cumhuriyete veda

  • 14 Haziran 2021 Pazartesi
Savcının medyası
Mehmet ALTAN

Savcının medyası

  • 14 Haziran 2021 Pazartesi
Milleti kandırmak!
İbrahim Kahveci

Milleti kandırmak!

  • 14 Haziran 2021 Pazartesi
GÖZÜNÜZ DOYSUN!
Atilla GÖSTERİŞLİ

GÖZÜNÜZ DOYSUN!

  • 14 Haziran 2021 Pazartesi
Devletin içinde bir suç örgütü var
Mehmet Y. Yılmaz

Devletin içinde bir suç örgütü var

  • 14 Haziran 2021 Pazartesi
Türkiye’nin Batı’dan bağımsızlaşma süreci ve Erdoğan-Biden görüşmesi
Yusuf Kaplan

Türkiye’nin Batı’dan bağımsızlaşma süreci ve

  • 14 Haziran 2021 Pazartesi
Herkes bir düşmana muhtaç
Cemile BAYRAKTAR

Herkes bir düşmana muhtaç

  • 14 Haziran 2021 Pazartesi
G-7 fotoğrafı: Bunlar mı 21. yüzyıla yön verecek? Türkiye sürprizini bekleyin!
İbrahim Karagül

G-7 fotoğrafı: Bunlar mı 21. yüzyıla yön vere

  • 14 Haziran 2021 Pazartesi
Dış politika ve yoksulluk: Ne alaka mı?
İhsan DAĞI

Dış politika ve yoksulluk: Ne alaka mı?

  • 14 Haziran 2021 Pazartesi
Ekonomide iki olumsuz gelişme
Eser KARAKAŞ

Ekonomide iki olumsuz gelişme

  • 14 Haziran 2021 Pazartesi
Marmara Denizi’ndeki müsilaj kirliliğinde kömürlü termik santrallerin etkisi incelenmeli
Pelin CENGİZ

Marmara Denizi’ndeki müsilaj kirliliğinde köm

  • 14 Haziran 2021 Pazartesi
Biden ve Erdoğan görüşmesinden ne çıkar?
Akdoğan Özkan

Biden ve Erdoğan görüşmesinden ne çıkar?

  • 14 Haziran 2021 Pazartesi
‘Yerli ve millî’ ilanının peşrevleri: Gezi ve 17-25 Aralık
Alper GÖRMÜŞ

‘Yerli ve millî’ ilanının peşrevleri: Gezi ve

  • 14 Haziran 2021 Pazartesi
Savaşı haram kılmanın kıymetini bilmek
Vahap COŞKUN

Savaşı haram kılmanın kıymetini bilmek

  • 14 Haziran 2021 Pazartesi
Yer misin, yemez misin!
Abdurrahman Dilipak

Yer misin, yemez misin!

  • 14 Haziran 2021 Pazartesi
Erdoğan-Biden görüşmesini izlerken şimdiki kadar tedirgin olmamız gerekmeyebilirdi
Fehmi Koru

Erdoğan-Biden görüşmesini izlerken şimdiki ka

  • 14 Haziran 2021 Pazartesi
FARUK ÖZLÜ, CEMİL MERİÇ’İ SEVME FİKRİNİ SEVMİŞ SADECE…
Ergun AŞÇI

FARUK ÖZLÜ, CEMİL MERİÇ’İ SEVME FİKRİNİ SEVMİ

  • 14 Haziran 2021 Pazartesi
Erdoğan Batıyla ilişkilerini yeniden tanımlamak istiyor
Murat Yetkin

Erdoğan Batıyla ilişkilerini yeniden tanımlam

  • 14 Haziran 2021 Pazartesi
Kanal İstanbul: 2.5 milyon nüfus!
Taha Akyol

Kanal İstanbul: 2.5 milyon nüfus!

  • 14 Haziran 2021 Pazartesi
Biden-Erdoğan görüşmesi...
Barış Soydan

Biden-Erdoğan görüşmesi...

  • 14 Haziran 2021 Pazartesi
Erdoğan-Biden görüşmesinin olası içeriği ve verili bağlamı
Aydın Selcen

Erdoğan-Biden görüşmesinin olası içeriği ve v

  • 14 Haziran 2021 Pazartesi
Dertleri kadın beyanı, mal rejimi ve uzlaştırma
Berrin Sönmez

Dertleri kadın beyanı, mal rejimi ve uzlaştır

  • 14 Haziran 2021 Pazartesi
Batı'da demokrasi cephesi toparlanıyor, Türkiye Erdoğan'la dağılıyor!
Hasan Cemal

Batı'da demokrasi cephesi toparlanıyor, Türki

  • 14 Haziran 2021 Pazartesi
Otel dalaverası, basın kampanyası
Ümit KIVANÇ

Otel dalaverası, basın kampanyası

  • 14 Haziran 2021 Pazartesi
Amel defterinizde bunlar da yer alacak mı?
Mehmet Ocaktan

Amel defterinizde bunlar da yer alacak mı?

  • 14 Haziran 2021 Pazartesi
Tüm Yazarlar