Serap Yazıcı: Geçmişe dönebilseydik referandumda ‘Evet’ oyu verir miydiniz?

Gelecek Partisi İnsan Hakları Başkanı Prof. Dr. Serap Yazıcı “Dört yıl önce yapılan halkoylamasında Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne ‘evet’ oyu verilmeseydi başbakan ve bakanlar Meclis huzurunda tüm soruları cevaplayacaktı. Böylece kamuoyu, hükümet politikalarının aksayan yönleri hakkında bilgi sahibi olacaktı” diyor.

Serap Yazıcı: Geçmişe dönebilseydik referandumda ‘Evet’ oyu verir miydiniz?
25.04.2021 - 17:03
2490
0

Kasım 2020’de Gelecek Partisi olarak kamuoyuna açıkladığımız Tam Demokrasi İçin Güçlendirilmiş Parlâmenter Sistem önerimizde Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin Türkiye’nin bütün sorunlarını derinleştirdiğini, bu sorunları çok boyutlu hale getirdiğini ve yepyeni sorunlar ürettiğini belirtmiştik. Bu nedenle kamuoyuna çağrımız, vakit geçirmeden Güçlendirilmiş Parlâmenter Sisteme geçmek, biriken tüm sorunlarımızı hızla çözmek olmuştu.   

Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi, yürütme yetkilerinin tamamını Cumhurbaşkanında topladı. Böylece bakanların yürütme alanında alınan kararlarda hiçbir etkisi kalmadı. Oysa parlâmenter sistemde yürütme alanında alınan kararlar, başbakan başkanlığındaki Bakanlar Kurulu tarafından alınmakta; bu kararlara bütün bakanların katılımı ve imzası gerekmekte. Tek bir bakan alınacak bir karara imza atmazsa karar hukuken tamamlanamamakta  ve yürürlüğe konulamamakta. Bugün Türkiye’de yaşanan sorunların çözümü hakkında bakanlar hangi görüşü beyan ederlerse etsinler bu görüşler bağlayıcı değil. Kararların tümü, Cumhurbaşkanınca tek başına alınmakta. Bu, bir yandan bakanları etkisizleştirerek “Bu aktörlerin devlet hayatındaki rolü nedir?” sorusunu haklı kılarken; diğer yandan kararların bilimsel ve akılcı olarak değil, kişisel ve duygusal sebeplerle alınmasına yol açmakta.   

Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi aynı zamanda Meclis’in elindeki bazı yetkileri ortadan kaldırarak bu organı etkisiz ve yetkisiz hale getirdi. Sık sık birileri “Gazi Meclisimiz” dese de artık TBMM devlet hayatının etkisiz elemanı.   

TBMM’nin evvelce sahip olduğu sözlü soru yetkisi ortadan kaldırıldı. Oysa bu yetki devam etseydi milletin vekilleri bakanlara izlenen politikalar hakkında soru sorabileceklerdi, böylece kamuoyunun bilgilenmesini sağlayabileceklerdi. Ülkesinin sorunlarına duyarlı olan tüm vatandaşlarımız, vekillerimizin aşağıdaki soruları sormasını haklı olarak talep edebilirlerdi.   

1- Sayın Adalet Bakanına yöneltilmek  üzere, Türkiye’de her geçen gün çok sayıda kadın hunharca cinayete kurban gitmekte; kadınlar ve çocuklar, henüz daha annesinin karnından hayata adım atmamış olan yavrular (cenin) katledilmekteyken bu sorunları çözmek için hangi yöntemleri izlemeyi planlıyorsunuz? Bu yöntemleri hayata geçirmek için neden bekliyorsunuz? 

2- Gene Sayın Adalet Bakanına yönetilmek üzere, kadına karşı ve aile içindeki tüm bireylere karşı ortaya çıkması muhtemel şiddet eylemlerini önlemek üzere  mensubu bulunduğunuz Adalet ve Kalkınma Partisi’nin yıllar önce onayladığı ve yürürlüğe koyduğu İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesi, hangi hukukî gerekçelerle açıklanabilir? Popülist söylemlere, polemiğe müracaat etmeden bu feshin hukukî gerekçelerini açıklar mısınız? 

3- Hukukçu bir Adalet Bakanı olarak sözleşmenin feshini sağlayan Cumhurbaşkanı kararını Anayasamıza uygun buluyor musunuz?   

Eğer Gazi Meclisimizin evvelce sahip olduğu sözlü soru yetkisi halen mevcut olsaydı sanırım pek çok vatandaş, vekilleri aracılığıyla Sayın Sağlık Bakanına aşağıdaki soruları sormayı arzu ederdi.  

1- Sizce Türkiye pandemiyle olan mücadelesini bilimsel veriler ışığında yürütüyor mu? Bu mücadelede alınan kararlar, bir hekim olarak sizin alınmasını zorunlu gördüğünüz tedbirlerle uyuşuyor mu? Bu kararlar bilim kurulunun tavsiyeleri doğrultusunda mı yoksa başka sebeplerle mi şekilleniyor?  

2- Hekim sıfatı taşıyan bir sağlık bakanı olarak sizin ve bilim kurulunun hükümete sunduğunuz tavsiyeler tutanak altına alındı mı? Bu tutanakları kamuoyuna açıklar mısınız? 

3- Türkiye’nin pandemiyle mücadelede aldığı kısmî kapanma ve açılma uygulamalarına bir yılı aşkın bir süredir tanıklık ediyoruz. Bu kararların hiçbirinin bilimsel verilere dayanarak alınmadığını düşünüyoruz. Nitekim bir yılı aşkın bir süredir sorunu çözemediğimiz gibi pandeminin dalga dalga yayılmasına seyircilik yapıyoruz. Elinizde yetki olsaydı, örneğin Sayın Prof. Dr. Esin Davutoğlu Şenol, Sayın Prof. Dr. Bengi Başer, Sayın Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, Sayın Prof. Dr. Sinan Adıyaman, Sayın Prof. Dr. Ahmet Saltık, Sayın Prof. Dr. Kayıhan Pala ve adını sayamadığım pek çok değerli hekimlerimizin tavsiyelerine uygun hareket edebilmeyi ister miydiniz?  

4- Sizce Türkiye aşılama politikalarında başarılı mı? Kamuoyu olarak bizler, bu politikaların başarılı olmadığı kanısındayız. Aşılama politikalarıyla ilgili belirttiğiniz takvimlere bugüne kadar hiç sadık kalamadınız. Bu başarısızlığın sebebi ekonomik mi, siyasi mi, kişisel mi yoksa doğrudan doğruya Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin neticesi mi? Yahut bütün bunların bir toplamı mı?  

5- Sözcü gazetesinde 14.04.2021 tarihinde yayınlanan bir habere göre “Kaliteli maskeler yurt dışına, kalitesiz ve riskli maskeler hastanelerle yoksul halka gidiyor.” Bu haber doğru mudur? Doğru ise sorumlular hakkında bir takibat yapılıyor mu? Sağlık bakanımız olarak bu konuda aldığınız ve almayı planladığınız önlemler nelerdir? Kamuoyunu bilgilendirir misiniz?  

6- Bir hekim ve sağlık bakanı olarak LGS, YGS, ALES, KPSS, TUS, DUS gibi merkezî sistemle yapılan, adayların ve gözetmenlerin topluca kapalı salonlarda olmalarını gerektiren sınavları bilimsel veriler ışığında ertelemeyi düşünüyor musunuz? Bu tür sınavları ertelemediğiniz takdirde vaka sayılarındaki artışın yol açacağı felaketi tasavvur ediyor musunuz?  

Eğer TBMM’nin evvelce sahip olduğu sözlü soru yetkisi mevcut olsaydı Milli Eğitim Bakanımıza da aşağıdaki soruları yöneltmek herhalde isabetli olurdu.  

1-  11 Mart 2020’den sonra pandemiyle mücadele kapsamında ilk ve orta öğretim kurumlarında online eğitime geçiş kararı verildi. Bu karar kapsamında eğitimin gerçekten tüm yurttaşlarımıza fırsat eşitliği şartlarında ulaştırılabilmesi için bir planlama yaptınız mı? Bütün evlere online eğitimi götürecek teknoloji ve altyapıyı sundunuz mu?  

2- Sizce okul çağında çocuğu olan her ailenin öğretim gören çocuklarının sayısı kadar televizyonu var mı? Bunu araştırdınız mı? Bu imkâna sahip olmayan evlere çocuk sayısı kadar televizyon götürmek için nasıl bir proje hazırladınız ve bu çocukları televizyona, dolayısıyla EBA’ya kavuşturdunuz mu?  

3- Türkiye’de online eğitim görme ihtiyacını yaşayan her eve internet götürebildiniz mi? Bunu götürebilmek için nasıl bir proje hazırladınız? Üstelik birden fazla çocuğu olan ailelere online eğitimi takip edebilmeleri için ihtiyaç duydukları sayıda tablet, bilgisayar, cep telefonu gibi teknolojik araçları sundunuz mu?  

4- Sizce Türkiye’de ilk ve orta öğretim kurumlarında öğretim gören ve online eğitim sürecinde devletin maddi ve teknolojik desteğine ihtiyaç duyan ailelerin ve öğrencilerin sayısı nedir? Bu ihtiyacın karşılanmasının ekonomik maliyeti nedir? Bütün bunları hesapladınız mı?  

5- 11 Mart 2020’den bu yana çeşitli aralıklarla online eğitim ve yüz yüze eğitim dönüşümlü olarak deneniyor. Bunlar hangi bilimsel veriler ışığında gerçekleştiriliyor? Hangi bilimsel veriler nedeniyle online eğitime, hangi bilimsel veriler nedeniyle yüz yüze eğitime geçiyoruz? Kamuoyuna açıklar mısınız?  

6- Bir süreden beri belli sınıflarda yüz yüze eğitim uygulanmakta. Eldeki veriler, mutasyonun çocuk ve gençler yönünden tehlikeli hale geldiğini göstermekte. Belli sınıflar bakımından uygulanan yüz yüze eğitim sürecinde görev alan öğretmenleri aşılayacak biçimde Sağlık Bakanlığıyla koordineli bir çalışma sürdürdünüz mü? Sürdürmeyi düşündünüz mü?  

Ticaret Bakanı Sayın Ruhsar Pekcan’a yöneltilmek üzere şu soruyu sormak isabetli olurdu: 

Sayın Bakan, 16.04.2021’de OdaTV’de yayınlanan haberde sizin ve eşinizin sahibi olduğunuz iki şirketin ürettiği dezenfektanların bakanlığınıza satıldığı ve bunun karşılığında 9 milyon TL fatura kesildiği iddia ediliyor ve bu iddia belgelendiriliyor. Bu iddia doğru mudur? Belgeler gerçek midir? Doğru ise firmalarınızın, başında bulunduğunuz bakanlığa satış yapmasını etik buluyor musunuz ve istifa etmeyi düşünüyor musunuz? Ve nihayet Meclis’te tartışılmak üzere şu soruyu sormak haklı olmaz mıydı? Milli Eğitim Bakanının özel okullarının olması, Sağlık Bakanının özel hastane ve iki ayrı vakıf üniversitesine sahip olması, Kültür ve Turizm Bakanının turizm işletmelerine sahip olması, Ticaret Bakanının ticarî işletmelere sahip olması, faaliyet gösterdikleri alanlardaki rakipleri yönünden haksız rekabet ortamı yaratmıyor mu? Hükümet politikaları tespit edilirken Sayın Bakanlarımızın ticarî menfaatleri, kamu menfaatinin önüne geçmiyor mu?  

Şüphesiz Sayın Bakanlara buna benzer pek çok soru yöneltmek mümkün. Ne var ki Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi, Anayasamızın 98. maddesinde evvelce mevcut olan TBMM’nin hükümete sözlü soru sorma yetkisini ilga etti. Böylece Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçişi takiben milletvekilleri, bakanlara sadece yazılı soru yöneltebiliyor. Bakanların Meclis İçtüzüğünün 99. maddesinin 2. fıkrasına göre yazılı soruları 15 gün içinde cevaplaması gerekiyor. Ne var ki bu süre içinde cevap vermemenin hiçbir müeyyidesi yok. Bu nedenle milletvekillerinin bakanlara yönelttikleri yazılı sorular cevapsız kalabiliyor. 

Bundan dört yıl önce 16 Nisan 2017’de yapılan halkoylamasında Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine “EVET” oyu verilmeseydi milletvekillerimiz yukarıdakilere benzer pek çok soruyu bakanlara ve tabii hükümetin başı olarak başbakana sözlü olarak yöneltebileceklerdi. Başbakan ve bakanlar, Meclis huzurunda bu soruları cevaplayacaklardı. Böylece Meclisimiz ve kamuoyu, hükümet politikalarının aksayan yönleri hakkında bilgi sahibi olacaklardı. Şimdi şu soruyu seçmenlere yöneltmek gerekiyor: Zamanı geri alma imkanına sahip olsaydınız 16 Nisan 2017’de yapılan halkoylamasında Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçmek için “EVET” der miydiniz?


Editör: N. Cingirt

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.