Çiğdem Koç: Sahici umut, sahici cesaret ve sahici yiğitlik...

  • 27.01.2021 09:29
  • (3509)
  • (0)
  • Abone ol

vÇiğdem Koç: Sahici umut, sahici cesaret ve sahici yiğitlik...

Çiğdem Koç: Sahici umut, sahici cesaret ve sahici yiğitlik...

  Eğer hukuksuzluklardan, yoksulluktan, ne bileyim bin bir türlü dertten; yani hayattan bıktığınızda gözünüz kulağınız nerede olur? 

İnsan doğası hemen teslim olmaya değil, ille de umut etmeye dairdir; Ernst Bloch var olsun. Çünkü umut dediğimiz şey; insanın “daha iyi şeyler olacak, olmak zorunda” algısının hiç tükenmemesine ait bir var olma halidir.

Ve eğer bugüne ait bir kapanda kısılıp kalmışsanız, o kapandan çıkmanın bir yolu olduğunu düşünmeden yaşamaya devam etmek mümkün değildir. Siyaseten de bu umut elbette muhalif olana yönelir, çünkü şikayet ettiğiniz ne varsa iktidara ait zannedersiniz, ki kimi zaman da bu doğrudur. 

Ancak kimi zaman doğrudur, çünkü o kısıldığınız kapanın müsebbiplerinden biri de sizinle birlikte oraya hapsolmuş olduğunu düşündüklerinizdir. 

Lafı çok dolandırmadan direkt söyleyeyim, kötü bir iktidardan daha kötü olan bir şey varsa o da kötü bir muhalefettir; kötü bir muhalefetten daha kötü bir şey varsa, o da muhalif gibi görünen muhalefettir. Kötüden daha kötüsü yanılsamadır çünkü; sahte olan her şey gibi muhalif duruşun sahtesi her şeyi berbat eder. 

Konu yargı olunca konu daha ciddi bir hale geliyor, yargı yoksa hiç bir şey yok. Kanımca bu ülkede hiç bir zaman gerçek anlamda bir yargı olmadı zaten; “Kürsüde şöyle bir hakim istemiyoruz.” diyenlerin “Peki böyle bir hakim istiyor musunuz?” sorusuna cevap vermekte duraksadığı o anda açılan kara deliğe düşüp kaybolan bir kavram bizim için hukuk. Herkes sırayla bu deliğe düşse de, bir yerden yolunu bulup çıkıyor bazıları ve o kara deliği daha da derinleştirmek için uğraşan bir güce dönüşüyor; mazlumun zalime dönüştüğü, bitmeyen kötü bir televizyon dizisi gibi. 

Televizyon demişken; kendine muhalif “çok cesur, tarafsız, bağımsız, süper kahraman” rolü biçtiğini program anonslarından başlayarak bağıra bağıra söyleyen kanallara bakıyorum bazen. Bu ülkede haksızlığa uğramayı tek bir gazete ile, bir kaç gazeteci ile, ille de aynı hamasetle döne döne anlatmak dışında bu ülkede hiçbir şey olmuyormuş gibi yapmalarını eğlenceli bulabilirim aslında, etrafımızda bu kadar acı olmasa.

Mesela, OHAL KHK’ları binlerce insanı işsiz bıraktı, aileleriyle birlikte açlığa mahkum etti; bu da yetmedi, sosyal bir izolasyona, yok sayılmaya, hayatın her anında denk geldikçe tokat yemeye mahkum etti. İnsanlar öldüler, intihar ettiler. Bir mahpus, hiç önemli değil neden hapiste olduğu, hasta bir mahpus hücrede bir sandalyenin üstünde ölü bulundu. Bu bahsettiğim kanallarda hiçbir şey duymadım ben bu dramlarla ilgili. Bebekler adliye koridorlarında sürünürken hiç görmediler. İnsanların evleri basıldı sadece Kürt ve siyasetçi oldukları için. Bir avukat adil yargılanma talebiyle öldü bu ülkede, ötesi var mı? 

Döne döne aynı insanlar, aynı şeyleri konuşmaktan bıkmadıkları gibi, üç dört ay hapis yatanların üç dört asırlık mağduriyetlerinden başka kimseyi konuşmuyorlar. Bir savcının yapacağı soruşturmalara dair operasyonları henüz olmadan yazanların pek muteber gazeteci olarak konuk edildiği baş köşelerde, onlardan başka bütün gazeteciler tetikçi diye yaftalanıyor rahatlıkla. Kendileri dışında kimse gazeteci değil çünkü; haklı değil, doğru değil, vatansever değil, cesur değil, yiğit değil. Bu rahatlık bazen çekici gelmiyor değil tabi de, aynaya baktıklarında ne görüyorlar merak ediyor insan. 

İşlerine gelen mahkeme kararlarına sırtlarını dayayıp “Ama bakın kesinleşmiş yargı kararı var” diyenler iki dakika sonra “hukuk yok” diye ağlıyor ; şizofren bir adalet anlayışını hepimizi aptal sanarak gözümüze sokmaktan hiç utanmıyorlar. Selahattin Demirtaş hakkındaki AİHM Büyük Daire kararını, bizzat kadrolu ve duayen hukukçuları ile konuşurken bile gerçeği tam olarak anlatmamak için gösterilen çaba o kadar utanç verici ki; başkalarının yerine utanmaktan “Acaba kendi adıma utanılacak bir şey yapıyor muyum?” diye soracak zaman bile kalmıyor. 

Yeri gelmişken söyleyeyim, onlar söylemez; Sayın Demirtaş hakkındaki o karar bir beraat kararıdır aslında. Bunu ben demiyorum, 150 sayfalık kararda yazıyor, hukukçu olduğunu hatırlayan herkes bunu görür; okuması olan zaten anlar. İki yüzlülük yapmayan herkes hukuk konuşurken hukuk konuşur, sonra “hukuk siyasallaştı” gibi bir sakızı çiğneyerek,balon yapıp suratımıza patlatmaz. 

İki yüzlülük ahlaki bir cesettir, çok ama çok pis kokar. Bununla da kalmaz, salgın hastalıklara yol açar; ahlaki bir veba giderek herkese bulaşır. 

İki yüzlülüğe meselesinde soluklanmışken, geçenlerde Yayıncılar Birliği’nin verdiği “Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödülü” geliyor aklıma. Dünyanın hapisteki tek romancısına sahip bir ülkenin ne yazarlar birliği, ne yayıncılar birliği ne o “yeni kitabım çıkıyor” heveslisi yazarları ne de ödül alanları, birkaç istisna hariç bundan bahsetmiyor.

Hadi onu geçtim “Benim yeni kitabım çıkıyor ama ben hapisteki o adamın kitabının neden basılmadığını merak ediyorum.”bile demiyor. Onlara kötü bir haberim var; bu bahsettiklerimin, Ahmet Altan hapisteyken çıkan bütün kitaplarında onun gölgesi, ve bir yazar sadece yazı yazdığı için hapisteyken sessiz kalmanın utancının lekesi var, o lekeyi asla silemezsiniz, o gölgeden asla kurtulamazsınız. 

Ben, “1933-45 arası Almanya’da basılan bütün kitaplar yakılmalıdır.” diyen Thomas Mann kadar insaflı değilim. Kitaplar asla yakılmasın düşüncesinden ziyade, kitabı yakılan kendine mağduriyet devşirsin diyecek kadar lütufkar da olamam. Görüyor musunuz, bizim gibi insanları ne hale getirdiğinizi? İçimizde iyiye dair ne varsa sizden de korumak zorundayız artık. 

İnsan umut etmeden yaşayamaz. Bu bir klişedir, ama doğrudur. 

Ben, her hafta cezaevlerindeyim; o insanları görüyorum, dinliyorum. Size net bir bilgi vereyim, yayın; demokrasi ve barış umudu dipdiri duruyor. O kadar sahici, o kadar onurlu ve o kadar güçlü ki bu umut. 

Muhalif olmadan muhalifmiş gibi görünmeyi becerenlere de söyleyin; gerçeğini sahtesinden ayırabiliyoruz; cesaretin de, yiğitliğin de, umudun da. Ve gözümüz kulağımız ancak sahici olandadır.

  • Abone ol

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Nevzat Cingirt

‘YAKIŞIKSIZ’ OLAN NE?

‘YAKIŞIKSIZ’ OLAN NE?

  • 13 Nisan 2021 Salı

Yazarlar

157 ülkeye yardımın çektiği tepki üzerine
Hakan Albayrak

157 ülkeye yardımın çektiği tepki üzerine

  • 13 Nisan 2021 Salı
Müslümanlar neden başaramadı?
Mehmet Y. Yılmaz

Müslümanlar neden başaramadı?

  • 13 Nisan 2021 Salı
Amirallerin verdiği asıl mesaj ne?
Etyen MAHÇUPYAN

Amirallerin verdiği asıl mesaj ne?

  • 13 Nisan 2021 Salı
Bir hapishane hücresinde doğum günü kutlamak
Aydın Engin

Bir hapishane hücresinde doğum günü kutlamak

  • 13 Nisan 2021 Salı
Ankara Libya’ya sevinirken kötü haber Rusya’dan geldi
Murat Yetkin

Ankara Libya’ya sevinirken kötü haber Rusya’d

  • 13 Nisan 2021 Salı
Cumhurbaşkanına hakaret
Taha Akyol

Cumhurbaşkanına hakaret

  • 13 Nisan 2021 Salı
Amiraller meselesi ve Erdoğan’dan önce ‘büyük’ konuşmanın riskleri
Alper GÖRMÜŞ

Amiraller meselesi ve Erdoğan’dan önce ‘büyük

  • 13 Nisan 2021 Salı
Giden, gelmiyor acep nedendir?
Yıldıray Oğur

Giden, gelmiyor acep nedendir?

  • 13 Nisan 2021 Salı
Ramazan: Haydi samimiyet eğitimine
Ahmet Taşgetiren

Ramazan: Haydi samimiyet eğitimine

  • 13 Nisan 2021 Salı
Erasmus: Ortanın adamı ve ezeli uzlaştırıcı
Vahap COŞKUN

Erasmus: Ortanın adamı ve ezeli uzlaştırıcı

  • 13 Nisan 2021 Salı
Bir büyük kırılma anı.. Taşların yerinden oynamasından Türkiye de etkilenebilir, ama nasıl?
Fehmi Koru

Bir büyük kırılma anı.. Taşların yerinden oyn

  • 13 Nisan 2021 Salı
Atalarımızın bulduğu matematiği Kanal İstanbul’da nasıl kullanacağız?
İbrahim Kahveci

Atalarımızın bulduğu matematiği Kanal İstanbu

  • 13 Nisan 2021 Salı
AKP’nin kömürlü termik santrallere teşvik yağdırması yetmedi, bir yılda 26 proje iptal edildi
Pelin CENGİZ

AKP’nin kömürlü termik santrallere teşvik yağ

  • 12 Nisan 2021 Pazartesi
Gazetecilik kendini yemekle meşgûl
Ümit KIVANÇ

Gazetecilik kendini yemekle meşgûl

  • 12 Nisan 2021 Pazartesi
Erdoğan-Bahçeli Farkı Anlama Kılavuzu
Kemal CAN

Erdoğan-Bahçeli Farkı Anlama Kılavuzu

  • 12 Nisan 2021 Pazartesi
Sır, gizem, gerilim
Mustafa Karaalioğlu

Sır, gizem, gerilim

  • 12 Nisan 2021 Pazartesi
Yeni AK Parti’den yarınlara ne kalır dersiniz…
Mehmet Ocaktan

Yeni AK Parti’den yarınlara ne kalır dersiniz

  • 12 Nisan 2021 Pazartesi
Kritik hafta: Dolar iyice raydan çıkabilir
Barış Soydan

Kritik hafta: Dolar iyice raydan çıkabilir

  • 12 Nisan 2021 Pazartesi
Saray'ın keyfî kararlarının ağır bedellerini ödüyoruz!..
Mehmet Tezkan

Saray'ın keyfî kararlarının ağır bedellerini

  • 12 Nisan 2021 Pazartesi
Suriye'de
Akdoğan Özkan

Suriye'de "geçici yönetim" arayışı iddiaları

  • 12 Nisan 2021 Pazartesi
EVET, NEREDEN GELİYORUZ, NASIL GELDİK VE NEDEN BURADAYIZ?..
Münir AKTOLGA

EVET, NEREDEN GELİYORUZ, NASIL GELDİK VE NEDE

  • 12 Nisan 2021 Pazartesi
Ne menem bir iştir!
Fehim Taştekin

Ne menem bir iştir!

  • 12 Nisan 2021 Pazartesi
Irak işgalinin yıl dönümünde ABD-DEAŞ ilişkileri
Cemile BAYRAKTAR

Irak işgalinin yıl dönümünde ABD-DEAŞ ilişkil

  • 12 Nisan 2021 Pazartesi
Muhafazakarlar ve Batı: Nereden nereye?
İhsan DAĞI

Muhafazakarlar ve Batı: Nereden nereye?

  • 11 Nisan 2021 Pazar
İçinde siyaset olmayan bir Montrö yazısı…
Mensur Akgün

İçinde siyaset olmayan bir Montrö yazısı…

  • 11 Nisan 2021 Pazar
Tüm Yazarlar