Hidayet Şefkatli TUKSAL
Hidayet Şefkatli TUKSAL Gazete: Serbestiyet.com

Keşke Siz de Zerdüşt Olsaydınız

  • 24.09.2013 00:00

 Başörtülü kadınlar yıllardır başörtüsünü bir suç, bir dışlanma ve ayrımcılık nişanesi olarak taşımanın dayanılmaz ağırlığı altında eziliyorlar. Birilerinin dalga geçer gibi “hani nerede Kürt sorunu, ben baktım baktım göremedim” demesine nazire yaparcasına, yıllardır başörtüsü sorunu da, görmek istemeyen gözlerin görmediği bir sorun olarak yaşandı durdu. Bir metrekarelik bir bez parçasıydı altı üstü, zaten zorla takılıyordu, varsın çıkarıp atıversinlerdi… Evet dayatmaydı belki yapılanlar ama, kadınların iyiliği içindi bunlar, bir kere açtılar mı, büyük bir özgürlüğe kavuştuklarını onlar da anlayacaklar ve minnettar olacaklardı. İş bu iyiliğin hayata geçmesi için, üniversite kapılarına güvenlik kulübeleri kuruldu, yetmedi ikna odaları açıldı. Eee, bu yakınlarda bir büyüğümüzün tekrar hatırlattığı gibi, “nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdirden anlamayanın hakkı kötektir” kaidesince,  uslanmayan, akıllanmayan başörtülü genç kızlar, yaşını başını almış kadınlar, okullardan kovuldu, işlerinden atıldı. Bu nankör kadınlara bu cezalar az bile gelirdi ama onları idamla yargılamak için Malatya’daki mangal yürekli hakim gibi esaslı hakimler gerekti. Onlardan da pek fazla bulunmuyordu ne yazık ki.

     28 Şubat’ın en ağır hak ihlallerini yaşayan ama o zamanki muhalif muhafazakâr medya dışında görünmez kılınan başörtülü kadınlar, haklarını aramak için çalmadık kapı, görüşmedik siyasetçi ve sivil toplum kuruluşu bırakmadılar. Yetmedi, kendileri örgütlendiler. Bu sıkıntılı sürecin çok acıklı hikayeleri oldu elbette ama önemli faydaları da oldu. 28 Şubat rüzgarıyla birdenbire itilip kakılarak istenmeyen bir üvey evlat pozisyonuna düşmek gerçek bir travmaydı onlar için. Ancak düştükleri bu yerde, bu pozisyona çok daha önceden düşmüş, hatta ömürleri bu pozisyonda geçmiş diğer üvey evlatlarla tanışmanın aydınlatıcı şokunu yaşadılar. Başka türlü olsaydı belki hiçbir şekilde bir araya gelemeyecekleri insanlarla bir araya geldiler, birbirlerini dinlediler, hem de hayretle, ağızları bir karış açık kalırcasına dinlediler…Neler neler olmuştu bu ülkede ve onlar nasıl da birbirlerinden habersizdiler…

      “Bir musibet bin nasihatten evladır” diyen atalarımız haklı çıktılar ve 28 Şubat musibetinin semeresi daha çok özgürlük ve daha çok demokrasi talebinin yükseltilmesi, üstelik bu talebin paradoksal bir şekilde dindar muhafazakâr kitleler eşliğinde yükseltilmesi şeklinde tecelli etti.  Böylece bin yıl sürmesi planlanan 28 Şubat, bütün ötekilerin, üvey evlatların el birliği ile etkisiz hale getirildi ve en kalabalık ötekilerin temsilcisi olan AK Parti büyük bir oy alarak iktidara geldi. Artık eşleri başörtülü olan başbakanımız ve bakanlarımız vardı, hatta bir zaman sonra “türban Çankaya’ya çıktı”; ama başörtülü kadınlar hala evlerinden çıkamamışlardı.

      İki dönemlik iktidarı boyunca AK Parti, başörtüsü yasaklarını sona erdirmek konusunda, başbakanın hamasi çıkışlarıyla gündeme gelen ve diğer partiler ya da Anayasa Mahkemesi tarafından püskürtülen kimi girişimlerde bulundu ancak başarılı olamadı çünkü bu sorunun çözümü konusunda bir politikaya, adım adım izlenecek bir yol haritasına, tartışmalara, uzlaşmalara, ittifaklara, desteğe ihtiyaç duymuyordu. Gün gelecek ve bu sorun kudretli Başbakanımızın cesur kararıyla bitirilecek; bu hak başörtülü kadınlara ihsan edilecekti, tıpkı daha önce başka kadınlara ihsan edilen başka haklar gibi. Bu yüzden olsa gerek, başörtülü kadınların BM CEDAW Komitesinden 2005 ve 2010 yıllarında çıkartmayı başardığı tavsiye kararları, başörtüsü sorunun ayrımcılık temelli bir yaklaşımla çözümü için bir “zemin” olarak kullanılmak yerine, görmezden gelindi ve “ke en lem yekun” (bütünüyle yok hükmünde) sayıldı. Bunun hesabı da hiçbir başörtülüye verilmedi. Ayrıca son seçimler sırasında bir grup başörtülü kadının imzaya açtığı “Başörtülü aday yoksa oy da yok!” kampanyası Sayın Başbakan'ın ve arkadaşlarının hışmına uğradı. 28 Şubat sürecinde merkez medyanın başörtülü kadınların sorunlarına ve taleplerine karşı uyguladığı karartmayı, bu kez muhafazakâr medya uyguladı. Neredeyse hain ilan edildiler. Çünkü Başbakan ilahi bir iradeyle “kun!” (ol!) demeden hiçbir şeyin olmasını istemiyordu. Referandum ve seçimlerden büyük bir başarıyla çıkan AK Parti’nin önünde artık hiçbir engel kalmamış görünüyordu. Hatta bu dönemde partinin kadın kollarında uzunca bir zamandır emek vermiş olan ve partinin başarısında önemli bir katkısı bulunan bazı başörtülü kadınlar, yeni dönemde bazı görevlere getirilebilecekleri ümidine bile kapıldılar. Ama olmadı.

     AK Parti üç dönemdir Meclise, başörtülü kadınların emekleri üzerinde yükselen başları açık kadınları milletvekili olarak getiriyor. Bu durumun izaha ihtiyacı var mı bilmiyorum ama başörtüsü yasaklarının itibarsızlaştırdığı kadınların, kendi mahallelerinde, cemaatlerinde ve partilerinde de aynı şekilde itibarsızlaştığını görmek gerçekten trajik bir durum.

     Gelelim BDP’nin son çıkışına… Kadın milletvekillerine pantolon giyebilme özgürlüğünün yolunu açan iç tüzük önergesine “başörtülü ve kravatsız olma halini” de eklemeye çalışan BDP, Başbakanın büyük bir hışmına uğradı ve samimiyetsizlikle suçlandı. Bu suçlamanın temelinde BDP’lilerin Zerdüşt olduğu iddiası yer alıyordu. Önerge alelacele geri çekildi ve polemikler bir süre daha devam etti. Akabinde Mazlumder, pek çok başörtülü kadının hissiyatına tercüman olan bir açıklama yaptı ve “Velev ki Zerdüşt olsa!” diyerek, Başbakanın ayrımcı ve anti demokratik diline ve tutumuna itiraz etti.  

Bir türlü Türkiye partisi olamamakla suçlanan BDP’nin bu demokratik atağı, Başbakan'ın tüm değersizleştirme çabalarına rağmen, pek çok başörtülü kadının kalbinde ma’kes bulduğu gibi, kralın çıplaklığını da bütün netliğiyle ortaya koydu. Herhalde benim aklımdan geçen, başka başörtülü arkadaşlarımın da aklından geçmiştir: “Böyle sadece kendinize Müslüman olacağınıza keşke siz de Zerdüşt olsaydınız!”

     AMARGİ DERGİ

18-09-2013 03:14

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar