Hidayet Şefkatli TUKSAL
Hidayet Şefkatli TUKSAL Gazete: Serbestiyet.com

Fitne kelimesi ve hatırlattıkları

  • 5.12.2013 00:00

 “Fitne” kavramı Kur’an’da geçen çok anlamlı kavramlardan biridir. Bu anlamların ortak noktası, insanın aklının karışacağı; doğru ile yanlış arasındaki net ve keskin hattın kaybolacağı bir kargaşa ortamının bulunması durumudur. Böyle kargaşa/ fitne zamanları, herkesin aklının karışabileceği ve bu karışıklıktan istifade ile bir takım şer güçlerin kontrolü ele geçirebileceği; ayrıca müminler ile mümin görünen ama aslında mümin olmayanların farklı tavırlar takındığı/takınacağı dönemler olarak tasvir edilir. İlgili ayetlerde müminlere dosdoğru olmaya devam etme ve fitneyi boşa çıkarma, etkisiz hale getirme tavsiyesinde bulunulur. Ancak İslami literatürde fitne meselesi, daha sonra daha özel bir içerik kazanmıştır.

Hz. Osman döneminde başlayan, Hz. Ali döneminde devam eden ve Kerbelâ faciası ile etkileri günümüze kadar süren iç çatışma/ayrışma dönemi İslam tarihinde “ilk fitne” olarak isimlendirilmiştir. Bu dönemin yakıcı tecrübeleri İslam ilahiyatını en çok etkileyen konular arasındadır. Hz. Osman’ın yönetiminden şikâyetçi olan bir takım kişilerin, arkalarına tanınmış ve etkili bazı sahabileri de alarak giriştikleri “hak ve adalet arama” mücadelesi, içlerinde Hz. Ebubekir’in oğullarından birinin de olduğu isyancılar tarafından Hz. Osman’ın evinin kuşatılması ve nihayet bir baskınla onun öldürülmesi ile sonuçlanmıştır ki, bu olay İslam’ın “altın çağı” için sonun başlangıcı mesabesindedir.

Aslına bakılırsa, Hz. Peygamberin sağlığında da bir takım iç çekişmeler, eski düşman kabileler olan Evs ve Hazrec’i çatışmanın eşiğine getiren bir takım olaylar yaşanmış, ancak vahyin etkin müdahalesi ve Hz. Peygamberin hikmetli liderliğiyle fitne büyümeden söndürülmüştür. Bu yaşanmışlıklara rağmen, Hz. Peygamberin vefatından sonra hem kabileler arası çekişmelerin, hem liderlik heveslerinin hem de İslam coğrafyasının birden büyümesiyle ortaya çıkan yeni durumların yeni kargaşalara yol açması kaçınılmaz olmuştur.

Hz. Osman’ın ölümünden sonra kontrolü tam sağlayamasa da halife olan Hz. Ali’ye karşı, bu sefer Hz. Osman’ın katillerinin cezalandırılması talebi üzerinden yine bir “hak ve adalet arama” mücadelesi başlatılmış, Hz. Ayşe’nin ve Muaviye’nin de etkin olarak destek verdiği bu mücadele, neticede Cemel ve Sıffin savaşları ile “kardeş kanı” dökülerek sonuçlanmıştır. Ancak kargaşa burada durulmamış, Hz. Ali ile Muaviye arasında yapılan Sıffîn savaşında ortaya çıkan “hakem olayı”nı bir “dinden çıkma” olarak kabul eden Hâricî Müslümanlarla savaş durumları devam etmiş, neticede pek çok Müslümanın kanı dökülmüş, Hz. Ali’nin kendisi de bir Hâricî tarafından öldürülmüştür.

Hz. Ali’nin ölümünden sonra oğlu Hasan’ın bir anlaşma ile halifeliği Muaviye’ye bırakması ile bir dönem sular durulmuşsa da, oğlu Yezid döneminde yaşanan Kerbelâ faciası ümmetteki ilk büyük yarılmanın başlangıcı olarak tarihe çok acı bir hatıra ve kara bir leke olarak geçmiştir. İsyanlar, savaşlar ve Müslümanların birbirinin kanını heder etmesi daha sonraki süreçlerde de devam etmiştir. Bu yüzden, iki Müslüman topluluğun bir şekilde karşı karşıya gelmesi durumu, İslami camiada hemen bir “alarm” durumunun ortaya çıkmasına ve “fitne” kelimesinin hatırlanmasına sebep olmaktadır.

Bu kadar acı tecrübenin sonucunda ortaya çıkan “fitne” literatürü, insanları böyle bir durumda herhangi bir tarafa “taraftar” olmamaya, mümkün olduğunca “pasif” kalarak fitne ateşine odun taşımamaya, fitneye sebep olabilecek karmaşık düşünce ve yorumlardan uzak durmaya, zalim bile olsa zamanın iktidarına itaat etmeye çağıran bir işlev üstlenmiştir.

Cumhuriyet sonrasında dini cemaat olarak şekillenen Süleymancılık, Nurculuk ve tasavvufi gruplar da, devrin yöneticilerinden ne kadar şikâyetçi olsalar da asla bir şiddet hareketine cevaz vermemişler, şiddetli kalkışma dışındaki imkânları kullanarak, ya da böyle imkânları bizzat oluşturarak var olma ve büyüme stratejileri geliştirmişlerdir. Bu tavır geleneksel İslami yorumların kemikleşmesine sebep olmak bakımından her daim eleştiri alanımda olsa bile, “şiddet”ten kaçınma düsturuna olan sadakatleri sebebiyle benim açımdan takdire şayandır.

Son yaşadığımız “dershane” tartışması, her iki tarafın da birçok açıdan, yeniden üzerinde düşünmesi gereken bir tartışmadır. Bizim için üzücü olmuştur ama inşallah hayra vesile olur diyelim…

http://serbestiyet.com/fitne-kelimesi-ve-hatirlattiklari/

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar