• 11.11.2011 00:00
  • (3501)

 Dünyada bir lider tarafından doktriner bir şekilde üretilmiş ideolojiler olduğu gibi sonradan o lidere atfedilerek üretilen ideolojiler de mevcuttur. Kemalizmbunların ikisini de, bazı farklarla, içerir. 

***


Bir 'öz' (Latincesiyle 'ur') Kemalizmden söz edilebilir mi sorusunun cevabı müspettir. Alman materyalizminden, Fransız Aydınlanmacı düşüncesinden karmaşık bir biçimde etkilenmiş, Tanzimatın siyasal modernleşmesiyle 1908sonrasının siyasal modernleşmesini iç içe geçirmeye çalışmış bir 'Kemalist düşünce' vardır. Bu düşünce dünyanın materyalist bir biçimde açıklanmasını öngörür. Batı'yı tek ve geçerli zihniyet evreni kabul eder. Gevşek dokunmuş birmilli egemenlik anlayışına yaslanır. Bu yanıyla da Cumhuriyetçidir
1930'lara kadar bu anlayışla gelinir. Ama 1925'te ilk büyük kırılma yaşanmıştır.Takrir-i Sükun kanunuyla birlikte devlet seçkinlerin eline geçmiştir. Onların iradesi halk iradesinin yerine kaim edilmiştir. Küçük, asker-bürokrat ittifakı halk adına, halk için doğru olana karar vermiştir. 

***


1930'lar büyük bir dönüşüme açılır. Artık Batı'da da Doğu'da da (Sovyetler Birliği) totaliter rejimler hakimdir. Bunların hepsi halk/çılık adına iş yapmaktadır. Bu Kemalist elitin aradığı fırsattır. Çekoslovakya da içlerinde olmak üzere, dönemin ideologları 'Faşist Roma'dan 'Yeni Rusya'dan (ikisi de Falih Rıfkı'nın kitaplarının adıdır) etkilenmiştir. Ama faşizmi sevmiştir. 1931'de CHP kendi içinde 'ilkelerini' tamamlamış, 'Ok' sayısını 6'ya çıkarmıştır. 1935'te bunlar anayasaya işlenmiştir ve şöyle bir tanım yapılmıştır: 'Partinin güttüğü bu esaslar Kemalizm prensipleridir'. Böylece Kemalizmin ne olduğu doktrinleştirilmiştir. Bu bir. 
İkincisi bu doktrinin siyasal bir boyutudur. Aynı kurultayın öncesinde ve sonrasındadevlet-parti özdeşleşmesi gerçekleştirilmiştir. Partinin yöneticileri devletin de yöneticisi olmuştur. Devletin yöneticileri partinin memurları kabul edilmiştir. Devlet vatandaşın üstünde bir varlık olarak tanımlanmıştır. Böylece bilhassa Avrupa'da yerleşik olan totaliter modeller aynen Türkiye'deki siyasal yapının özü haline getirilmiştir. 

***


Kemalizm başlangıçta belirttiğim ve şu sıralarda yeni baskısını yayınlamaya çalıştığım bir kitabımda yaptığım ayrımla söylersem 'zihinsel' olduğu dönemlerde çok daha özgürlükçü ve özgürleştiricidir. Her zihinsel modelin zamanlaideolojikleşerek ulaştığı kadere o da erişmiş ve katılaşmıştır. Bunun tartışılacak bir yanı yok. Kemalizm 1930'lardan itibaren bir Tek Adam yönetimidir demek bile yetersizdir ve yanlıştır. Devlet eksenli, devlet iktidarının bir Tek Adam'da toplandığı bürokratik, totaliter bir rejimdir Kemalizm. Tek Adam olmasa da askeri- bürokratik elit sistemi işletecektir. Ama aynı Kemalizm gene bütün otoriter rejimler gibi modernleştiricidir. Hatta çağdaşlaştırıcıdır. 

***


Bu kadarına bakarak bir çok şeyi eleştirmek mümkün. Ama zamanın ruhu diye bir olgu var. O sırada Osmanlı devlet sistemi ve geleneğinden türemiş bir model için 'neden demokratik olmadı' diye sormak doğru değil. Olabilseydi o çok aykırı, çok farklı ve hatta imkânsız bir şey olarak görülürdü. Kemalizmin sahip olduğu özellikler çağıyla, günüyle uyumludur. Bu eleştirilebilir, eleştirilmelidir de. 
Asıl trajik olanı şu söylediklerimi görmemek ve onun bu niteliklere sahip olmadığını öne sürmektir. O vahimdir. Daha vahimi ise bu modelin askeri darbeler aracılığıyla Türkiye'de 2007 yılına kadar sürdürülmek istenmesi, hatta düpedüz sürdürülmesidir. Kemalizmin bir askeri vesayet ideolojisi/doktrini olarak korunması, kullanılması, ayakta kalması maksadıyla askeri darbelere gidilmesidir. Yani, Atatürk'ün zamanında bizzat onun bilinciyle üretilmiş doktrine karşılık ondan sonra üretilmiş, revize edilmiş, rehabilite edilmiş Kemalist doktrinler de mevcuttur. O nedenle de Kemalizm derken başlangıçtaki 'zihinsel' döneme değil bu doktrinerbürokratik- vesayetçi yapıya atıfta bulunulduğunu bilmek gerekir. 

***


Birbirine karıştırmayalım.