• 14.12.2012 00:00

 Suat Kılıç’taki heves: Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç, televizyonlardaki spor programlarından memnun değilmiş. Hatta Kulüpler Birliği ve Federasyon da spor programlarından şikâyetçi olunca, RTÜK’le görüşmüşler. RTÜK, para cezası ve diğer yaptırımlarla bu işin önüne geçmeye çalışıyormuş.

Kılıç’ın bu yaklaşımı size nasıl geliyor bilmiyorum ama bana hiç normal gelmiyor. 1) TV’deki spor programları devlet yetkilileri beğensin diye yapılmaz, dolayısıyla onların beğenip beğenmemesinin bir önemi yoktur. 2) Televizyonlar ticari kurumlardır, hedefledikleri seyirci kitlesini yakalamak için istedikleri programı istedikleri şekilde yaparlar3) Her kurum kendi özgür yaratıcılığını sınırsızca kullanır, çıkan ürünü beğenen izler, beğenmeyen izlemez4)Özel televizyonlar devletin malı değildir, bu nedenle devlet, RTÜK aracılığıyla bu kanalları psikolojik baskı altına alıp, kendi hizasına sokamaz. 5) RTÜK, uluslararası mesleki standartların televizyonlarda korunması konusunda çalışır, hükümetlerin ideolojik ve kültürel baskı aygıtı değildir.


Komünist rejim:
 Hükümetin medya kuruluşlarına onların sahibiymiş gibi direktif verebilmesi için o rejimin komünist rejim olması gerekir: bizdeki ise kapitalist bir rejim... Ancak burası Türkiye ve biz, ne bildiğiniz anlamda kapitalist bir rejimde ne de bildiğiniz anlamda bir serbest pazar ekonomisindeyiz. Türkiye’de kendine özgü bir devlet kapitalizmi var. Bu nedenle hükümet, özel medya şirketleri üzerinde rahatlıkla baskı kurabiliyor. Çünkü buna imkân tanıyan ekonomik bir altyapı var. Dolayısıyla bu çelişkiyi Başbakan’ın karakteri ya da AK Parti’nin kompleksleriyle açıklamak yeterli değil. Yarın CHP iktidara gelse, benzer sorunları bu defa onların perspektifinden yaşayacağız. Çünkü bu devlet kapitalizmi denen rejim, hükümetlerin her türlü istismarına açık.

Evet, Türkiye’de de Çin’de de Rusya’da da devlet kapitalizmi ülkenin global rekabet gücünü arttırıyor, ekonomik kalkınma yaratıyor fakat demokrasiyi aynı oranda yukarıya çekemiyor, tersine aşağıya itiyor ve siyasi liderlerini postmodern bir diktatör hâline getiriyor.

Devlet kapitalizminde, devlet, sonsuz sermeye gücüyle özel sektörün zayıf kaldığı alanlara giriyor, yönetimi özerk olan firmalar kuruyor; Çin Telekom şirketi böyle büyüdü ve lider oldu Brezilya jet üreticisi Embraer dev bir üretici artık, bizdeki THY de böyle. Bugün devlet şirketlerinin hisse senedi piyasası içindeki payları, Çin’de yüzde 80, Rusya’da 62, Brezilya’da yüzde 38. Yani liberal ekonomide, bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler ilkesinin öznesi olan özel şirketlerin yerini, devlet şirketleri alıyor. Bugün devlet desteğiyle kurulan Hint şirketleri Amerikan şirketlerinden daha fazla patent alıyor. Fakat bu iyi gelişmeler, beraberinde siyasi kayırmacılık ve yolsuzluğu da getiriyor. Devlet kaynaklarından yararlanmak isteyen özel sektör hükümete yakın durmak zorunda kalıyor.


Medyanın esareti devam edecek:
 Türkiye’de kamu yatırımları özel sektör yatırımlarının gerisine düşse de kamu harcamalarının oranı yükseliyor. Düşünün, Ziraat, Halk, Vakıf ve Emlakbank’tan oluşan kamu bankaları bankacılık sektöründe belirleyici konumda. Bu güç, özel sektörü ister istemez devlete bağımlı hâle getiriyorŞimdilik bundan kurtuluşun sadece iki yolu varYa medya şirketleri yayıncılık dışında hiçbir alanda faaliyet göstermeyecek, böylece devlete ticari olarak işleri düşmeyecek ya da medya şirketlerini elinde bulunduran şirketlerin global kârları, Türkiye’deki kârlarını geçecek, yani ekonomik olarak Türkiye’den bağımsız olacaklar. Sizce ikisi de mümkün mü?



[email protected]hoo.com

twitter.com/ hidirgevis