• 23.12.2012 00:00

 

Barselona’dan selam

Foto makale: Bir olayın fotoğraflarla anlatıldığı foto-makale (foto essay) yöntemi, Türkiye medyasında pek kullanılmaz. Belli bir tema etrafında birbirini tamamlayan fotoğraflar çekersiniz ve bu noktada yazıya hiç ihtiyaç duymazsınız, hikâye ortadadır, resimler hikâyeyi anlatır... Bazen kısa başlıklar veya spot cümlelerle fotoğraflara ayrıntı katabilirsiniz... Foto makale yöntemi aslında daha çok dergi yayıncılığına uygun... Gazetelerin internet sitelerinde de rahatlıkla uygulanabilir... Bizde ise ise gazetelerin internet sayfaları sadece magazinel haberler için foto-makale yöntemine başvuruyor.

Düşündüm ki hazır, İspanya’nın güzel şehri Barselona’dayken, buradaki basit gözlemlerimi gerçek bir foto-makale gibi olmasa da fotoğraflarla karışık anlatayım...


» Teatral toplum: 
Barselonalılar çok hızlı konuşuyor. Hani İspanyolca bilseydim dahi onları anlamak konusunda çok zorluk çekerdim, o kadar yani... Ancak şöyle de bir durum var; konuşurken çok teatral davranıyorlar, bu da onları anlamanızı kolaylaştırıyor. Kaşlarını-gözlerini oynatmaları, başlarını sağa-sola aşağı-yukarı çevirmeleri, el hareketleri, seslerinin tonuyla aşırı oynamaları ve dramatize etmeleri, sanki hep sahnede bir oyun sergiliyor gibiler...


» Motosiklet kenti: 
Barselona’da, şehir içi trafiğinde Roma kadar olmasa da motosikletler ağırlıkta... Kaba bir gözlemle diyebilirim ki trafikteki motorlu araçların üçte biri motosikletlerden oluşuyor. Bunun nedeni nedir diye düşündüğünüzde, kıyısında yer aldığı Akdeniz iklimi, bu tür taşıtlar kullanmayı elverişli hâle getiriyor diyebilirsiniz... Ancak, ondan da öte, bu durum, ortak toplumsal bilincin bir sonucu; resimde gördüğünüz hanımefendi diyor ki “Eğer motosikleti olanlar otomobil alsaydı, Barselona trafiği de İstanbul trafiğine benzerdi”.


» Yerel diller ATM’lerde: 
Şehrin ATM’sinden para çekerken karşılaştığım manzara işte bu: Dünyada yaygın olan İngilizce ve Almanca gibi dillerin yanı sıra, ülke içinde konuşulan azınlıklara ait diller de seçenekler arasında yer alıyor. Galego dili, kuzeybatı İspanya’da otonom bir bölge olan Galicia’da konuşuluyor ve topu topu da üç milyon kişi konuşuyor bu dili. Ama 300 kişi de konuşsa dil dildir tabii... Catala dilini ise Katalanlar konuşuyor. Katalanya da otonom bir bölge ve Barselona bu bölgenin en büyük kenti... Yani düşünün ki Türkiye’de Amed otonom bir bölge ve Diyarbakır da oranın başkenti... Diğer bir dil de Euskara, o da Basklıların konuştuğu dil...


İspanyol şirketlerinin yerel dillere gösterdiği hürmet
 görülsün diye bu bilgileri sizinle paylaştım. Politikacılar da görsün, görsünler ki dışına çıkmakta zorlandığımız klişelerin dışına seyahat ederek de çıkabileceğimizi fark etsinler...


» Giyim kuşam pahalı ama: 
Barselona’da giyim kuşam çok pahalı. Bunun bir nedeni, şehrin eski ve zengin mahallelerinde ağırlıklı olarak dizaynır ürünler satılması... Buranın Macy’s’i olan El Corte Inglés adlı dev mağazada da her şey çok pahalı, bulduğum en ucuz kapüşonlu sweatshirt 35 avroydu. Giyecek konusunda çok iyi ve kaliteli ürünleri birarada bulabilirsiniz ancak çok zengin değilseniz giysi alışverişi yapmak parayı har vurup harman savurmak gibi... Gelgelelim şehirde olağanüstü güzel lokantalar ve cafeler var ve bunların fiyatları hiç de pahalı değil. Örneğin muhteşem bir Americano kahveyi 1,25 avroya içebiliyorsunuz. Bu arada ben donat sevmem ama buranın resimde gördüğünüz Boldu adlı pastane-cafe zincirinin donatı hayatımda yediğim en iyi donattı...


» Müze gezmem hayat gezerim: 
Gittiğim şehirlerde müze gezerim gezmesine ama aslında müze gezmeyi pek sevmem çünkü orada sergilenen nesneleri internetten de görebilirim... Bunun yerine gündelik hayatta kullanılan nesneleri, o nesnelerin insanlarla ilişkisini gözlemlemek, o nesneyi mümkünse kullanmak, karşılaştırmalar yapmak daha keyifli. Örneğin Parodia adlı cafedeki bu sandalye bayıldım, gerçek bir sanat eseri ve ben onun üzerine oturdum, ne büyük bir keyif...



[email protected]

twitter.com/ hidirgevis