• 27.01.2013 00:00

 

Bu köşeyi halka açtım, artık sizindir

Geçenlerde radyocu arkadaşımEsin Anvari ile konuşuyorduk, çeviri haberlerin ne kadar itici olduğuna dair... İtici, çünkü kullanılan dil çok soğuk bir... İkincisi Batılıların bakış açısıyla yazılmış haberler... Bu da hiç hoş değil, biz neden dış dünyayı başkalarının bakış açısıyla tanımaya çalışalım ki... E peki başka toplumları kendi bakış açımızla tanımanın bir yolu yok mu... Var ama bu iş için medya patronlarının ciddi yatırımlar yapması gerekiyor. Bu da zor, Türkiye medyası da dış haberciliğe pek önem vermiyor.

Peki, ne olacak şimdi, oturup saçımızı başımızı mı yolacağız, ben yolmam, her teli çok kıymetli. Bu nedenle konuya ilişkin bir çıkış yolu buldum... Öyle bir çıkış yolu ki geleceğin gazeteciliği bunun üzerine temellenecek.

Her şeyi başından anlatayım. Dünyanın 200 farklı kentinde yaşayan Türkiyelilerden oluşan bir ilişki ağım var. Bu ağı giderek geliştiriyorum. Twitter’da gazeteciler kendi aralarında diyaloglaşıp şöhretlerini cilalarken, ben hiç tanımadığım ama gözüme kestirdiğim ilginç insanları takip edip, onlarla iletişim kuruyorum... Böyle böyle ciddi miktarda bir ilişki bankası oluşturdum. Bu bankayı a haber kanalındaki “Benim Adım Hıdır” adlı programımda değerlendirmeye çalıştım. Beni aşan nedenlerden ötürü çok da istediğim gibi olmadı, ancak çok yenilikçi- devrimci bir yayıncılık akımı başlattık orada. Farklı dünya kentlerine bağlanıp o kentlerin gündemini bizzat orada yaşayan Türkiyelilerden alıyordum. Bir programda altı dünya kentiyle görüntülü- canlı bağlantılar kurabiliyor ve özgün içerik üretebiliyorduk. Habire bildik kellerin ekranla çıkıp vıdı vıdı konuştuğu bir dönemde, biz farklı yüzleri farklı bakış açılarını ekrana taşıyarak Yurttaş Gazeteciliği’ni hayata geçirdik.

Şimdi benzer şeyi bu köşede de yapacağım. Yani burada her zaman her konuda yüksek görüşlerini beyan eden Sayın Hıdır Geviş vıdı vıdı bişiyler yazmayacak. Sizler dünyanın farklı kentlerinden grafiklerinizle, karikatürlerinizle, fotoğraflarınızla, haberlerinizle ve aklınıza başka ne geliyorsa onunla buraya konuk olabilirsiniz. Tanımadığım okurlarla skype üzerinden bir ön görüşme yaptıktan sonra ürününü kullanacağım, güvenilirlik açısından...


İyi ediyorum değil mi... Mezara mı götürücem bu koca köşeyi, siz de yazın ben de yazayım


Kahireli kadınların şoförlüğü...


Funda Caro (Kahire)- 
Kahire’ye geldiğinizde ilk gözlemleyeceğiniz farklılıklardan biri, trafikte araç kullanan kadınların İstanbul’dakinden daha fazla olması. Bu duruma nasıl bir açıklama lazım bilemiyorum: Türkiye’den yaklaşık yedi kat daha ucuz olan benzin fiyatlarıyla mı... Mısırlı kadınların daha iktidar sahibi olduklarıyla mı... Yoksa erkeklerin toleranslı oluşlarıyla mı... En nihayetinde kadınların da etkisiyle trafikte şiddet eğilimi bizden çok daha az. Bu iyi işte. Kaza bile olsa, “haydi yola devam, canımız sağ olsun” eğilimi hayli yaygın.


Akşam yemeği gece 23:00’te yeniyor

Mısır’da, bizdeki gibi bir kahvaltı alışkanlığı yok... Sabah saat 10:00 gibi sandviç yenir. Fool (dürüm arası bakla) ve felafeliyi (bakla köftesi) günün her saati tüketiyorlar... İşyerlerinde öğle arası kavramı yoktur. Saat 12:30’da ya da 13:00’te bir randevunuz olabilir. Genelde mesainin 09:00-16:00 arasında olduğu ülkede öğle yemeğini saat 17-18:00 civarında yerler. Eve dönüş saatine göre akşam ya da gece yemeği saatini siz belirleyin. 23:00 iyi mi? Yok eğer Ramazan ayındaysanız saat 02:00’de, sahurda da buluşulabilir. Nasıl olsa ertesi gün mesai sadece 10:00-13:00 arasında, sorun yok!


Liberaller sokakta, İslami kesim evde


Geçen yıl 25 ocakta, hep birlikte devrimin birinci yılını kutlayan Mısır halkı, bu yıl bölünmüş durumda. 
Tahrir Meydanı ile son dönem gösterilerinin merkezi olan İttihadiye’de (Başkanlık Sarayı civarı) genelde liberaller, solcular ve Hıristiyanlar gösteriler yaparken, İslami kesim bu yıl sokakları televizyondan izlemekle meşgul... Al Ahly isimli ülkenin en büyük futbol takımının taraftarları önceki gün metroyu durdurdular... Göstericiler, devrimin vaat ettiği adalet, özgürlük, demokrasi gibi kavramların içinin boşaldığını düşünüyorlar... Ancak eğrisiyle doğrusuyla, en azından kendilerini daha rahat ifade edebilme özgürlüğüne sahip olduklarının da farkındalar... Tabii kolay değil, yetmiş yıllık tek renk elbiseyi değiştirip renkli demokrasi elbisesini dikmeye, giymeye çalışmak...


Gattaca filminden ilham alan Dior


Niyazi Erdoğan (Paris)- Who’s Next Paris 
fuarı katılımı sırasında, Paris Erkek Moda Haftasını inceleyen Moda Tasarımcısı Niyazi Erdoğan, koleksiyonları bizim için değerlendirdi.

• Paris erkek moda haftasının en beğendiğim beş tasarımcısı söyle sıralayabilirim: 3.1 Philip Lim, Ami, Dior Homme, Dries Van Noten, Givenchy.

• 3.1 Phillip Lim’in koleksiyonu Harley-Davidson’uyla seyahate çıkan bir erkeğin serüveninden esinlenmiş.

• Ami’nin koleksiyonu ise tam bir Parizyen erkeği anlatıyor. Şehir ve ışık ana teması ve Paris sokaklarında genç, modern bir işadamı görüntüsü hâkim.

• Dior Homme’un koleksiyonu Gattaca (1997) filminden ilham alıyor. Fütüristik detay ve malzeme kullanımı ön planda. Filmi izlemediyseniz mutlaka izleyin.

• Driez van Noten dünya gezgini bir bohemi anlatıyor koleksiyonunda. Siluetler bir sabah kalkmış ve üzerine ne varsa giymiş kadar rahat.

• Givenchy ise modern şehirli tavrından hiç taviz vermemiş. Deri detaylar ve dijital baskılar dikkat çekiyor. Baskıların içerikleri ise din ve Robert Mapplethorpe.


Ümit Ilgın Yiğit- İstanbul

Performans ve resimleri ile tanınan sanatçı aktivist sanatçı Ümit Ilgın’ın Dubrovnik adlı fotoğraf çalışması. Ilgın, son dönemde fotoğraflarıyla gençlerin ilgisini çekiyor. Dünya sanat ortamındaguarillartist mahlas ismiyle tanınıyor.



[email protected]

twitter.com/hidirgevis