• 3.02.2013 00:00

 

Bürokraside neden Hıristiyan yok

Bu yazının başlığı kafama takılan kronik sorulardan biriydi hep. Ama bir türlü yanıtı ne diye araştırmadım. Meselenin kafama takılmasının asıl sebebi şuydu, Arap ülkelerindeki bürokratik kadrolarda çok üst noktalara gelen Hıristiyan bürokratlar vardı. Geçen yıl temmuz ayındaki bir intihar saldırısında ölen Savunma Bakanı Davud Racha Hıristiyan’dı, yine Jihad MakdissiDışişleri sözcüsüydü. Saddam döneminin Irak Dışişleri Bakanı Tarık Aziz Katolik bir Hıristiyan’dı. Eski Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Mısırlı Boutros Ghali Hıristiyan’dı... Daha pek çok isim var.

Peki, onlar da neden var da bizde neden yok? Hemen masabaşı gazeteciliğimi konuşturdum ve tarihçi dostum sevgili Mehmet Ö. Alkan’ı aradım. Alkan 1856 Islahat fermanıyla birlikte Müslüman olmayanların da Osmanlı bürokrasisine ve orduya alındığını söyledi. Cumhuriyet dönemine gelindiğinde ise bu konuda yasal bir mevzuat yok ama millileştirme ve Türkleştirme nedeniyle Müslüman olmayanlar bürokrasiye girmemişler, hatta baro ve ticaret odalarında bile sayıları azalıyor. Bu nedenle Cumhuriyet döneminde açık Hıristiyan bürokrat göze çarpmıyor.

Peki, Ortadoğu ülkelerinde durum nasıl? Bir kere Lübnan’ı geçmek lazım, orası zaten Müslüman olduğu kadar Hıristiyan bir ülke, hâliyle Hıristiyan bürokratlar her daim oldu. Diğer Ortadoğu ülkelerindeki durumu ise İstanbul Üniversitesi öğretim görevlisi Erhan Keleşoğlu’na sordum. Keleşoğlu, Arap milliyetçiliğinin Hıristiyanlığı da kapsayan bir kavram olduğunu, dolayısıyla Hıristiyanların bürokraside rahatlıkla varolduklarını belirtiyor. Hatta Arap milliyetçiliğinin entelektüel mimarları arasında Hıristiyan Araplar ağırlıkta... Bu anlamda Araplar bizden daha seküler. Ayrıca azınlık Hıristiyanlar için toplumda yükselmenin en önemli yolu eğitim. Bu nedenle azınlıklar eğitime daha çok önem veriyor ve yükseliyor. Mısır’da Ghali ailesi bürokrasiye pek çok isim yetiştirdi örneğin... Ancak son savaşlarla bu sosyolojik yapı çözülüyor. Irak’ın işgali, Suriye’deki iç savaş ve Filistin’deki durum nedeniyle Hıristiyanlara saldırılar arttı ve ülkelerinden göç etmeye başladılar.

Peki ya şimdi... Neden bizde Hıristiyan ya da Yahudi bürokrat yok, yoksa var mı?


Oxford İngilizcesi konuşan, çağdaş ve geleneksel Hindistan


» Leyla Alaton, işkadını, (Yeni Delhi, Hindistan)- 
Hindistan’a dördüncü gelişim bu. İlk defa 20 sene evvel gelmiştim. Bu gelişimin esas amacı Christie’s Müzayede Evi’nin VIP’leri icin düzenlediği özel geziye katılmak içindi. Hindistan’ın Delhi kentinde 24 ülkeden yaklaşık bin sanatçının katıldığı 5. Sanat Fuarı (India Art Fair), geçtiğimiz perşembe günü başladı ve bugün son buluyor. Bu vesilesiyle muhteşem bir programa katıldım. Dünya çapında özel koleksiyonerler, evlerini açıp koleksiyonlarını bizimle paylaştılar. Elbette hepsi Hindistan’ın çok özel ailelerinden, çok büyük sanayici ve ekonomiye en büyük katkıyı sağlayan aileler.


Dünyadaki yeni trend zenginliği sanata, kültüre yönlendirerek hem destek vermek hem de dünya çapında ülkelerini ve sanatçılarını tanıtmak.
 Hakikaten de bu sefer bambaşka bir Hindistan gördüm. Çok iyi eğitimli, Oxford İngilizcesi konuşan, bir o kadar da gelenek ve göreneklerini dışlamayan, çağdaşlaşmasını destekleyen bir topluluk.

(Eser: Sanatçı Subodh Gupta’nın... Kontrol Hattı adlı çalışması.)


Amerikan hapishanelerinde dindarlık


» Ayşegül Yönet, Grafiker, (Silikon Vadisi, Kaliforniya)-
 Faith in the Big House(Hapishanedeki inanç) adlı belgesel filmin animasyonlarını yapmak büyük keyifti. Ayrıca ödüllü yönetmen Jonathan Swartz’la çalışma fırsatı bulduğum için de kendimi şanslı hissediyorum. 2011 yılında yaptık filmi. İnternetten satın alıp izleyebileceğiniz film, Amerika’nın çok bilinmeyen bir yönünü göstermesi açısından ilginç... Faith in the Big House, hapishanelerde yürütülen dinî programların çarpıcı bir gözlemi. Belgeselde çeşitli suçlardan Louisiana hapishanesinde yatan altı suçlunun gözünden, yöredeki kiliseler tarafından yürütülen dine çağırma programlarının hayatlarına etkisini görüyoruz. Bir şov gibi hazırlanan programların perde arkasına da şahit oluyoruz. Kendi ailelerinden kopmuş suçlular, kilise gönüllüleri tarafından şarkılarla karşılanıyor. Tekrarlanarak mükemmelliğe ulaştırılmış konuşmalar sonrası, küçük çocuklar tarafından yazılmış sevgi dolu mektuplar veriliyor. Kapanış sahnesi olarak da tekrar vaftiz edilerek günahlarından arınmış hissettiriliyor. Bir kısım suçlu aradığı yakınlığı ve içtenliği bu programlarda bulurken, diğer bir kısım da hapishane ortamından kısa süreliğine kurtulmak, daha iyi bir suçlu olarak gözüküp aftan faydalanmak gibi avantajların farkında... Pek göze çarpmayan en önemli sorunsa, bu dinî programların suçlulara meslek edindirme programlarının yerini alması ve de katılımcılarının uzun vadede tekrar suç işleme oranını düşürmemesi.


Karnavala dönüşen Rugby oyunları


» Süleyman Günay, Öğrenci, (Wellington, Yeni Zelanda)- 
Yeni Zelanda’nın başkenti Wellington’ın yıllık en büyük spor etkinliği Rugby Sevens başladı. Her yıl şubat ayının ilk haftası gerçekleşen Sevens etkinliği bir karnaval aynı zamanda. Oynanan Rugby maçlarından ziyade insanların giydikleri ilginç ve renkli kostümleri ve makyajlarıyla eğlenmeleri etkinliğin asıl amacı. Maçlar başlamadan önce şehir merkezinde yapılan eğlenceler ardından kadını- erkeği, genci- yaşlısı kalabalık bir güruh, rengârenk kostüm ve makyajlarıyla stadyumda maçı izliyor.Şehir merkezinde yapılan eğlencelerde etkinliğe katılanlar podyumda yürüyerek kostümlerini sergiliyorlar ve etkinlik sonrası yılın en iyi, en ilginç kostümü seçiliyor. Hâliyle, farklı şehir ve ülkelerden gelen insanların da büyük ilgisini çeken bu etkinlik, görsel bir şölene dönüşüyor.


Halka danışan demokrasi

Yeni Zelanda’nın sevme nedenlerimin başında, demokrasinin sözde kalmaması ve hükümetlerin halktan kopuk hareket etmemesi geliyor... Mesela hükümet, çeşitli konularda kararlar almadan önce gerektiğinde halkın fikrini alabiliyor.

Bu konuda çok güncel bir örnek vereyim. 2011 Christchurch depremi sonrasında hükümet eski binaların depreme dayanıklı hâle getirilmesi için önemli çalışmalar başlattı ve bu çalışmalar hâlâ da devam ediyor. Başkent Wellington’da tarihî binaların depreme dayanıklı hâle getirilmesi konusunda hükümet şu anda bir karar aşamasında ve karar alırken halkı da buna dâhil etmeye çalışıyor. Neticede binaların yenilenmesinde kullanılacak para halkın ödediği vergilerden geliyor. Medyadan yapılan duyuruya göre önümüzdeki günlerde şehir merkezinde, Civic Square isimli meydandaki Michael Fowler konser salonunda bir forum düzenlenecek ve halkın fikri sorulacak.



[email protected]

twitter.com/hidirgevis