• 10.02.2013 00:00

 

Neşesi kaçık sıkıcı Kürt müzisyenler

Peşin peşin söylemekte hiç bir sakınca görmüyorum. Kürtçe müzik yapan pek çok müzisyeni iki şarkıdan sonra bırakıyor ve bir daha da zor dinliyorum. Onların o bir türlü vazgeçemediği geleneksel Kürt müziğinin boğucu ögeleri, ezgilerindeki ve sözlerdeki ağır acı ve keder, yeniklik, pasif yakınma beni çok sıkıyor. Bu nedenle epeydir düşünüyorum.Türkiye’de Kürtçe-Türkçe müzik yapan Kürt müzisyenler neden hâlâ bu drama psikozundan çıkmadı diye. Öyle ya bazı şeyler baki kalsa da Kürtler için pek çok şey değişti Türkiye’de.

Sadece Türkiye’de değil, Avrupa’daki Kürtlerin sosyolojik yapısında önemli yapısal dönüşümler yaşandı. Ancak bu dönüşümler Avrupa’da evet ama Türkiye’de hâlâ Kürt müziğine yansımadı. Bu nedenle kendilerini sol çizgide gören çok tutucu bir Kürt müzisyen kalabalığı var Türkiye’de... Yeni kuşağı temsil edecek, onların sesini, duygularındaki karmaşayı, kültür çatışmasını, seksüel dünyalarını, belki neşe ve iyimserliklerini ya da hallerinden memnuniyetlerini yansıtacak, içlerindeki çekingen enerjiyi dışarıya atmalarına yardımcı olacak Kürtçe müzik yapan müzisyenler göremiyorum ben.

Geçen yaz Diyarbakır’a gitmiştim. Önce okurum şimdi arkadaşım olan Hamdullah Güleken bana yeni gelişen mahalleleri gezdirdi. Kayapınar 75. Yol üzerinde 250 milyardan başlayan lüks daireler var. Buralardaki konforlu odalarda yeni bir kuşak yetişiyor. Diyarbakır caddelerinde babalarının cipleriyle fing atıyor gençler, okul turlarıyla yurtdışına çıkıyorlar, sıkça seyahat ediyorlar. Bu nedenle şöyle düşünmüştüm: Bir gün gerilla kente inip bu caddelerde yalnız ve hiçbir şeysiz yürüdüğünde kendini nasıl hissedecek acaba. Kürtler için savaştığını söyleyenler ve yeni jenerasyon Kürtler arasındaki yarık üzerinde düşünülmeye değer. Bu anlamda Kürt müziği yapan müzisyenler ile yeni kuşak kentli Kürt gençler arasında da benzer bir yarılma sözkonusu.

Geleneksel ezgilerle çok yaratıcı ürünler ortaya çıkaranlar ya da bu ezgileri modern bir müzik diline çevirmeye çalışarak son derecece kendini özgü yapıtlar ortaya koyanları ayrı tutuyorum: Şivan Perwer, Metin Kemal Kahraman kardeşler, Ciwan Haco, Aynur Doğan ve Bajar gibi... Hani çok da lafı dolandırmayayım, asıl söylemek istediğim şu: Neden modern anlamda başarılı-popüler bir Kürtçe pop, rock, new age müzik yapan müzisyen yok?

Avrupa’da var ama... Sıralayayım ve yazıyı bitireyim... Kuzey Irak Kürdü olan Darin İsveç’te yaşıyor,romantik popun İsveçli Enrique Iglesias’ı, İngilizce söylüyor, çok genç ve başarılı. Kat De Luna gibi dünya starıya ortak bir parça bile yaptı. L.S (Losing Space) temiz ve şeker çocuklar olmaları nedeniyle biraz Backstreet Boys havaları var ama harmonik pop değil, popla karışık hip hop söylüyorlar... Onlar da İngilizce söylüyor ama araya Kürtçe nakaratlar da sığdırıyorlar.Almanya’da yaşayan İran asıllı bir Kürt aileden gelen 73 doğumlu hip hop yıldızı Azadvar. Almanca söylüyor. Şarkıları Alman müzik listelerinde hep üst sıralarda yer alıyor. Xatar da ünlü bir satr. Bir başka hip hop yıldızı ise Serhado. Çok yetenekli ama diğerleri gibi ünlü değil. Aşırı politik, Kürtçe hip hop yapıypr. Parçalarına Kürtçe formları ustaca yerleştiriyor. Genç ve politik bir kitleye hitap ediyor. İstanbul, Adana ve İzmir varoşlarında yaşayan Kürt gençler ona bayılıyor.Bir de Türkiye’den Avrupa’ya yetişkin çağda gidenler var: Onlar hâlâ Türkiye’deki mantaliteleriyle oradalar. Örneğin Şener Yıldız... 90’ların özgün müziğini biraz pop bir dille söylüyor. Şimdilik pek ışıltısı yok ama çabası güzel... Süleymaniye doğumlu olup Norveç’e göç eden Dashni Moradvar. Kürlerin Shakirası olarak anılıyor. Arap dünyasında da tanınıyor...


Ünlü şefler okul kantininde pişiriyor


» Defne Koryürek, Slow Food Fikir Sahibi Damaklar lideri, (Bra, İtalya)-

2013 yılında İstanbul’da gerçekleşecek iki çok önemli Slow Food etkinliği ile bağlantılı bir dizi toplantıya katılmak üzere geçtiğimiz haftayı İtalya’nın Bra şehrinde geçirdim. Slow Food hareketin doğduğu bu şehir burası. 1500 yerel birime ve 100 bine yakın üyeye sahip olan Slow Foodhareketinin merkezi olan Bra, ta Roma’ya dayanan şehir düzeni, dar, arnavutkaldırımı döşeli sokakları ve iç avlulara bakan iki üç katlı binaları ile çok güzel bir şehir. 

Şimdi, asıl gelmek istediği nokta şu: Slow Food’un Pollenzo’daki Gastronomik Bilimler Akademisi’nin kantininde başlatılan yeni bir uygulamayı anlatmak istiyorum: Bu uygulamada, dünyada nam salmış 25 şef, bir hafta süreyle işini gücünü bırakıp, sözkonusu kantine geliyor ve bilabedel çalışarak, toplamda 5 avroyu geçmeyecek bir menü çıkartıyor.

Öğrencileri arasında Türkiye’den çocuklarımızın da bulunduğu okulda parametreler belli: ürünler yerel olacak, mevsimsel olacak, üreticisinin usulleri Slow Food ilkeleri ile örtüşecek, rakam aralığı öğrencilerin bütçesine uygun olacak ve yemekler artık yaratmayacak! Ben Giorgio Locatelli’ye denk geldim! Bilen bilir, işletmesi Londra’nın “en iyi İtalyan” lokantası sayılır. İki yardımcısı ile gelmiş, onlar da bilabedel çalışıyorlar ve okulun kantinini işleten üç şefle beraber yemek çıkartıyorlar.Karabuğdaydan yapılma bir erişte yedim, bölgenin Castelmagno peyniri, lahana ve patatesi katılmıştı. Son derece İtalyan, son derece yerel, fevkalade lezzetli ve ekonomik bu yemeğin yanında salata ve bir de tatlı eşlik ediyordu ancak porsiyon o denli doyurucu ve keyifliydi ki, tatmakla yetindim. Yemeğime eşlik eden Petrini ve Locatelli hemen sürekli bölgenin üreticilerini konuştular. Dinlemesi dahi nefes kesiciydi, sohbetlerini! 

Beni bu proje bir sürü bağlamda etkiledi. En ilham alınası bulduğum şey ise, Locatelli gibi namı yürümüş bir şefin bile, zanaatını, cüzdanı delik öğrencilerin imkânlarına göre konuşturabilmesi.

Şimdi bize, bu projenin açacağı kapıları hayal etmek kalıyor... Ve kimbilir, belki de, kendi versiyonumuz bir projeyi de hastane, fabrika ya da okulda inşa edebiliriz.



[email protected]

twitter.com/hidirgevis