• 17.02.2013 00:00

 

Gunjani Afrika

Hâlâ New York’tayım ve bu nedenle zihnimi organize edip Cuma günkü tek sütunluk yazımı yazamadım. Durum değişmedi. Bu nedenle bugün bu köşeyi çok sevdiğim bir isimle başlatıyorum: Sevgili Kemal Sayar... Kendisi beni kırmadı ve Güney Afrika’daki gezisi sırasında bu yazıyı yazıp gönderdi. Keyifle okuyacaksınız. Nermin Yıldırım’ın yazısını da öyle. Şimdi aradan çekileyim...


» Prof. Dr. Kemal Sayar- Psikiyatrist- (Güney Afrika)- 
Cape Town’dan Johannesburg’a uçan “dünyanın en matrak havayolu”Kulula Airlines’ın uçağının tekerlekleri piste değdiğinde pilot anonsa başlıyor, “Kıymetli yolcular, şey havaalanına hoşgeldiniz...” Neden sonra birden durup fısıldayarak yanındakilere soruyor, “Where are we? Where are we?” “Neredeyiz? Neredeyiz?” Uçaktan bir kahkaha tufanı boşalıyor. Yüzümüzde kocaman bir gülücükle uçaktan iniyoruz. Az önce kemerlerin kısalığından yakındığım hostes bana iyi bir diyetisyen önerebileceğini söylemişti. Afrika bütün acı ve dertlerinin yanında işte biraz da bu neşede saklı. O neşe, teneke mahallelerde bile şaşırtıcı bir şekilde yolunuza çıkabilir ve size hayat coşkusunun maddi dünyanın varlığından bağımsız olduğunu fısıldar.

Güney Afrika’nın sokaklarında yürüyen, dolaşan, gezinen beyazlara nadiren rastlıyorsunuz. Onları alışveriş merkezlerinde, beyaz gettolarında bulabilirsiniz. Caddelerin yanısıra yürüyen, üşenmeden onlarca kilometre yol teperek evlerine ve işlerine giden siyahlar bütün ülkede neredeyse uzun bir şerit hâlinde akıyorlar. Uzun süren istibdat rejiminden sonra ülkenin direksiyonuna onlar geçmiş durumda ama biraz komplocu bir bakış, yargının ve yeraltı zenginliklerinin hâlâ şanslı beyazların elinde olduğunu söyleyecektir. Güç ve para, her yerde insanları bozmaya devam eder ve Güney Afrika’da servet; dışı siyah içi beyaz “hindistancevizi” yeni kadroların eline geçerken yoksullar yoksulluk mesaisini sürdürür. Apartheid yıllarında bir siyahın kaldırımda karşıdan gelen beyaza yol vermek zorunda olduğunu, o geçene dek başı önüne eğik, efendim diyerek onu selamlamak mecburiyetinde bırakıldığını hatırlarsanız durum daha da karmaşıklaşır. Hatta Mandela’nın bile, “ben bunun için 27 yıl hapis yatmadım...” dediği rivayet edilir.

Çok az seyahat bana bu kadar esin vermiştir. Gerek vahşi hayatın hüküm sürdüğü milli parklarda yaptığımız safarilerin ruha usulca yaydığı adrenalin, gerekse de yoksul mahallelerinde tanık olduğumuz coşku ve neşe, uzun yıllar belleğimizde asılı kalacak. Cape Town’ın Müslüman mahallesinde buğulu bir makamla okunan ezan, dillere ve dinlere hürmeti anayasasına şiar edinmiş bir diyarı bize hatırlatacak.

Ana yoldan saparak köylere doğru yol alırken karşımıza açık havada pazar ayini için toplanmış yeşilli beyazlı bir grup çıkıyor. Mümin kalabalığa hitap eden coşkulu rahip adeta psikoterapi şov yapıyor. Onlara dertlerini unutturabilecek, maneviyatlarını güçlendirecek güçlü sözlükler söylüyor. O gün karşılaştığım bir Zulu kızına ülkede köy doktorlarına, büyücü/rahip sağaltıcılara rağbetin sebebini soruyorum. “Onlar çünkü bizi dinliyor ve anlamaya çalışıyor” diyor.

İktidarın görece kansız bir biçimde el değiştirebildiği, Mandela simge isminin etrafında yepyeni bir“anlama kültürü” oluşturmuş, hakikat ve uzlaşma komisyonları marifetiyle geçmişle hesaplaşabilmiş bir ülkede, hayat bütün arızalarına rağmen, “sessiz büyük çoğunluk” için gevşek ve rahat bir tempoda akıp gidiyor. Güney Afrika, güvenlik paranoyasından azıcık sıyrılıp dokusuna karıştığınızda, size içinde sakladığı kederi de neşeyi de cömertçe sunuyor. “Gunjani Afrika!”


İspanya’da kriz ve silahlanan Noel Babalar


» Nermin Yıldırım- Yazar- (Barselona, ispanya)- 
Yeni yılın ilk günlerinde Barselona’daki evimin karşısındaki markete iki silahlı soyguncu girdi. Olayı benim açımdan ilginç kılan şey, soygunun evimin birkaç adım ötesinde gerçekleşmesinden ziyade, şekliydi. Soyguncular tam da filmlere yaraşacak bir seçim yaparak Noel Baba kostümleri giymişlerdi. Nihayetinde biri yakalandı, diğeri ise motosikletine binip olay yerinden kaçtı. Geriye ekonomik krizin yol açtığı işsizliğin, yoksulluğun, insanları getirdiği noktaya dair uzun sohbetler kaldı.

Evvelce çok çok geyikle gezen ve evlere bacadan girmek dışında hiçbir yasadışı işe bulaşmamaya özen gösteren Noel Babaların motor binip silah kuşanmaya başladığı İspanya’da işsizlik oranı yüzde 29’lara varmış durumda. Genç nüfusta durum daha da fena. Her dört gençten biri işsiz. Ülkelerinde kendilerine bir gelecek çizemeyen bu gençler, Avrupa’da çaresizce gezerek iş ve yeni bir hayat ihtimali arıyor. İtalyanlar İspanya’da İspanyollar İtalya’da, bu umudun peşinde dolaşıp duruyor.


Krizin faydaları

Kriz İspanya’da hayatı alabildiğine zorlaştırıyor. Vatandaş işsiz kalıyor, hükümet acı reçetelerine her gün bir yenisini ekliyor, sağlık, eğitim harcamalarından ardı ardına kesintiler yapılıyor, bankalar kredi ödeyemeyen mükelleflerin evlerine el koyuyor. Velhasıl ülke kan ağlıyor. Ama canavar kriz, bazen de iyi şeylere vesile oluyor. Mesela bugüne kadar açlığın sadece zaten aç doğan, bildiğimiz, tanıdığımız hayatla pek bir alakası olmayan bambaşka bir sınıfın problemi olduğunu düşünenler, açlıkla tanışıyor. Bunun neresi iyi demeyin, açlıkla tanışanlar daha evvel görmezden geldikleri açlarla da tanışıyor. Mahallelerde komşuların hep birlikte pişirip hep birlikte yediği dayanışma çadırları kuruluyor. Zenginden fakire yapılan yardımlar, yerini kolektif ve yeni bir çabaya bırakıyor. Sonra, evlerinden çıkardıkları mağdurlardan bile para talep etmeye devam eden bankaların suyu yavaş yavaş ısınıyor. Evvelce bu işlere bulaşmaya hiç gerek duymamış ama yaşanan süreçte ister istemez politize olmak durumunda kalmış insanların da desteğiyle, bu uygulamanın son bulması için önemli adımlar atılıyor.

Görünen o ki İspanya’daki halklar, bellerini asıl bükenin kriz değil, inceldiği yerden kopmaya yüz tutmuş ekonomik sistemin bizzat kendi olduğuna kanaat getiriyor. Franco zamanının solcuları, bugün doksanına merdiven dayamış dedeler, nineler bile, yıllar sonra yeniden sokaklara çıkıyor. Bile dediğime bakmayın, sokaklar kimseye onlara yakıştığı kadar çok yakışmıyor.

Velhasıl krizin aksakallı Noel Babalara bile silahlı soygunlarda cirit attırdığı İspanya’da, ekonomi bozuldukça muhalefet yepyeni bir boyut kazanıyor. Diyebiliriz ki İspanya halkları uyanıyor...


Bir not
; Unutma Beni Apartmanı ve Rüyalar Anlatılmaz adlı romanların yazarı Nermin Yıldırım’ın mayıs ayında Doğan Kitap’Tan yeni bir romanı çıkıyor, haberiniz olsun.



[email protected]

twitter.com/hidirgevis