• 27.02.2013 00:00

 

Tuhaf insanların akrabası Mozart

Salzburg’dan ayrılıyoruz. Şu an bir otobüsün içinde, kıvrımlı dağ yollarından ilerleyerek, göl kenarında küçük bir kasaba olan Hallstatt’a doğru ilerliyoruz... Hallstadd’ın dillere destan masalsı güzelliğini merak ediyoruz...

Sabah başlayan kar, doğayı öyle güzel örtmüş ki... Çam ağaçları, dar yollar, biraz pus... Her şey barışçı, dingin yani meditatif... Avusturya’nın Salzburg kentini geride bırakırken zihnimde en çok kendini tekrarlayan sözcük; Mozart. Bu öncelik hem onun cömertliğinden hem de kendi olma cesaretinden kaynaklanıyor. Cömertliğini şöyle açıklayayım: Kentin en büyük meydanında bir Mozart heykeli duruyor ve bu Mozart heykeli ölümünden 50 yıl sonra yapılmış. Yani bu dâhiye hak ettiği değer 50 yıl sonra veriliyor. Yaşarken pek çok sıkıntı çekiyor oysa ve 35 gibi genç bir yaşta hayat onunla olan bağlarını koparıyor... İyi sanatçının kaderi böyle... Politikacıların yaşarken heykeli yapılır, sanatçıların ise öldükten sonra...Ancak geride kalanlar, politikacı ölür ölmez nasıl edelim de bu heykelleri yıkalım derdine düşerler... Sanatçıların heykeli ise bir kere dikildikten sonra ilelebet korunur, yıllar geçtikçe o heykelin değeri de ağırlaşır... Politikacılar yaşarken güçlerinin sefasını sürerler, sanatçılar ise yaşarken sürünürler. Gerçi eskiden öyleydi diyebilirsiniz. Bir bakıma doğru da... Şimdi sanatçılar çok zengin de olabiliyor ama hâlâ çoğu yoksulluktan ve işsizlikten kaybolup gidiyor...

Şimdi Mozart’ın cömertliğine gelelim... Yaptığı müzik, daha o hayattayken, kendisinin zengin bir hayat sürmesini sağlamadı ama 1791 yılındaki ölümünden yüzlerce yıl sonra, doğduğu kenti zenginleştirdi. Mozart olmasaydı bugün Salzburg bu kadar bilinmeyecekti, dünyanın dört bir yanından milyonlarca turist orayı ziyaret etmeyecek ve para bırakmayacaktı. Salzburglular bugün Mozart sayesinde ekmek yiyor, müreffeh bir hayatları var...

Mozart’ı bana sevdiren, onunla ruh akrabası olmamı sağlayan özelliği ise kendi olma cesareti. Tam ne demek bu, söyleyeyim: Sadece Salzburg’ta değil, dünyanın ört bir yanında “tuhaf adam” olarak bakılan insanlara, kendini iyi hissetme cesareti ve özgüvenini miras bıraktı Mozart... Yaşını başını almış bir adam düşünün, dâhi bir müzisyen ancak olmadık yerde neşeli kahkahalar atıyor, akranları gibi hiç de “ağır” ve “ciddi” davranmıyor, çocuk gibi davranıyor, bildik kalıplara sığmıyor... Onun bu yönü, benim gibi hiç büyümeyen yetişkinlerin kendilerini iyi hissetmelerine yardımcı oluyor. Teşekkürler Mozart.


THY dünyayla entegrasyonu kolaylaştırıyor

THY basın sözcüsü Ali Genç sayesinde Avusturyalı ünlü işadamı Atilla Doğudan ile tanışma fırsatı buldum. Kendisi Türkiye asıllı. Viyana’nın merkezinde Do&Co adlı hoş bir lokantası var. Oradaki buluşmamızda entegrasyon ve empati üzerine sohbet ettik. O da benim gibi Avrupa devletlerinin, ülkelerindeki yabancı göçmenlerin entegrasyonu konusunda başarısız olduğunu düşünüyor. Bu konuda bir önerisi de var. Avrupa hükümetlerinin kendi ülkelerindeki yabancı dil derslerini, o dilin konuşulduğu ülkelerde doğmuş insanların vermesi gerektiğini söylüyor. Örneğin Alman bir öğrenci, İspanyol bir öğretmenden İspanyolca öğrendiğinde, sadece dili daha iyi öğrenmiş olmaz, aynı zamanda İspanyol kültürüne de yakınlık duymaya başlar, ısınır... Bu ısınma, iki kültür arası pozitif kaynaşmayı kolaylaştırır. Aslında Türkiye’nin de uygulayabileceği bir öneri bu. İşsizliğin giderek arttığı Avrupa ülkelerinden İngiliz, İspanyol, Alman, Fransız öğretmenler ithal edilebilir... Böylece hem çocuklarımız yabancı dili daha iyi öğrenir hem de yabancılara karşı önyargılarımızdan, Batılılara karşı ezikliğimizden ve bunun verdiği tepkisellikten kurtulmuş oluruz çünkü bu defa işveren bizi, onlar değil.

Giderek globalleşen Türkiye’nin bu konuda önünü daha da açmak ve dünyaya entegrasyonunu daha da kolaylaştırmak lazım. Bu nedenle sadece Türkiye eğitim sisteminde değil, her alanda faaliyet gösteren Türkiyeli şirketlerde elden geldiğince çok yabancı çalıştırmaya dikkat etmeli. Bu girişim, Türkiyeli şirketlerin dünyadaki rekabet gücünü de arttıracak bir adım olur. Nitekim THY’nin ikinci kez Avrupa’nın en iyi havayolu şirketi seçilmesinin sırlarından biri de buDünya çapında 16 bin çalışanı olan THY’nin yaklaşık bin çalışanı yabancı uyruklu... Avusturya’da tanıştığım Rudolf Leban da bu yabancılardan biri. THY Viyana’nın marketing operasyonlarını o yürütüyor, hem o THY için çalışmaktan memnun hem de THY yetkilileri onunla çalışmaktan memnun. NitekimTHY’nin 28 mayıstan itibaren haftada dört kez Salzburg’a direkt uçuş gerçekleştirecek olmasında onun payı da büyük...



[email protected]

twitter.com/ hidirgevis