• 3.03.2013 00:00

 

Onlar oryantalist siz oksidentalist

Geçenlerde bir arkadaş grubu içinden biri, bana bakarak şöyle bir laf etti: “Ben Amerika’da senelerce kalsaydım koca bir otelim olurdu ve içini de Amerika’dan gelen arkadaşlarım doldururdu.”Allah allah dedim içimden... Bu meselenin üzerini şimdilik gazete kağıdıyla örtüp, bırakıyorum ve devam edelim...


Argo
 filmiyle ilgili karşılaştığım insanlar arasında bir kamuoyu yoklaması yaptım. Onlara “Bu filmi nasıl buldunuz?” deyince verilen cevaplardaki ortak noktalardan biri şuydu: “Ya abi adamlar çok Amerikan gözünden bakmışlar, onların çıkarlarıyla bakmışlar İran’daki meseleye.”

Kafam karışmıştı... Zihnime bir aydınlık düşsün diye internetteki Wikipedia ansiklopedisinden sonra ikinci başvuru kaynağım hâline gelen Reha Muhtar’ın köşesine baktım. O da bir arkadaşıyla konuşmuş Argo filmini... Arkadaşı demiş ki “O çok sevdiğin George Clooney’e dikkat”... Clooney filmin yapımcısıymış ve bu adam Amerikan’ın Sudan’daki resmî politikalarının arkasındaymış. En İyi Film Oscar’ı da Amerika’nın bugünlerde hedefi olan İran’daki rehine kurtarma operasyonunu anlatan Argo’ya verilmiş, bu dikkat çekiciymiş. Michelle Obama’nın ödülü vermesi de ayrı bir dikkat çekici noktaymış. Noktalardan geçilmiyor yani.

Hemen ben de bu filmle ilgili bir noktaya dikkat çekip meseleyi düğümleyeyim. Argo, ortalama bir film... Öyle sinsi siyasi mesajları falan da yok. Buna rağmen İran’ın filme kızması, Reha Muhtar’ın komplo kompostosu yapması, çevremdeki insanların filmden bu kadar şüphelenmesi ve misyonlandırması ve arkadaşımın benle ilgili o tuhaf beklentisi, ortak bir zihniyetin ürünü. Bu zihniyetin adı şu: Oksidentalizm.

Hani biz dünyanın doğusunda yaşayanlar, özellikle Ortadoğu Müslüman coğrafyasında yaşayanlar, oryantalizmden şikâyet eder dururuz ya... Yahu bu Batılılar bize belli şablonlarla bakıyor, bizi anlamıyor, şöyle de böyle de diye... Bu yakınmalar konusunda haksız da değiller. Ama biz de Hıristiyan Batı’ya aynı mantıkla bakıyoruz: Her yaptıklarının altında bir hainlik aramak, işbirliği yapılırken dikkat edilmesi gereken toplumlar olarak görmek vs... Örneğin New York’a ağaçlarından dolar toplanan, her gece bir başkasıyla yatağa girilen bir şehir gibi bakanlar var... Bütün bunlar da biz Doğu toplumların karşı oryantalizminden yani oksidentalizmden kaynaklanıyor. Ne diyeyim, Allah her iki tarafa da yardımcısı olsun.


Grand Central, bavul ve 100. yıl


» Semih Fırıncıoğlu, yazar, besteci- (New York, ABD)-

İnsanoğlunun aklıyla fazlaca böbürlenmesi tepenizi attırdığında, bavulun altına tekerlek takmayı tekerleği icadından en az 5.500 yıl sonra akıl edebilmiş olduğunu hatırlatabilirsiniz.

Eminim dünyanın her yerinde 1970’ler ve öncesinde doğmuş her kişinin tekerleksiz bavul işkencesinden geçmişliği, sakatlanma ve fıtık tehlikesiyle tanışmışlığı vardır. Bavula tekerlek takma fikri ilk kez 1971’de, iki yıl önce vefat eden Bernard D. Sadow’un aklına gelmiş. Nasıl mı? Yerinden kalkmaz iki bavulla kan ter içinde havaalanına gelmiş, bakmış bir işçi tekerlekli büyük bir makineyi iterek götürüyor, bu bavulların altında da öyle tekerlekler olsaydı ne iyi olurdu diye düşünmüş. O kadar. 1972’de patentini almış, ömrü boyunca da tekerlekli bavul yapan şirketler patent hakkını tıkır tıkır ödemişler.

Tekerlekli bavul imalatı 70’lerin ilk yarısında başlamış ama hem milletin kabullenmesi hem de dört tekerleğin dördünün de uçak, otobüs bagajından parçalanmadan çıkacak sağlamlıkta yapılabilmesi 10-15 yıl çekmiş. Şu anda standartlaşmış olan, kulpu çekince uzayan, iki tekerlek üzerinde giden bavul/çanta patentinin tarihi: 1987. Onu da bir pilot akıl etmiş.

*

Bu konunun Hıdır’ın köşesinde işi ne? Şu: Bu yıl New York’un gözbebeği tren istasyonumuz Grand Central Terminal’in 100. doğum yılını kutluyoruz. İstasyonda bu yüzyılı özetleyen harika bir sergi açıldı, onu görmeye gittim, baktım ki bir yana eski tekerleksiz bavullardan bir enstelasyon yapmışlar. Serginin geriye kalanında bu muazzam binayı ve tünelleri yapmak için kullanılan bin bir yöntem ve teknolojiyi okuyup izledikten sonra, bir yolcu için en vazgeçilmez sayılan bu nesnelerin ilkelliği daha da inanılmazlaşıyor. Tekerleksizlikleri bir yana, koskoca gövdelere takılmış küçücük kulplar sanki taşıyanın elini haşat etmek ve üç yolculuktan sonra kopmak üzere tasarlanmış. Yarı duygulanıp yarı hayıflanarak tren, otobüs garlarında, havaalanlarında nefes nefese bavul sürükleyen, kaldıran, indiren insanlar geçiverdi gözümün önünden.

New York’ta olanların ya da yolu bu taraflara düşeceklerin sergiyi kaçırmamalarını tavsiye ederim. 15 martta kapanıyor.



[email protected]

twitter.com/hidirgevis